Fındıkta aynı sepet yanlışı

Fındıkta yıllardır uygulanan fiyat politikasıyla zenginlik üretilemez. Aksine, özellikle coğrafi yapısı ve iklim koşulları gereği fındık üretiminin adeta zorunlu olduğu Giresun’da üreticinin daha da fakirleşmesine yol açar.

Çünkü ortada gerçek anlamda bir fiyat politikası yoktur.

Türkiye’de yetişen onlarca fındık türü; çakıldak, delisava, foşa ve diğerleri… Hepsi, dünyanın en kaliteli ürünü olarak kabul edilen Giresun kalitesi ile aynı sepete konuluyor. Ortaya çıkan karışım için tek bir ortalama fiyat açıklanıyor. Sonuç ne oluyor? Daha yüksek olması gereken Giresun kalite fındığın fiyatı, diğer kalitelerin seviyesine çekiliyor.

Kalite cezalandırılıyor, sıradanlık ödüllendiriliyor.

Daha da çarpıcı olan şu: Giresun’daki üretici kuruluşları yaklaşık 30 yıldır bu uygulamaya öncülük ediyor ve sürmesi için çaba harcıyor. Bu sistemde sepetteki her tür eşit şekilde desteklenmiş sayılıyor. Diğer bölgelerde daha düşük kalite ama daha yüksek verimle üretim yapanlar da, menfaatleri gereği bu düzeni destekliyor.

Ezber cümle şu:
“Ülkenin neresinde üretilirse üretilsin, arz fazlası her tür fındık devlet tarafından açıklanan fiyatla satın alınmalıdır.”

Peki bu yaklaşım üreticiyi gerçekten koruyor mu?

Veriler ortada. Son yıllarda fındık alanları sürekli artıyor:

Yıl Fındık Alanı (ha)
2017 ~706.667
2018 ~705.000
2019 ~734.000
2020 ~734.725
2021 ~734.725
2022 ~744.000
2023 ~746.749
2024 ~750.000

Alan artıyor. Üretim artıyor. Ama küçük üreticinin refahı artmıyor.

Ortalama yıllık üretimi 1000 kilogram civarında olan ve ülke üretiminin yaklaşık yüzde 65’ini karşılayan küçük üreticinin gelir düzeyinde kayda değer bir iyileşme olduğunu söylemek mümkün değil. Yüksek alım fiyatları, satılamayan fındığın üretimini artırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Fındık, Doğu Karadeniz’de deniz ile yüksek tepeler arasındaki dar bir kuşakta yetişir. Bu doğal ekoloji, dünyanın en kaliteli fındığını ortaya çıkarır. Ancak yanlış politikalar nedeniyle üretim; bugün yaş meyve, sebze, pirinç ve ayçiçeğinin yetiştirildiği geniş, verimli, yılda birden fazla ürün alınan ovalara kaymıştır.

Bu yeni alanlarda verim birkaç kat yüksek, maliyet birkaç kat düşük, kalite ise daha düşüktür. Ortaya çıkan tablo açık bir haksız rekabettir. Devlet destekleme alımları aslında ekolojik bölgesindeki üreticiyi korumak için yapılırken, uygulama tersine işlemekte; asıl korunması gereken üretici fakirleşmektedir.

Öte yandan Ankaraİstanbul kara yolunun özellikle BoluAdapazarı bölümünde görüldüğü gibi, orman alanlarının içinde dahi fındık bahçeleri kurulmuştur. Muhtemeldir ki yarın bu alanlar “2B” kapsamına alınacak ve yerlerine başka projeler yükselecektir.

Bu tablo sürdürülebilir değildir.

Çözüm bellidir:

Fındık iki kalite olarak ele alınmalıdır. Giresun kalitesi ayrı satılmalı, ayrı fiyatlandırılmalı ve alan bazlı destekleme primi daha yüksek belirlenmelidir. “Levant kalite” ile aynı kefeye konulmak, kaliteyi değersizleştirmektir.

Tarım politikası ortalamayı değil, değeri korumalıdır.

Siyasetçilerin ve ilgili bakanlık yetkililerinin artık şu gerçeği kabul etmesi gerekir:
Kalite ile miktarı aynı sepete koyarsanız, kazanan bolluk olur; kaybeden ise emek.

Ve bugün kaybeden, Giresun’un üreticisidir.

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.