Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Başlıktaki sözü ilk ağabeyim merhum Opr. Dr. Ergun Özdemir’in ağzından duymuştum. Bilahare değerli hocam Şeref Çakmak’ın bir sohbetinde duyunca ve anlatılınca taşlar yerine oturdu.
Vakıa…
Siyasete gençlik kollarında adım attığım, İl Başkan Yardımcılığı, Genel Başkanın iletişim Danışmanlığı yaptığım Doğru Yol Partisinde kavgalı-tantanalı bir süreçle yollarımızın kesişmesinden sonra haşr olmuştuk Ergun ağabeyimle.
İlk defa duyduğumda anlamıştım felsefi bir söz olduğunu.
Şeref hocamın sohbetlerine devam edince anlam zuhur etti.
Lakin… Onu yalnızca “felsefi söz” diye tanımlamak eksik kalır. Daha doğru ifadeyle tasavvufi, dini ve hikmetli bir hayat anlayışını dile getirir.
Ünlü İslam alimi İsmail Fakirullah Hazretlerinin talebesi olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin asırlardır dilden dile aktarılan bu sözü, insanın hayat karşısındaki duruşunu birkaç kelimeyle anlatmaya yeter:
“Hak şerleri hayr eyler,
Zannetme ki gayr eyler,
Ârif anı seyr eyler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.”
Bu sözün ruhunu Kur’an-ı Kerim’de de görmek mümkündür. Bakara Suresi’nin 216. ayetinde insanın her olayın hakikatini ilk anda kavrayamayabileceği şöyle ifade edilir:
“Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
İşte hayatın en zor taraflarından biri de budur.
İnsan, başına gelen her şeyin nedenini hemen bilmek ister. Bir kapı kapanınca üzülür, bir işi gecikince öfkelenir, beklediği haber gelmeyince umutsuzluğa kapılır. Planlarımız vardır, hesaplarımız vardır, beklentilerimiz vardır. Hayatın da bizim yaptığımız plana göre ilerlemesini isteriz.
Ama çoğu zaman ilerlemez.
Bazen çok istediğimiz bir iş olmaz. Bazen güvendiğimiz bir insan yanımızdan ayrılır. Bazen yıllarca emek verdiğimiz bir şey bir anda elimizden çıkar. Bazen de “Neden ben?” diyecek kadar ağır hadiselerle karşılaşırız.
Tam burada insanın inancı, sabrı ve tevekkülü sınanır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın sözü, hiçbir şey yapmadan oturmayı, mücadeleden vazgeçmeyi veya yaşanan her haksızlığa boyun eğmeyi öğütlemiyor. Aksine insanın elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmesini anlatıyor.
Çünkü insan yalnızca önündeki birkaç adımı görebilir. Allah ise geçmişi, bugünü ve geleceği bilir.
Kur’an-ı Kerim’de Talâk Suresi’nin 3. ayetinde şöyle buyurulur:
“Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter.”
Tevekkül, tedbiri bırakmak değildir. Çalışmadan beklemek hiç değildir. İnsan görevini yapacak, aklını kullanacak, mücadele edecek; fakat her şeyin sonucunu kendi iradesinin belirlediğini de zannetmeyecektir.
Bazen bugün kayıp sandığımız bir şeyin yarın bizi daha büyük bir zarardan koruduğunu anlarız. Bugün önümüze çıkan bir engelin yıllar sonra hayatımızın yönünü değiştiren bir fırsat olduğunu görebiliriz. Bugün “Olmadı” diye üzüldüğümüz bir olay için yıllar sonra “İyi ki olmamış” diyebiliriz.
Hayat bunun örnekleriyle doludur.
Kaçımız geçmişe dönüp baktığımızda, bir zamanlar uğruna günlerce üzüldüğümüz meselelerin bugün hiçbir öneminin kalmadığını görmüyoruz?
Kaçımız gerçekleşmediği için kahrolduğumuz bir dileğin, sonradan gerçekleşmemesinin bizim için daha hayırlı olduğunu anlamadık?
İnsan acelecidir.
Hemen olsun ister.
Hemen düzelsin ister.
Hemen karşılığını görmek ister.
Fakat hayatın kendine ait bir zamanı vardır.
