Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

2027 yılı bütçe teklifinde tarım sektörüne ayrılan toplam kaynak yaklaşık 1,305 trilyon lira olarak açıklanmıştır. Ancak bu tutarın tamamı çiftçiye doğrudan destek olarak ödenmeyecektir. Tarımsal destekler, yatırımlar, krediler, vergi harcamaları ve kamu kuruluşlarının müdahale alımları bu toplamın farklı bileşenlerini oluşturmaktadır.
| Tarımsal kaynak kalemi. 2026 bütçesi | 2027 teklifi |
| Doğrudan tarımsal destekler 168 milyar | 235 milyar TL %39 |
| Tarım sektörü yatırımları | 268 milyar TL |
| Tarımsal kredi desteği | 325 milyar TL |
| Tarım sektörü vergi harcamaları | 342 milyar TL |
| Tarımsal KİT’ler, müdahale alımları ve ihr. 48 milyar | 135 milyar TL %181 |
| Toplam 888 milyar | 1.305 milyar TL %46 |
Bu dağılımda doğrudan tarımsal desteklerin payı yaklaşık yüzde 18’dir. En yüksek kalemi ise 342 milyar lirayla vergi harcamaları oluşturmaktadır. Dolayısıyla tarım sektörü için açıklanan toplam kaynak ile üreticinin doğrudan elde edeceği destek arasında önemli bir fark bulunmaktadır.
2026 yılında 168 milyar lira olan doğrudan tarımsal desteklerin 2027’de 235 milyar liraya yükseltilmesi, nominal olarak yüzde 39,9’luk bir artış anlamına gelmektedir. Ancak bu artışın üreticinin girdi maliyetleri ve enflasyon karşısındaki reel etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.
Dikkat çeken bir diğer kalem, tarımsal KİT’ler, müdahale alımları ve ihracat destekleri için öngörülen 135 milyar liradır. Bu tutarın 2026’da belirtilen 48 milyar liraya göre önemli ölçüde yükselmesi, kamunun piyasaya müdahale yoluyla üretici fiyatlarını destekleme politikasına daha fazla kaynak ayırabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, bu artış tek başına TMO, ÇAYKUR ve Et ve Süt Kurumu tarafından açıklanacak alım fiyatlarının enflasyonun üzerinde olacağını kanıtlamaz. Böyle bir sonuca ulaşmak için kurumların ürün bazındaki ödeneklerini, alım miktarlarını ve fiyat politikalarını ayrıca incelemek gerekir.
Fındıkta Bölgesel Üretim Politikası Yeniden Değerlendirilmelidir
Bana göre tarım politikasının temel amacı yalnızca piyasaya müdahale ederek ürün fiyatlarını belirli bir düzeyde tutmak değil, üreticinin maliyetlerini karşılayabileceği ve sürdürülebilir gelir elde edebileceği bir üretim yapısı oluşturmaktır. Bu nedenle doğrudan tarımsal desteklerin güçlendirilmesi, üretim bölgelerinin özellikleri dikkate alınarak planlanması önem taşımaktadır.
Fındık özelinde Ordu, Giresun ve Trabzon gibi geleneksel üretim bölgelerinde arazi yapısı, iklim, ürün kalitesi ve bölgesel ekonomik bağımlılık birlikte değerlendirilmelidir. Bu illerde dekar başına verilen desteğin artırılması, bahçe verimliliğinin yükseltilmesi ve üretim maliyetlerinin azaltılması öncelikli hedefler arasında yer almalıdır.
Buna karşılık, fındık üretiminin diğer bölgelere yayılmasını teşvik eden politikalar; verimlilik, kalite, ekolojik uygunluk ve arz-talep dengesi bakımından bilimsel ölçütlerle yeniden ele alınmalıdır. Geleneksel üretim bölgelerini korumak amacıyla desteklerin bölgesel farklılaştırılması değerlendirilebilir. Ancak başka illerde üretimin kategorik olarak desteklenmemesi yerine, teşviklerin uygun havzalar, sürdürülebilir üretim ve ekonomik verimlilik esaslarına göre düzenlenmesi daha tutarlı bir yaklaşım olacaktır.
Üreticiyi desteklemenin bir başka yolu da kamu alımlarının etkinliğini artırmaktır. Ancak kamu kuruluşlarının ürünü yüksek fiyattan satın alıp daha sonra belirli alıcılara düşük fiyatla satması durumunda, oluşan maliyetin kimin tarafından karşılandığı ve kamu kaynaklarının ne ölçüde etkin kullanıldığı sorgulanmalıdır. Fındığın uluslararası pazardaki konumu, ihracat gelirleri ve üreticinin elde ettiği net kazanç birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç
Fındık politikasında temel öncelik, üreticinin gelirini korurken geleneksel üretim bölgelerinin ekonomik ve ekolojik sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Bunun için doğrudan desteklerin artırılması, bölgesel üretim koşullarının dikkate alınması, verimlilik ve kalite yatırımlarının güçlendirilmesi ve kamu alımlarının şeffaf biçimde yürütülmesi gerekmektedir.
Bu konu yalnızca bir tarım politikası meselesi değildir; Ordu, Giresun ve Trabzon’un kırsal ekonomisini, istihdamını ve toplumsal yapısını da ilgilendirmektedir. Bu nedenle bölge milletvekillerinin, üretici örgütlerinin ve ilgili kurumların bütçe görüşmelerinde fındık üreticisinin doğrudan desteklenmesini ve bölgesel üretim politikasının bilimsel ölçütlerle yeniden düzenlenmesini gündeme getirmesi önemlidir.
2