
Türkiye’de ekonomik sıkıntıların derinleştiği, yoksulluk oranlarının arttığı ve vatandaşın alım gücünün giderek düştüğü bir dönemde, kamu kurumlarının harcama kalemleri toplumun dikkatini çekmeye devam ediyor. Devlet, vatandaşlara “tasarruf” çağrısı yaparken, bazı kamu kurumlarında sürdürülen lüks harcama alışkanlıkları büyük tepki topluyor. Bu kurumların başında ise, milyonlarca emekli ve çalışanın kaderini belirleyen Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) geliyor. SGK’nın zarar etmesini emeklinin uzun yaşamasına bağlayan SGK Genel müdürü Raci Kaya’nın SGK’yı nasıl zarar ettirdiğini inceliyoruz.
SGK, Türkiye’de sosyal güvenliğin temel taşı olarak emeklilik, sağlık sigortası ve sosyal yardımların finansmanından sorumlu bir kurum. Ancak son yıllarda kurumun mali yapısı giderek zayıfladı; prim gelirleri giderleri karşılayamaz hale geldi. Devlet, her yıl bütçeden milyarlarca lira “hazine katkısı” adı altında SGK’ya kaynak aktarıyor.
Buna rağmen kurumun üst yönetiminde lüks makam araçları ve yüksek maaş uygulamaları dikkat çekiyor. SGK Başkanı Raci Kaya hakkında ortaya atılan iddialar, kurumun mali yönetimine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
İddialara göre, Ağustos 2023’te SGK Başkanlığı görevine getirilen Raci Kaya’nın üç ayrı makam aracı bulunuyor ve tümü devlet bütçesinden kiralanmış durumda.
Kaya, ikametini İstanbul’da sürdürürken, haftanın başında Ankara’daki SGK Genel Müdürlüğü’ne makam aracıyla gidiyor.
Pazartesi günleri Ankara’ya götürülen başkanın aracı, boş olarak İstanbul’a geri dönüyor; cuma günü ise yeniden Ankara’ya giderek başkanı İstanbul’a getiriyor.
Bu süreçte paralı otoyol ve köprüler kullanıldığı, dolayısıyla yüksek ulaşım maliyetlerinin oluştuğu belirtiliyor.
Ankara’da bulunduğu süre boyunca ise Kaya’nın farklı bir makam aracı kullandığı iddia ediliyor. Bu uygulama, tasarruf çağrıları yapılan bir dönemde kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı açısından büyük bir çelişki olarak değerlendiriliyor.
Kardeşim Ankara’ya taşın. İstanbul’da yaşamak zorunda mısın? Öyle savurganlık Cumhuriyet tarihinde görülmüş değil. Ondan sonra da SGK emekli uzun yaşadığı için zarar ediyormuş. Orayı senin gibi bir kafa yönetirse her daim zarar eder.
Raci Kaya yalnızca SGK Başkanı olarak değil, aynı zamanda SGK Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Yönetim Kurulu Başkanı olarak da görev yapıyor.
Kaya’nın bu görevlerinden bir kısmından aylık ücret, bir kısmından ise yıllık kâr payı aldığı ifade ediliyor. Basına yansıyan bilgilere göre:
Kaya, aynı zamanda Üretim Kurulu Başkanlığı görevini de sürdürüyor. Bu durum, kamuoyunda “çoklu maaş” tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
SGK’nın mali dengesi son yıllarda hızla bozuldu.
Kurumun prim gelirleri, emekli maaşları ve sağlık harcamalarını karşılamakta yetersiz kalıyor.
Bu açığı kapatmak için Hazine’den aktarılan destek miktarı her geçen yıl artıyor:
Bu tablo, SGK’nın kendi gelirleriyle ayakta kalamadığını ve devlet bütçesinden yapılan katkılarla sürdürülebildiğini gösteriyor. Buna rağmen kurum yöneticilerinin harcamalarındaki lüks, halkta “kendi geçimini sağlayamayan bir kurumun neden israf içinde olduğu” sorusunu gündeme taşıyor.
SGK, milyonlarca emeklinin ve çalışanın geleceğini temsil eden bir kurum. Bu nedenle, kurumun mali disiplini, etik yönetimi ve şeffaflığı büyük önem taşıyor.
Vatandaşların ödediği primlerle ve bütçeden aktarılan vergilerle ayakta duran bir kurumun tasarruf anlayışıyla çelişen uygulamaları, kamu güvenini zedeliyor.
Kriz döneminde vatandaşlar için temel sosyal haklara erişim zorlaşırken, kamu kaynaklarının şeffaf olmayan biçimlerde kullanılması, kurumsal itibar kaybına yol açıyor. SGK gibi hayati bir kurumun bu algıyı düzeltmesi, yalnızca mali reformlarla değil, aynı zamanda yönetim anlayışında da bir dönüşümle mümkün olabilir.
Türkiye’de ekonomik kriz derinleşirken, kamu yönetiminde adaletli bir tasarruf anlayışı toplumun beklentisi haline geldi.
Vatandaşa “kemer sıkma” önerilirken, kamu yöneticilerinin harcamalarına dair örnek teşkil edecek bir duruş sergilemesi gerekiyor.
SGK örneği, yalnızca bir kurumun değil, kamu yönetiminde hesap verebilirlik kültürünün sorgulanmasına neden oluyor.
Gerçek tasarruf, yalnızca rakamlarla değil, etik yönetim anlayışıyla başlar.