Kur’an-ı Kerim’de İnşirah Suresi’nin 5 ve 6. ayetlerinde aynı hakikat iki kez vurgulanır:
“Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”
Bu ayet, insanın karanlığın içinde bile ümidini tamamen kaybetmemesi gerektiğini hatırlatır. Çünkü zorluk sürekli değildir. Her sıkıntının içinde ya da ardından bir çıkış yolu bulunabilir.
Toprağa attığınız tohumu ertesi sabah çıkarıp “Neden filizlenmedin?” diye sorgulayamazsınız. Bazı şeylerin büyümesi için zamana ihtiyaç vardır. İnsan hayatında da böyledir. Sabır çoğu zaman beklemek değil, beklerken inancını ve istikametini kaybetmemektir.
Günümüzde belki de en çok kaybettiğimiz duygulardan biri budur.
Her şeyi kontrol edebileceğimizi düşünüyoruz.
Ekonomiyi, siyaseti, işi, aileyi, geleceği…
Oysa küçücük bir olay bütün hesaplarımızı değiştirebiliyor. Bir telefon, bir haber, bir hastalık, bir karşılaşma, bir ayrılık ya da hiç beklemediğimiz bir fırsat hayatımızın yönünü başka tarafa çevirebiliyor.
İnsan böyle zamanlarda kendi sınırlılığını daha iyi anlıyor.
Tam da bu nedenle “Görelim Mevla neyler” sözü bir teslimiyet cümlesinden çok daha fazlasıdır. İçinde sabır vardır, tevekkül vardır, umut vardır.
En önemlisi de insanın haddini bilmesi vardır.
Elbette çalışacağız.
Elbette mücadele edeceğiz.
Haksızlığın karşısında susmayacağız.
Yanlış gördüğümüzde söyleyeceğiz.
Düştüğümüzde yeniden kalkacağız.
Fakat bütün bunları yaptıktan sonra, hayat bizim istediğimiz yönde ilerlemedi diye dünyayı başımıza yıkmayacağız.
Çünkü Bakara Suresi’nin 216. ayetindeki ölçü son derece açıktır:
“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
Bu ifade insana aczini hatırlattığı kadar güven de verir.
Çünkü bazen bizim “şer” gördüğümüzde hayır, “hayır” gördüğümüzde ise şer olabilir.
Bugünün sıkıntısı yarının olgunluğu olabilir.
Bugünün kaybı yarının kazancının kapısını açabilir.
Bugünün gözyaşı, insanı yıllar sonra çok daha güçlü bir yere taşıyabilir.
Bunu olayın içindeyken görmek zordur.
Zaten tevekkül de görebildiğine inanmak değildir.
Göremediğinde de güvenebilmektir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin yüzyıllar öncesinden gelen sözü bu nedenle hâlâ canlıdır. Çünkü insan değişse de insanın kaygıları pek değişmiyor. Dün kervanını bekleyen insan endişeliydi, bugün telefonunun ekranından gelecek haberi bekleyen insan endişeli.
Değişen yalnızca araçlar.
Bekleyiş aynı.
Kaygı aynı.
Umut aynı.
Belki de zaman zaman kendimize şu cümleyi hatırlatmamız gerekiyor:
Sen üzerine düşeni yap.
Doğru bildiğin yolda yürü.
Çalış.
Gayret et.
Dua et.
Sonra da sonucu Allah’a bırak.
Çünkü hayatın bütün yollarını biz göremiyoruz.
Bazen kapandığını düşündüğümüz kapının hemen yanında başka bir kapı açılıyor.
Biz yalnızca kapanan kapıya baktığımız için onu fark etmiyoruz.
İşte o zaman Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin sözü yeniden kulağımızda yankılanıyor:
“Görelim Mevla neyler,
Neylerse güzel eyler.”
Belki bugün anlamıyoruz.
Belki yarın da anlayamayacağız.
Ama hayatın biraz ilerisinden geriye baktığımızda, nice “neden”lerin cevabını sessizce bulacağız.
Ve belki o zaman Bakara Suresi’nin o büyük hakikatini bir kez daha hatırlayacağız:
“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
İnsana düşen; çalışmak, sabretmek, dua etmek ve ümidini kaybetmemektir.
Gerisini Mevla bilir.
Neylerse güzel eyler.
Bu vesile ile Şeref Çakmak hocam ve Ergun Özdemir ağabeyimin Allah mekanlarını cennet ruhlarını şâd eylesin.
2