
Birkaç akşam önce, kızıma hayati gördüğüm o can alıcı soruyu yönelttim: “Kızım, eğer dünya 18 saat boyunca internetsiz kalsa, o ekranlar kararsa ne yaparsın?” Cevabı, koca bir donanmanın gürültüsünden daha sarsıcıydı… Neden biliyor musunuz? Çünkü bir donanmanın yapacakları ya da yapamayacakları üç aşağı beş yukarı bellidir. Ya yıkar geçer ya da yara alır gider. Ama bizim o meşhur 18 -> 72 saatlik sürecin ne getirip ne götüreceği belli mi? İşte asıl korku burada başlıyor: Belirsizlik.
Kızım o sesli mesajında aynen şöyle diyordu: “Müthiş bir panik ve müthiş bir kaos olur baba… Psikolojik dengesi sarsılmaya müsait olanların ya da kaygı eşiği yüksek olan insanların hayatta kalması, o ilk 18 saatte bile çok zor. O yüzden, bir güven önlemi olarak Amerika’daki gibi her evde bir silah olmalı mı?”
Düşünebiliyor musunuz? Teknolojinin fişi çekildiğinde meselenin sadece iletişim değil, bir “beka” ve “güvenlik” krizi olduğunu bir çırpıda çözüverdi. Ben bu soruyu yönelttikten sadece birkaç gün sonra Amerika’dan o fırtına haberleri düşmeye başladı; önce 800 bin, sonra 200 milyon insanı etkileyecek o karanlık senaryonun eşiğine gelinmesi… Sahi, kendi öngörümün bu kadar hızlı bir “test sürüşüne” dönüşmesi sadece bir tesadüf müydü? İnsan bazen bu hızdan ve gerçeklikten ürküyor.
Bakın dünyaya; Elon Musk çıkmış, WhatsApp 45 milyon barajını aştı diye “X daha güvenli” diye pazarlama peşinde. Trump donanmasını dizmiş, Venezuela üzerinden gövde gösterisi yapıyor. Ama ne Musk’ın uyduları ne de Trump’ın uçak gemileri, o karanlık çöktüğünde “kaygı eşiği patlayan” milyonların kaosunu durdurmaya yeter mi acaba?
Venezuela işi düşündüğümden çok çabuk bitti; O “kedi”, köşeye sıkışınca koca ayıya o beklenmedik çiziği atar mı diye beklerken mesele uykuda gitti… Ama hala “sevmeye mi devam edilecek” yoksa “sıkıştırıldığında atacağı çiziğe razı mı olunacak” bir kedi durumu, başka yerlerde ne yazık ki olası ” hala ! ”
Peki ya şimdi? İçerideki senatörlerin istifası, sistemin o meşhur tasfiyesi; aslında yaklaşan bu ara seçimin, Amerika için o büyük fırtınanın ayak sesleri midir?
Dünkü “yoklama” başlığımızda boşuna sormadık “kimler burada” diye. Biz, o ekranlar karardığında silahına değil, yanındakinin vicdanına ve kendi sükunetine güvenebilecek olanlarla bir arada kalacağız. Çünkü sistem çöktüğünde donanmalar değil , sanırım o “baba ocağı” samimiyeti ile birbirine kenetlenmiş insanlar ayakta kalacaklar gibi görünüyor.
Yoklama devam ediyor… Bakalım 72 saat dolduğunda kimler hala “burada” olacak?