
Geçtiğimiz günlerde MHP İl Başkanı Salih Akgün son derece yerinde bir uyarıda bulundu: “Alparslan Türkeş ismini kimse yok sayamaz.”
Bu sözün altına sadece siyasi düşünce bakımından değil, insani, ahlaki ve etik bir duruş olarak da gönülden imzamı atarım. Zira Alparslan Türkeş, tıpkı İsmet İnönü, Adnan Menderes, Celal Bayar, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel ve Necmettin Erbakan gibi, Türk siyasi hayatının önemli isimlerinden biridir.
Siyasi kimlikler, dönemsel tartışmalar elbette olur. Fakat bu isimlere yönelen saygı, aynı zamanda ülkemizin ortak hafızasına, demokrasi kültürüne ve siyasi mirasına da gösterilen bir saygıdır. Bu nedenle şahsen her zaman saygının ve sevginin siyaset üstü bir değer olduğuna inanırım.
Ne var ki bazı resmi ve özel kurumların, Türk siyasetinin bu önemli figürlerinden biri olan Alparslan Türkeş’i yok saymaya yeltenen tavırlarını da görmezden gelmemiz beklenemez.
Nitekim MHP İl Başkanlığının açıklamasının ardından, Giresun Valiliği’ne bağlı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün yaptığı bir basın açıklaması, Valilik iletişim birimi üzerinden medyaya servis edilirken, Türkeş’in adının yok sayıldığını gözlemledik.
Buna istinaden, gazetecilik refleksiyle bu durumu haberleştirince, iletişimden sormlu bir devlet memuru kendince bize ayar vermeye kalkıştı.
Bakınız ne diyor bu “ayar çekmeye” meraklı arkadaş:
“Tarafımdan bu gruba paylaşılan haber ve fotoğrafların, bağlamından koparılarak ekran görüntüsü alınması ve şahsıma ait görsellerle birlikte farklı bir algı oluşturulmaya çalışılması kabul edilemez bir tutumdur.
Bu tarz yaklaşımlar ne gazetecilik etiğine ne de kamuoyunu doğru bilgilendirme sorumluluğuna uygundur. […] Gerekirse yasal yollara başvuracağımı, gruptaki akreditelerini iptal ederek haber ve bilgi paylaşımı grubundan çıkaracağımı belirtirim.”
El hak…
Bu memur bey bizi herhalde kendi maiyetindeki bir memur sanıyor. Hele ki emir eri olabileceğimizi hiç düşünmesin.
Açıkça sormak gerekir: Sen kendini ne zannediyorsun? Bizi ayar çekmeye kalkıştığın bir memur mu sandın?
Biz bu meslekte eleğimizi eledik, duvara astık. Senin gibi nice “ağa babaların” ayar çabalarını gördük; boylarının ölçüsünü de aldılar ama belli ki senin bundan haberin yok.
Nasıl haber yapacağımızı, hangi konulara değineceğimizi sana mı soracağız? Kimin adını anacağımıza, hangi eleştiriyi kaleme alacağımıza, hangi değere sahip çıkacağımıza talimat verecek konumda değilsin, olamazsın.
Bu meslek yolculuğuna alaylı olarak başladım. Sonrasında akademik eğitimle kendimi geliştirdim; yurtiçinde ve yurtdışında gazeteciliğin en saygın platformlarında çalıştım, yazdım, yönettim. 45 yıllık emek ve birikimle bugün hâlâ ilk günkü heyecanla kalem oynatan bir gazeteciyim.
Şimdi kalkmış, kendini sansürcü zanneden bir devlet memuru olarak bana meslek dersi vermeye, gazetecilik etiği dersi okutmaya yelteniyorsun. Haddini bilmek bazen en büyük erdemdir.
Bu ülkenin basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkı için yıllarını vermiş biri olarak; ne senin ne de senin gibi düşünenlerin “ayar” tehdidine boyun eğmem.
Kalemimin rotasını ikbal beklentisiyle değiştirmedim, değiştirmem.
O yüzden bir kere daha ve daha yüksek sesle söylüyorum: Haddini bil!
Unutma; özgür basın susmaz, gazeteci boyun eğmez!
2