
Orta Asya Türk devletlerinin ilk zamanları ile ilgili bilgileri kendi tarihlerini kayıt altında tutacak bir yazılarının olmayışı sebebiyle komşu devletlerin kayıtlarını inceleyerek öğrenmekteyiz. Türklerin bulunduğu coğrafya itibariyle de bu bilgilere Çin kaynaklarını inceleyerek ulaşmaktayız. Çin kaynakları kendi milletini küçük düşürmemek adına Türklerin kendilerine karşı yaptığı başarılı faaliyetlerin ayrıntılarına pek fazla değmezler. Hal böyle olunca objektifliği kaybetmiş bir tarih yazıcılığına karşın ve kayıtlardaki yetersiz bilgilerden dolayı, dönemin Türkleri hakkında dar kapsamlı bilgilere sahibiz. Nitekim konumuz gereği ele alacağımız ‘Kürşad İsyanı’ da bu kayıtlarda sadece üç satır ile anlatılmıştır.
I.Göktürk Devleti’nin dağılmasından sonra büyük bir çoğunluğu Çin esaretine giren Türkler, bağımsızlıklarını kazanmak uğruna çeşitli isyan hareketlerinde bulunsalar da fazla etkili olamamışlardır. Çinli devlet adamları ise hem bu isyan hareketlerinin önüne geçip güvenliklerini sağlamak hem de ileriye dönük daha tehlikeli bir durumla karşılaşmamak adına Türklük kimliğini ortadan kaldırmak istemişlerdir. Bu bağlamda himayelerinde bulunan Türklerin asimile edilmesi konusunda önceki zamanlara göre daha fazla çalışma yapmaya başlamışlardır. Bu asimile çalışmaları zamanla bazı Türkler arasında da etkisini göstermeye başlamıştır.
I.Göktürk ve II. Göktürk Devletleri arasında geçen 50 yıllık Çin esareti, tarihçiler arasında Fetret Devri olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem içerisinde yapılan bağımsızlık hareketlerinin en etkileyicisi, o an başarısız olsa dahi sonuçları itibariyle başarılı sayılabilecek ve Çin kaynaklarında da ‘Chie-shih-shuai’ adıyla yer bulan Kürşat İsyanıdır.
Çin Kaynaklarında Geçen Chie-shih-shuai’nın Türkçesi Kür Şad Mı?
Çin kaynaklarında Chie-shih-shuai adıyla yer bulan bu tarihi şahsiyet; Hüseyin Nihal Atsız tarafından önce Kopuz adlı bir dergide yayınlanan makalede, daha sonra ise 1946 yılında yazmış olduğu Bozkurtların Ölümü adlı romanında ‘Kür Şad’ adıyla özdeşleşmiştir. Öte yandan yine Atsız’ın 1947 yılında bu şahsiyeten esinlenerek yayınlamaya başladığı Kür Şad isimli derginin ilk yazısı da; En Büyük Türk Kahramanı Kür Şad olmuştur.
Bu eserlerin etkisiyle Kür Şad ismi büyük bir ün kazanmış ve hem okunuşu itibariyle hem de yapmış olduğu kahramanlık ile dillerde de kendisine yer bulmuştur. Ancak tarihi açıdan incelendiğinde gerçekten Kür Şad isimli bir şahsiyetin olup olmadığı zaman içerisinde tartışma konusu olmuştur. Nitekim tarihçi Ahmet Taşağıl, katıldığı bir televizyon programında Kür Şad isminin bir şahsiyet olmadığı ne Çin kaynaklarında ne de Orhun Abidelerinde böyle bir çeviriye sebebiyet verecek bir bilginin yer almadığını vurgulamıştır. Öte yandan başka bir tarihçi Saadettin Yağmur Gömeç ise Kür Şad isminin gerçekliği olduğunu savunmaktadır.
