Çürüme

Yaşadıklarımızın hiçbiri bir gecede ortaya çıkmadı. Her şey gözümüzün önünde ve  uzunca bir süre içinde cereyan etti.

 

Borsanın yalnızca yatırım yapılan bir piyasa olmadığını, zaman zaman küçük yatırımcının umutları üzerinden oynanan büyük bir oyun alanına dönüştüğünü izledik. Olağan dışı yükselişleri, birden zenginleşenleri ve ardından bütün birikimini kaybeden insanları gördük. Denetimin neden zamanında harekete geçmediğini soran bir kaç cılız ses duyduk ama cevap duymadık. Kitlenin büyük kısmı, kazanma ihtimali sürdükçe oyunun nasıl kurulduğunu sorgulamayı erteledi. Hatta ünlü siyasetçilere kadim ekonomik problemimiz olan cari açık sorunumuz var denildiğinde, finanse edildikçe sorun olmaz dediler. Finanse edilemeyen cari açık mı olur dediğimizde ise sadece suratımıza baktılar ve oyunlarının  bozulma ihtimaline kızdılar.

 

Yeşil sahalarda da benzer bir tablo vardı. Futbolun giderek spor olmaktan çıkıp para, bahis ve çıkar ilişkilerinin kuşattığı büyük bir sektöre dönüştüğünü gördük. Ve bunun adına da ‘futbol endüstrisi’ dedik.  Kimse bu endüstri ise üretilen nedir diye sormadı. Federasyonun yapısını, kulüp yönetimlerini ve hakem kararlarını yıllardır tartışıyoruz. Kuralların herkese aynı biçimde uygulanmadığına dair inanç büyürken biz, adaleti takımımıza yaradığı ölçüde savunduk. Kendi lehimize verilen yanlış karara sustuk, aleyhimize verilen kararda ise adalet aradık.

 

Siyaset de giderek bir fikir ve hizmet alanı olmaktan çıkarak kendine özgü bir piyasaya dönüştü. Dönüşmesi de sorunsuz oldu. Çünkü, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olundu. Siyaset piyasalaştı ve çok sayıda küçük büyük partinin varlığına tanık olduk. Elbette her partiyi aynı kefeye koyamayız; ancak bazılarının topluma yeni bir fikir veya gerçek bir seçenek sunmak için değil, üç beş kişiyi milletvekili yapmak ve başkanlık sisteminin dağıttığı iktidar payından yararlanmak amacıyla kurulduğunu biliyoruz. Seçim zamanı ittifak pazarlıklarının konusu hâline gelen, yönetimleri ve tabelaları el değiştirebilen partiler görüyoruz. Halkın iradesini temsil etmesi gereken siyasi yapılar, böylece adeta alınıp satılabilen birer pazarlık aracına dönüştü. Siyasetçi diye bir meslek grubu ortaya çıktı.

 

Adlarına bakmadan programlarına bakarak partileri ayıramıyoruz. Gerçi programa bakanımız da yok. Milletvekilliği  pazarlığı ise siyasi birlikteliğin karşılığı hâline geldi. Kamu yararından kimse bahsetmiyor bile. Liyakatin yerini sadakat, hesap vermenin yerini dokunulmazlık duygusu aldı. Bütün bunları dile getiren birkaç uyarıcı sesi ise dinlemek yerine susturmayı, küçümsemeyi veya karşı taraftan olmakla suçlamayı tercih ettik.

 

Bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorun borsanın, futbolun ya da siyasetin ayrı ayrı bozulması değildir. Asıl sorun; kural dışılığın sıradan, fırsatçılığın başarı, ahlaksızlığın ise beceri sayıldığı ortak bir algı kültürünün oluşmasıdır.

 

Çürüme yanlışın, ahlaksızlığın gizli kalması değildir. Çürüme; olanların herkes tarafından bilinmesine rağmen zamanla normal karşılanmasıdır.

 

Sorumluluğu yalnızca yönetenlere yükleyerek kendimizi temize çıkaramayız. Taraftar, seçmen, yatırımcı, hülasa yurttaş olarak hepimiz; işimize gelen yanlışlara sustuğumuz her an bu düzenin büyümesine katkıda bulunuruz. Bizden olan yaptığında görmezden geldiğimiz bir haksızlık, yarın başkasının elinde bize karşı kullanılan bir yönteme dönüşür. Ahlak, yalnızca rakibimizden istediğimiz bir davranış değildir; önce kendi tarafımıza uygulamamız gereken bir ölçüdür.

 

Buradan çıkış, yalnızca yöneticileri veya parti isimlerini değiştirmekle mümkün değildir. Aynı kurallar, aynı çıkar ilişkileri ve aynı denetimsizlik devam ettiği sürece yeni gelenler de kısa zamanda eski düzenin parçasına dönüşecektir. Yapmamız  gereken şey paradigmayı değiştirmektir. Kişilere göre değişmeyen kurallar, bağımsız denetim, hesap veren kurumlar ve kendi mahallesinin yanlışına da itiraz edebilen bir yurttaşlık anlayışıdır. Kısaca; kurumlaşma.

 

Leonard Cohen’in Everybody Knows adlı parçasında dediği gibi; herkes zarların hileli olduğunu biliyor. Fakat bunu bilmek yetmiyor; zar atmamak gerekiyor. Hayat bir kumar ya da şans oyunu değildir.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.