Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

“Sonbaharda düşen yapraklara benzer zaman dediğin…
Ömründen düşer de anlayamazsın.”
23 Eylül…
Kuzey Yarım Küre’de sonbaharın başladığı, gece ile gündüzün birbirine eşitlendiği gün. Bundan sonra günler yavaş yavaş kısalacak, geceler uzayacak; havalar serinleyecek, yapraklar birer birer sararıp dökülecek.
Takvimde yalnızca bir ay…
Ama insanın ömründe başlı başına bir mevsimdir Eylül.
Ne bütünüyle yazdır ne de tam anlamıyla sonbahar. Bir vedanın eşiğinde durur. Giden yazın ardından sessizce bakarken, yaklaşan kışın soğuğunu henüz taşımaz üzerinde.
Belki de bu yüzden insanın kendisiyle en çok konuştuğu zamandır Eylül.
Sabahları güneş başka doğar, akşamları hüzün başka çöker. Ağaçların yapraklarında sarının ilk tonları belirir. Hafif bir rüzgâr, yazdan kalan sıcaklığı usulca alıp götürür. Sokaklar sessizleşir, gökyüzü derinleşir.
Ve Eylül bize, hiç istemesek de, geçip giden zamanı hatırlatır.
Yazın son günlerini yaşamaya başladığımız şu günlerde, ayların belki de en güzeli olan Eylül’ün sonlarına doğru ilerliyoruz. Günler geçtikçe havalar soğuyacak, yağmurlar başlayacak, yapraklar dökülecek…
Sonbahar, tüm hüznüyle içimize çökecek.
Sizce de öyle değil mi?
Mevsimlerin en hüzünlüsüdür sonbahar.
Ama bir o kadar da güzeldir.
Çünkü sonbahar, içinde yaşanmış nice hayat hikâyesini taşır. Dudaklarda kalan buruk bir gülümsemeyi, yüreklerde saklanan eski sevgileri, çoktan geride kalmış güzel günleri hatırlatır.
Sonbahara gelince gönüller nedense ilkbaharı özler hemen.
Belki de bu yüzden sonbahar biraz hırçındır.
Sabah soğuk bir rüzgâr eser, öğleye doğru güneş yüzünü gösterir, akşam olduğunda hava yeniden buz keser. Duyguları da havası gibidir sonbaharın; değişken, delişmen ve biraz da kırgın…
Haklı sebepleri vardır elbet.
Minare yıkılmıştır belki ama mihrap da hasar görmüştür.
Yüzümüzde beliren kırışıklıklar, yaşanmışlıkların izidir artık. Yürek ile beden daha çabuk yorulur. Oysa zihnimizde hâlâ yapılacak ne çok iş, kurulacak ne çok hayal vardır.
Ne beden düşünceleri anlayabilir artık, ne de düşünceler bedeni…
Belki de en çok kendimizi sorguladığımız, hatta zaman zaman acımasızca yargıladığımız mevsimdir sonbahar.
Başaramadığımız ne varsa daha çok canımızı yakar.
Çünkü zaman vardır düşünmek için.
Eski defterler açılır. Unutuldu sanılan isimler yeniden hatırlanır. Söylenemeyen sözler, yarım kalan vedalar, ertelenen buluşmalar birer birer düşer aklımıza.
Yaprak dökümü çoktan başlamıştır güçlü sandığımız o hayat ağacında.
Sevdiğimiz insanlar usulca çıkar ebediyetin merdivenlerini.
Bazen veda etmeye bile zaman bulamamışızdır.
İş, güç, hayat mücadelesi derken ne çok sevdiğimizi ihmal ettiğimizi fark ederiz.
Ama pişmanlıkların da yaşanmışlıkların da geriye dönüşü yoktur.
Seninle baharı yaşayan nice yaprak, bu sonbaharda dalını terk etmiş ve seni biraz daha yalnız bırakmaya başlamıştır.
Belki de insan, bu mevsimde en çok kendisinin de bir gün dalından kopup sonsuzluğa savrulacağından korkar.
Bu yüzden sonbaharın hiç bitmesini istemeyiz.
Yaşayabildiğimiz kadar güzel yaşamaya, taze bir yaprak gibi kalmaya çalışırız.
İlkbahar geride kalmıştır.
Yaz, çalışıp çabaladığımız, kendimizi en çok yorduğumuz mevsimdir.
Sonbahar ise kıştan önceki son güzel duraktır.
Bu yüzden sonbahar çok anlamlıdır.
Çok güzel ve çok uzun yaşanır.
Sarıya çalan yaprakların, sonsuz maviliklerin, yağmur kokusunun ve sessizliğin mevsimidir.
Her Eylül geldiğinde neden biraz buruk olur içimiz?
Neden bir hüzün kaplar gönlümüzü?
Sararan yapraklar şairlere şiir, ressamlara renk olurken, bize de hayatın geçiciliğini anlatır.
Hazan mevsiminin başlangıcıdır Eylül.
Yazın telaşından yorulmuş gönüller için bir sığınaktır belki de.
Bizi sarıp sarmala Eylül…
Yorulduğumuz yerde yeniden doğabilmek için bize bir liman ol.
Sessizliğinde dinlenelim.
Ve tekrar hayal kurmaktan korkan yüreklere fısılda:
“Hayalsiz dünyanın yükü taşınmaz.”
Bırak yeniden doğsun içimizde umutlar…
Çünkü hayat böyle.
Her şeyin bir zamanı var.
Yaz biter, sonbahar gelir.
Yapraklar düşer, yeni filizler doğar.
Yaşananlar biter, yenileri başlar.
İlkbahar gelir, yaz geçer, sonbahar uğrar kapımıza ve ardından kış…
Tıpkı hayat gibi.
Sonbahar geldi mi, tadını çıkarmak gerek.
Kurumuş yaprakların altında oturmak…
Boğaz kıyısında, bir sokak köşesinde, evde ya da işte sıcak bir çay yudumlamak…
Yağmuru camın ardından izlemek…
Bir film açıp zamanın nasıl geçtiğini unutmak…
Bazen hiçbir şey yapmadan sadece susmak…
Çünkü sonbaharın herkese anlattığı hikâye farklıdır.
Kimi için hüzündür.
Kimi için huzur…
Kimi için geçmiş…
Kimi için yeniden başlama umudu…
Belki de mesele sonbaharın ne getirdiği değil, bizim ona hangi yürekle baktığımızdır.
Sonbahar herkese mutluluk, huzur ve umut getirsin.
Her düşen yaprağın ardından yeni bir baharın geleceğini unutmadan…
Her sararan yaprakta hayatın güzelliğini görebildiğimiz,
her yağmurda yeniden arınabildiğimiz,
her Eylül’de yeniden doğabildiğimiz güzel günlerimiz olsun.
Hoş geldin sonbahar…
Güle güle Eylül…
Ve bize bıraktığın bütün güzel hatıralar için…
Teşekkürler.
2