Osman Fikri Sertkaya, ‘Kür Şad Adının Etimolojisi veya Türk Tarihinde Kür Şad adlı Bir Kişi Var Mıdır?’ isimli makalesinde Hüseyin Nihal Atsız ile olan bir sohbetinden bahsetmiş ve bu sohbet esnasında da Kür Şad isminin hangi kaynağa dayandırılarak verildiğini kendisine sorduğunu belirtmiştir. Hüseyin Nihal Atsız ise cevap olarak böyle bir kaynağın olmadığını, belirterek şöyle devam etmiştir;
‘Ben Çin kaynaklarında geçen Chie-shih-shuai adının Türkçe karşılığı ne olabilir diye düşündüm. Bir defa kaan çocuğu olması sebebiyle yani Tegin olmasından dolayı alacağı son unvan ‘Şad’ olabilirdi. Geriye de bu unvandan önceki ismi tahmin etmek kalıyordu.
(…)
Çince ‘Chie’ kelimesinin de eski Türkçe karşılığı olarak ‘Kür’ olabileceğini düşündüm ve Çince Chie-shih-shuai ibaresini Türkçe karşılığının ise ‘Kür Şad’ olabileceği kanaatine vardım. Bu yüzden de Bozkurtların Ölümü adlı eserimde roman kahramanının adını Kür Şad olarak koydum. Bana göre de çok yakıştı.’
Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere Kür Şad ismini kullanıcısı olan Hüseyin Nihal Atsız, bu ismi kullanırken çıkarımlar veya benzetmeler yaparak Çin kaynaklarında bahsi geçen Chie-shih-shuai isminin Türkçe karşılığının Kür Şad olabileceğini düşünmüş ve eserlerine bu şekilde aktarmıştır.
İsyanın Çin Kaynaklarında Anlatılışı
İsyan hareketinin üzerinden yaklaşık 1400 yıl geçmesine rağmen hala dillere destan bir şekilde anlatılıyor olması aslında yaşanılan olayın tarihi açıdan ne derece önemli olduğunun bir göstergesidir. Ancak mevcut kaynakların çok az bilgiyle bu konuyu yüzeysel olarak anlatması, konu üzerinde yapılan araştırmaların sayısını da hayli kısıtlamaktadır. Bu bağlamda Çin kaynaklarının konuyu ele alış şekillerini incelemek gerekir.
2.1. Eski Tang Kayıtları
Tu-li Kağan’ın kardeşi, saltanat devresinin başlarında saraya gelmişti. Chie-shih-shuai’na ise Merkez Muhafız Komutanı unvanı verilmişti. Kendi soyundan 40 küsur kişiyle gizlice anlaşmıştı. Tu-li’nin oğlunu başa geçirmek istiyorlardı. Gece birlikte isyan edip sarayı kontrol altına alacaklardı. Dördüncü kademeye kadar olan savunma duvarını aşmışlar, rastgele ok atmışlardı. Muhafız ve askerlerden 10 kişiyi öldürmüşlerdi. Bu sırada Düşman Püskürten lakaplı Sun Wukai’nin önderlik ettiği askerler saldırıp, onları püskürtmüştü. Böylece geri çekilmişler ve Wie Nehri’ni geçerek kuzeye eski topraklarına gitmek istemişlerdi. Ancak hepsi yakalanıp, başları vurulmuştu. Tu-li’nin oğlu ise hükümdarın emriyle sürgün edilmişti.
