
Selam Giresun!
Sevgili dostum, arkadaşım Candemir bana; “Suç unsuru olmadan istediğini yaz gönder, sana bir köşe verelim, ne istersen yazabilirsin” dediğinde şöyle bir durdum. Ona; “Hiç merak etme dostum; yazarken ne benim mürekkebim biter ne de not kağıtlarım…” diyerek söze başladım.
Giresun Işık okurlarıyla bu ilk buluşmamda, şehrin gündemini toz duman eden Fiskobirlik arazisi meselesini konuşmadan olmazdı.
Peşinen söyleyeyim; üniversitemizde çok değerli hocalarım, dostlarım var. Eğitimin bu şehir için değerini en iyi ben bilirim. Ama üniversitemizin adının “el koyma” tartışmalarıyla anılmasına da gönlüm razı gelmedi.
2006’nın Hesabı, 1938’in Malıyla mı Yapılır?
Hani bir söz vardır; “Herkes kendi gözündeki merteği görmez, başkasının gözündeki çöpü görür” diye… Üniversite yönetimi tam 12 yıldır bu araziyi kağıt üstünde bloke etmiş ama satın almak için bir kuruş bütçe ayırmamış. Şimdi arazi satılınca mı kıymete bindi? 12 yıl uyuyup, başkası satın alınca uyanmanın adı planlama değil; kusura bakmayın ama halk dilindeki tabiriyle resmen “Kurnazlıktır!” 1938 doğumlu bir kurumun tapulu malı üzerinden, 2006 doğumlu bir kurumun planını yapmak ne kadar etik?
Bu Sadece Yer Darlığı Değil, Zihniyet Darlığıdır!
Sadece Giresun’da değil, memleketin dört bir yanında aynı senaryo: “İlçeye MYO açtık, kalkındık!” Neyi kalkındırdınız? Gençleri sosyal hayattan kopuk binalara mahkum ederek mi? Hocayı haftada iki gün şehir merkezinden ilçeye “sürgün” gibi göndererek mi? Bilim, ilçe girişindeki o tabelayla değil; laboratuvarla, kütüphaneyle, kampüs ruhuyla olur. Türkiye’nin dört bir yanını bu “tabela üniversiteleriyle” dolduran siyasi mantık, bugün Giresun’da sıkışınca Fiskobirlik’in kapısına dayanıyor. Madem kampüs bütünlüğü derdiniz vardı, neden üniversiteyi ilçelere parça parça dağıttınız? Binaları oraya buraya yayarken “kampüs bütünlüğü” neredeydi?
Yanlış anlaşılmasın; ben Fiskobirlik hayranı da değilim. Yanlış politikalarını en sert eleştirenlerden biriyim, işin şeklini iyi bilirim. Ama bir kurumun kötü yönetilmesi, malına bedavadan hayal kurulabileceği anlamına gelmez.
Acınası Bir Sessizlik…
Üniversitede çok kıymetli hocalarım, çok değerli dostlarım var. Aslında onlara sormak isterdim: “Siz ne düşünüyorsunuz?” diye. Ama sormadım. Çünkü biliyorum ki siyaset devreye girecek, mevkiler-makamlar konuşacak ve herkes başını öne eğecek. Beni kırmamak adına gerçeği söylemek yerine kulaklarıma bir şeyler fısıldamak zorunda kalacaklardı. Ne kadar acınası bir durum… Onları bu mahcubiyetle baş başa bırakmak istemedim. Ama şunu da bilsinler; bu plansızlığa sessiz kalmak, o plansızlığa ortak olmaktır.
Sonuç mu?
Elin malıyla ağalık, plansızlıkla üniversite büyümez! Giresun’un gerçeklerini tabii ki GİRESUN IŞIK’ta konuşmaya devam edeceğiz.