
Sevinerek gittik, kaçarak geldik Gümrüğe girdik, en son kulübedeki memur erken gelmişsiniz gibi birşeyler mırıldanıp, devam etmemizi istedi. Az ileride elinde tabletli genç, her zamanki gibi bagajı açtırdı, bir şey var mı, bir şey yok söyleştik ve bagajı kapattık! Eliyle gümrük meydanının sağ tarafında üstünde D3 yazan binayı göstererek, oraya gideceksiniz dedi. Biz de arabamızı binanın kapısına park edip ve evraklarımızı alıp oraya gittik. Camın arkasında ki türbanlı bacımız, sadece ismimizi sorup önündeki ekrana baktı ve; yurt dışında altı ayı doldurmadan tekrar memlekete gelmemiz nedeniyle, bize bir ay memlekette kalma müsaadesi verdiğini bildirdi. Neye uğradığımızı şaşırdık. İlk defa böyle bir muamele ile karşılaşıyoruz. Ama biz uzun kalmak istiyoruz. O zaman ceza ödersiniz. Nereye, polise mi, Alsancak’ta ki gümrüğe mi? Hayır hiç kimseye değil, bize ödeyeceksiniz. Temmuz’da dönmek istiyorduk, ne kadar ceza öderiz? Hııımmmm, bir iki ay için, dört beş bin lira olur. Arabamıza bindik, iki yüz metrede ki tabletli genç gümrükçünün yanına gittik, arabadan indik, tescilimizi yaptırdık, sevincimizi cebimize koyduk!, memleket yollarına düştük!
Ağbi burada da heyecanlı günler yaşıyoruz; ilkokul sınıflarında ki yabancı öğrenci oranı bazı bölgelerde yüzde doksanbeşlere ulaştı. Tamamına yakınının müslüman olan bu çocukların başarı oranı çok düşük kalıyor. Yeni hükümetimizin eğitim bakanı Karin hanım, sınıflarda ki yabancı oranına getirilmek istenen kotayı, düşünülebilir bulunca, her zaman olduğu gibi, toplum düzeninini hiç takmayan yabancı kökenlilerin yıkımlarına önlem alınmağa başlanıldığında, iltica sektörüne devletin akıttığı milyarlarca Euro’larla yemlenen, kuşlar, kuklalar kıyameti kopardılar. Karin hanım gerçek dünyadan uzaktaymış, populistmiş, hatta ırkçıymış. Aynısını memleketin sınırlarını kontrol etmeye başlayan Merz’in başına da döktüler ama havalarını aldılar; sınır kontrölleri sürüyor, sosyal turist akımı azalıyor. Bu salyangozları pardon beleş yaşamağa alışmış parazitleri, artezyenlerinin kuruma korkusu sardı! Önceki hükümetin ünlü dışbakanı Annalena Baerbock gizlice Afganları uçaklarla Almanya’ya taşıyordu. Merz durdurdu. Annalena’nın Almanya’ya getirme taahhütü vererek, Pakistan’a park ettiği bir Afganistan vatandaşı, yukarıda tanımlamaya çalıştığımız sözde bağımsız ama gerçekte memleketin kanını emen devletten bağımsız (NGO) STK’liler vasıtasıyla alman hükümetine, Almanya’da dava açtı. Almanya dışbakanının verdiği sözü tutacak, beni Almanya’ya alacak ve ömrümün sonuna kadar bana ve de 3 karıma, 32 çocuğuma bakacak diyor Afgan vatandaş! Fıkra gibi!