2.2. Yeni Tang Kayıtları
Tu-li Kağan’ın kardeşi Saray Muhafızı Komutanı Chie-shih-shuai, Kendi soyundan insanlarla gizlice bir isyan planı yapmıştım. Chie-shih-shuai adamlarına; ‘Veliahtın geceleri düzenlenen törenle dışarıya çıktığını duydum. Kapı açıldığı sırada içeri girebilir, burada hükümdara saldırabiliriz.’ dedi. Ama o gece büyük bir fırtına çıkmıştı veliaht dışarı çıkmadı. Chie-shih-shuai planın duyulacağından korkmuş ve rastgele ok atarak saraya saldırmıştı. Karşılık çıkıp onlarca muhafızı askeri öldürmüştü. Muhafız ve askerlerin hepsi birden saldırınca kaçmıştı. Ahırdaki seyisleri öldürüp atları çalmıştı ve Wie Nehrini geçmek isterken, sınır devriyeleri tarafından yakalanıp öldürüldü. Tu-li’nin oğlu ise hükümdarın emriyle sürgün edilmişti.
2.3. Zizhi Tongjian Kayıtları
Tu-li Kağan’ın kardeşi Chie-shih-shuai, Tu-li ile beraber saraya gelmişti. Kendisine Saray Muhafızı Komutanı unvanı verilmişti. Kaldığı yerde çok fazla olay çıkarıyor. Tu-li Kağan’a haset ediyordu. Bu yüzden isyan etmekle suçlandı fakat Hükümdar onu küçümsedi. Bu sebeple uzun süre terfi alamamıştı. Eski boyundan adamlarla gizlice bir araya gelerek 40 küsur aday toplamıştı. Veliahtin gece yarısı saraydan çıkacağı sırada saray kapıları açıldığında düzenlenecek törenden yararlanarak saray kapısına akın etmeyi ve doğrudan hükümdarın odasına ulaşmayı hedeflemişti. Gece büyük bir fırtına çıkmış ve Veliaht dışarı çıkmamıştı. Planın duyulacağına korkarak saraya saldırmıştı. Dört kademeli savunma duvarını aşmış, rastgele etrafa ok atarak ortalığı karıştırmış ve Onlarca Muhafız askeri öldürmüştü. O sırada Düşman Püskürten lakaplı Sun Wukai’nin başında olduğu askerler saldırıp onları püskürtmüştür. Bir süre geri çekilip ahıra doğru yönelmişti ve 20 tane at çalarak kuzey ilerlemişti ve Wie Nehrini geçip kendi boyundan olduğu topraklara gitmek istiyordu. Fakat yakalanarak hepsi başlarından vurulmuştu. Tu-li’nin oğlu ise hükümdarın emriyle sürgün edilmişti.
2.4. Hükümdar Kayıtları
Hükümdar kayıtları yıl yıl hükümdarın yaptığı işler hakkında bilgiler veren önemli bir kaynaktır. Zira bu kaynağı incelediğimizde 639 yılında yaşanılan olay hakkında dikkat çekici bir konuya rastlıyoruz.
Kaynaklarda Chie-shih-shuai’nin dördüncü ayda isyan ettiği ve sonucunda öldürüldüğü yer alırken, sekizinci ayda Çin topraklarında bulunan Türkler’in Çin’e bağlı kalmak koşulu ile kuzeydeki sınırları yerleştirdiği yazmaktadır ki bu durum; isyanın dolaylı olarak amacına ulaştığının bir göstergesidir.
Çin Kayıtlarının Değerlendirilmesi
Çin kaynakları yukarıda bahsi geçen 3 kayıt ile sınırlı değildir. Ancak bu makalede sadece bu üçüne yer vermemizin nedeni Kür Şad İsyanı olarak bilinen Chie-shih-shuai İsyanı ile ilgili en ayrıntılı bilgileri bu kaynakların vermesidir. Zira bu ayrıntılı kelimesinden kastettiğimiz ise diğer kaynaklarda bu konuyla ilgili bilgilerin olmayışı ve bilgi içeriklerinde aynı şekilde olayı anlatmasıdır. Ele aldığımız kaynaklar da 3 satır ile anlatılan bu olay aslında çok da ayrıntılı sayılmaz.
