Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Sevgili eşim Dilek hanımla, sık sık bir birimize şarkılar, türküler söyleyerek yaşamımızı renklendiririz.
29 Temmuz tarihili repertuarımıza, Teoman Alpay’ın ölümsüz eseri “Bahar geldi gül açıldı” eserini dahil edip, sevgili eşime bir kuple okuyorum:
“Mavi gözlü sarışın kız/Gel gidelim adaya biz.”
“Ne o aşkım” diyor:
-“İstanbul’a mı gidiyoruz?”
“Dur hele” diyorum, “İstanbul’dan daha yeni geldik. Hem sonra, sadece İstanbul’da mı ada var? Giresun Adası’na gidiyoruz, Giresun Adası’na…”
Kısaca kendisine, Giresun Gazeteciler Derneği Başkanı sevgili kardeşim Bekir Bayram’ın davetinden bahsediyorum.
Gerçi biz, ilki 1993 yılında, biri 1999’da olmak üzere 4-5 kez çıkmış, emekliye ayrılıp memleketimize döndükten sonra da bir daha nasip olmamıştı. Ada’nın şimdiki durumunu da, doğrusu çok merak ediyordum. Bu davet benim için adeta bir ilaç gibi oldu!
1 Ağustos 2026 cumartesi günü, 40 yıllık arkadaşım, daha da ötesi kardeşim sevgili Bekir Öztürk, bizi attığı gibi arabasına, doğru Giresun Altınpost iskelesine…
İlginç bir tesadüf, ilk ada yolculuğumuzu da 1993 yılı ağustos ayı başlarında oldukça fırtınalı bir havada sevgili Bekir Öztürk’le küçük bir motor kiralayarak yapmış, sonra izlenimlerimi, yıllarca birlikte görev yaptığımız Giresun Dergisi’nde “Ada Sahillerinde Bekliyorum” başlığıyla okurlarımla paylaşmıştım.
Gelelim günümüze…
GGD üyesi gazeteciler ve ailelerinden oluşan 100 civarındaki bir topluluk olarak saat 14.00’de Giresun Limanı’nın biraz dışında bulunan Altınpost iskelesinden “Altın Post” adlı bir deniz otobüsü ile hareket ettik.
Karadeniz’in o kendine özgü hırçınlığına aldırış etmeden horanlar ve Giresun karşılamaları oynayarak, yaklaşık yarım saatlik neşeli bir yolculuktan sonra…
Antik çağda Aretias ve Chalceritis gibi adlarla anılan ve “Altın Post&Argonotlar”, “Kral Kızı”, “Amazonlar”, “Hz.Yusuf’un Altın Heykeli” ve “Hamza Taşı” (Humuza taşı) başta olmak üzere pek çok söylenceye (efsaneye) konu olup, Doğu Karadeniz’in üzerinde insan yaşamaya elverişli tek adası olan Giresun Adası’na vardık.
Ada izlenimlerimi anlatmadan önce dilerseniz sizi “Altın Post ve Argonotlar Efsanesi” ile baş başa bırakayım, sonra devam edelim, olmaz mı?
Buyurun:
“M.Ö. 1330’larda hüküm süren Thebai (Teb) (1) Kralı Athamas’ın Nefele adlı karısından iki çocuğu olur. Bu sırada ülkede büyük bir kıtlık baş gösterir. Kahinler, çocuklarını kurban ederse kıtlıktan kurtulacaklarını krala telkin ederler. Lakin kralın karısı Nefele’nin ana yüreği buna izin vermez. Hemen çocuklarını bulut ve buğuya sararak ve bir “altın post”a bindirerek Karadeniz’e gönderir. Ancak ne var ki, çocukların şansı yaver gitmez. Çanakkale üzerinde iken büyük bir fırtınaya yakalanırlar. Çocuklardan biri ölür, diğeri ise mitolojik kişiler tarafından Çanakkale ile Kolkhis (Karadeniz ile Kafkasya’nın güneyi arasında bir bölge) arasındaki bir yerde saklanır.
Aradan çok yıllar geçer. Yunan mitolojisinde yarı tanrı olarak adı geçen Herakles (Herkül) (2) zamanında 22 denizci Argo adını verdikleri teknelerine binerek “Altın Post”un peşine düşerler. Bu maceraperest 22 denizci, gemilerinin adından dolayı “Argo-nautlar” (Argonotlar) diye anılmaya başlanır.
Maceralı bir yolculuktan sonra “Altın Post”un saklı olduğuna inandıkları Aretias’a (Giresun Adası) gelen Argonotlar, Herakles’in Arkadia’daki Stymphalos gölünden (Mora Yarımadası) kovduğu dev ejderha kuşlarının müthiş direnişleriyle karşılaşırlar. Kanatlarını ok gibi kullanan bu kuşlarla yaptıkları savaşı bir kayıp vermelerine rağmen kazanan Argonotlar, kuşları adadan kovarak, “Altın Post”u aramaya başlarlar. Bulamayınca da, adayı lanetleyerek buradan ayrılırlar.”