Kimin nereden gittiği, nasıl gittiği, trafik levhalarının ne söylediği belirsiz bir dünyanın içinde bulduk kendimizi! Türkiye’ye hoş geldik. Kuzey Ege kıyı kasabasında ki evimize kadar App’imiz 129 tane görünen, 34 tane görünmeyen açık kamera saydı. Biz de çıplak gözle 14 tane mobil kamera tespit ettik. Ve azami hız nedeniyle, sekiz saatlik yolu, 12 saatte katedebildik. Meclisimiz Anayasa Mahkemesi hakimi seçimi için toplandı. Merz’in bazı milletvekillerinden yardımcısı Klingbeil’ın adayı hukuk profesörü Frauke hanıma memnuniyetsizlik beyanatları geldi. Hanım hakim bir konuşmasında kadınlara hamileliklerinin onikinci haftasına kadar, kürtaj hakkı tanınması gerektiğinden yana olduğunu, doğmayanın canlı kabul edilemeyeceğini, yaşam hakkı kanunu kapsamına girmediğini savunmuş. Yardımcısının adayını seçmeyen başbakan durumuna düşmemek için Merz seçimi erteledi! Küçücük kasabamız cumartesi pazar kalabalıktan adım atılmayacak duruma geliyor, taşıtlar sırt sırta yürüyor! Yaya geçitlerinde duran, trafik lambalarına aldırış eden yok! Mantar gibi her yöreyi saran 50km’yi takan yok! Bizim gibi istenilen hızda gitmeyi ilke edinmişleri klaksonlarla, sesli el kol haraketleriyle taşıtlarını üzerimize sürerek çok rahatsız ediyorlar. Ayaklarımızla yol alırken de pek mutlu değiliz; küçük bir kavşakta dakikalarca yayalara yeşil yanmasını bekliyorsunuz. Yayaya yeşil sadece dokuz saniye yanıyor. Dokuz saniye de altı şeritli yoldan karşıya geçeceksiniz. Yayaya yeşille birlikte yan yol taşıtlarına da yeşil yanıyor, ve onlar tam gaz adeta insanların paçalarını, eteklerini sıyırarak geçiyorlar! Sadece kasabamız değil, şehirler de öyle, hatta bazıları çok daha tehlikeli. İnsanları tavşan, taşıtları tazı yapmışlar, lambaları programlamadaki bilginlerikleriyle! Yaya geçitlerini bırakalım, yolda yaya gördüğün de, olduğu yere çakılan, önünde ki taşıtla aradaki mesafeyi titizlikle koruyan, bir kilometre azami hızın üstüne çıkmayan dünyada yaşayan bizlerin, memleketimiz Türkiye’de ki trafik kaosuna uyum sağlayabilmesi çok zor ve o kadar da tehlikeli! Bir ay içinde geri dönmüyoruz. Türkiye’yi şöyle bir turlayarak, Karadeniz bölgesinde ki şehirlerimize, köylerimize gidiyoruz. Çıkarken de bir iki ay uzun kalmanın cezasını ödüyoruz. Bu rüyamız aynı günün akşamı gittiğimiz kapı komşumuz da kabusla bitti! Önceki yıl onlar da erken geliyorlar memleketin kapısına. Bize söylenen sözlerin aynısıyla, üç hafta memlekette kalma müsaadesi veriliyor. Aynı rüyayı kurup dört hafta sonra kasabamızdan Ankara’ya gidiyorlar, dönüş yolunun Afyon yakınında, yapılan trafik kontrolünde, memur taşıtın kaçak olduğunu, hemen en yakın gümrüğe (çekilerek) teslim edilmesi gerektiğini belirtiyor. Evlerine gitmelerine bile izin verilmiyor. Perişan oluyorlar. Araç Konya gümrüğüne götürülüyor. Bir hafta içinde memleketi terkedilmesi istenilen sevgili komşularımız da her şeylerini bir kenara bırakıp, üç gün içinde Kapıkule’den çıkarak, memleketten kaçıyorlar.
Dehşete yuvarlandık! Niye bize Kapıkule’de müsaade süremiz bitince arabamızın kaçak duruma düşeceği, kontrolde bağlanacağı bilgisi verilmiyor? Bir kaç gün sonra bir ayımız dolacak ve bizde kaçakcı kostümünü giyeceğiz! Yıllardır yürürlükte olan kanuna göre, Türkiye’den çıkış yapan bir taşıt 183 gün içinde tekrar giremiyor. Bize yasak yok. Kanunları öğrenmek ve onlara uymak vatandaşların görevi. Öğrenmemişiz, uymamışız ve memlekete tam 1 (Bir) gün erken gelmişiz. Çevremizde ki arkadaşlarımız, Naim beyler, Muhittin ağabeyler, Salih ve İsmail beyler yaşayarak öğrenmişler. Aralarında Ayhan’da olabilir di. Memleketimizde ki gelişmeleri, değişiklikleri takip ederek, güzel günler geçirmek için gittiğimiz yurdumuzdan, geldiğimiz yere kaçarcasına dönmek mecburiyetinde kalmayalım. Üç ay kalmak için gittiğimiz memleketimizden bize verilen bir aylık müsaadenin son gününün bir öncesin de çıkış yaptık; bir gün erken girdik, bir gün erken kaçtık!
Erkenciyiz!
2