Kaynakları incelediğimizde kendi içerisinde çelişkilere düşen ifadeler mevcuttur. Çünkü Çin kaynakları kendi milletini küçük düşürmemek adına Türklerin ve diğer kavimlerin kendilerine karşı yaptığı başarılı faaliyetlerin ayrıntılarına pek değinmezler. Ancak kendi başarılarının ise her harfi kayıtlara geçer. Kaynaklarda bunu net bir şekilde görmekteyiz ki bazı kaynakların gizlemeye çalıştığı konuları bir başka kaynak açığa çıkarmaktadır.
Eski Tang Kayıtlarında isyan hareketinin sarayın dördüncü kademesine kadar ilerlediği ve 40 kişilik isyancı grubun sadece 10 Çinli askeri öldürdüğü aktarılmıştır.
Yeni Tang Kayıtlarında ise onlarca askerin öldürüldüğü yazmakta ancak 40 kişiden bahsedilmemektedir. Yani bir kaynak 40 kişinin verdiği zararı ortadan kaldırmak istemiş, diğer kaynak ise herhangi bir sayı belirleyip büyük bir isyan hareketi imajı vererek isyanın oluşturduğu zarara değinmek istemiştir.
Zizhi Tongjian Kayıtlarına baktığımızda ise intikam alma sebebiyle bu isyanın gerçekleştirildiği algısı oluşturulmuş, lakin diğer kaynaklarda ise böyle bir ifade yoktur.
Hükümdar Kayıtlarını yorumladığımızda ise Çinlilerin isyan ile ilgili tedbirleri çok geç kaldığını görmekteyiz. Öte yandan hükümdarın yeni bir isyan hareketinden endişe duyarak tüm Türklerin göç ettirilmesi kararını alınması ve bu kararın uygulanmasından sonra saraya geri gelmesine dikkat çeken başka bir olaydır. Hükümdar kayıtlarından çıkardığımız sonuç ise her ne kadar esaret altında yaşasalar da Türklerin varlığı her daimler Çinliler için bir tehdit unsuru olmuştur.
SONUÇ
Türk tarihçileri, Çin kaynaklarından elde ettikleri bu bilgiler ışığında onların anlatış tarzından sıyrılarak daha nesnel bir şekilde olayları anlatma çabasına girmişlerdir. Zira yukarıda da açıklamaya çalıştığımız çelişkilerden sıyrılarak anlatılan ve yazılan eserler, Çin kaynaklarına nazaran daha objektif bir veri bizlere sunmaktadır.
Sonuç olarak elde ettiğimiz veriler ışığında bazı çıkarımlara sahibiz. Bu çıkarımların en önemlisi; tarihte Kür Şad isminde bir şahsiyetin olmadığı ve bu isimle anılan ve anlatılan Chie-shih-shuai isimli bir Türk’ün varlığıdır. Bu şahsiyetin Çin esaretinden kurtulmak için Çin hükümdarını kaçırma planı oluşturduğu ve bunu başardıktan sonra ise esaret altında bulunan milletinin, bağımsızlığını sağlayarak hükümdarı da bunun karşılığında serbest bırakacak ve bu şekilde de Türkler kurtaracaktı. Ayrıca efsanelere de konu olan bu tarihi olay ‘Kür Şad ve 40 Çerisi’ olarak anlatılmasının da bilgi yanlışı olduğu kanısındayız. Nitekim ulaştığımız verilerde 40 küsur ifadesi geçmekte ve net bir sayı belirtilmemiş olmasıdır. İsyan anındaki kişi sayısı göz hesabıyla tahmin edilerek veya eksik olarak kayıtlara geçmiş olabilir.
Şunu tekrar belirtmekte fayda olacak; kitaplardan ve çeşitli kaynaklardan öğrendiğimiz Kür Şad İsyanı içerik olan tarihi belgelerle uyuşmaktadır ancak verilen isim itibariyle bu şahsiyet Chie-shih-shuai isimli bir Türktür. Bunu vurgulama sebebimiz kelimenin tam olarak Kür Şad manasına gelmemesidir.
KAYNAKÇA