***
ADANIN COĞRAFİ KONUMU VE TARİHÇESİ HAKKINDA ÖZET BİLGİ
Konumuza kaldığımız yerden devam edelim.
Giresun Adası, şehir merkezine takriben 2 mil (3.7 km) mesafede olup, 40 dönümlük (4 büyük futbol sahası ebadı) bir alana sahiptir. Denizden yüksekliği ise 30-40 metre civarındadır.
Adanın yerleşim alanı olarak kullanılmasının tarihi antik çağlara kadar uzansa da, günümüze kadar ulaşan yapıların (surlar, fener kulesi, manastır, şapel –küçük kilise-, su kuyusu, kaynak suyu, iki adet zahire küpü, fırın vs.) Trabzon Rum İmparatorluğu döneminden (1204-1471) kaldığı tahmin edilmektedir.
Adada, özel izinle 1970’li yıllarda karı, koca bir ailenin yaşadığını ve burada tarım yaptığını duymuştum.
Ayrıca 1990’lı yıllarda “Robenson Yusuf” namıyla maruf Yusuf Dinç adlı bir hemşehrimizin eşiyle birlikte özel izinle bir süre gönüllü bekçilik yaptığını biliyorum. Hatta 1999 yılındaki ada turumuzda kendisiyle tanışıp, sohbet bile etmiştik.
Ada, koruma altına alınmış pek çok yerli ve göçmen kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır.
Ayrıca endemik bitki türü açısından da bir hayli zengindir.
***
GEZDİK, GÖRDÜK, YAZDIK…
Yaklaşık 20 dakikalık süreye sığdırabildiğimiz kadarıyla adayı mümkün olduğunca dikkatle incelemeye başladım. Gördüm ki ada, 33 yıl önceki haline göre çok çok değişmiş, daha albenili bir görüntüye bürünmüş. Tabi bu durum beni çok mutlu etti.
Örneğin;
-Ada rıhtımındaki merdivenleri tırmandıktan sonra bizleri önce, hizmete sokulmayı bekleyen doğayla uyumlu boş bir ahşap restoran karşıladı.
-Doğayla uyumlu yürüyüş yolları, yolların kenarlarına da ağaç korkuluklar (yöre tabiriyle, cablama) yapılmış.
-Her bir yol ayrımına, tarihi buluntuların yerlerini işaretleyen Türkçe ve İngilizce yön tabelaları konmuş, her bir buluntunun girişine de buluntuyla ilgili kısa bilgiler veren levhalar yerleştirilmiş.
-Yabani ot temizliği yapılarak, tüm tarihi yapıların ortaya çıkması sağlanmış.
-Uygun bir alana piknik masaları ile pek çok yere çöp kutuları yerleştirilmiş.
Sonuç olarak…
Adayı büyük bir keyifle gezip, fotoğraflarımızı çekip, notlarımızı aldıktan sonra gemimize döndük.
***
ÖNERİLERİM
Bize verilen bilgiye göre, Ada turları yaz aylarında her gün 10.00-16.00 saatleri arasında yapılmakta imiş.
Karadeniz’in hırçın dalgalarını hesaba katarsak, bunu da normal karşılamak gerekir.
Turizm, “bacasız sanayi” yani para demektir. Herkes gibi biz de çıktık, bize ayrılan 15-20 dakikalık sürede çabuk çabuk gezdik, fotoğraflar çektik, mutlu bir şekilde evlerimize döndük.
Hepsi bu kadar mı olmalı?
Oysa ada, Giresun ekonomisine katma değer katacak derecede yüksek bir potansiyele sahiptir. Komşumuz Ordu, küçük bir kaya parçasını ada diye pazarlayıp, turist çekebiliyorsa, biz gerçek adamız için niye daha fazlasını yapmayalım?
Ne demiş atalarımız:
“At binenin, kılıç kuşananın!”
Peki, daha fazla ne yapılabilir?
Adanın girişine yapılan ahşap restoran bir an önce faaliyete geçirilmeli, ziyaretçiler adanın mistik atmosferi içinde yöre ağırlıklı yemeklerini yemeli, üzerine de afiyetle kahvelerini, Eynesil ve 42 no.lu Tirebolu çaylarını içmeli.
Adada, vardiya usulü 24 saat güvenlik görevlisi (jandarma veya özel güvenlik) bulunmalı, temizlik personeli görev yapmalı.
Gelelim teşekkür faslına…
Ada’yı bugünkü haline getiren Giresun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile…
Bu güzel ve anlamlı geziyi düzenleyen GGD Başkanı değerli dostum Bekir Bayram’ı ve O’nun şahsında yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımı yürekten kutluyor, eşim Dilek hanımla birlikte en kalbi teşekkürlerimizi sunuyoruz.
En kötü günümüz böyle olsun!
***
Dipnotlar:
2