
Bugünün en sessiz terk edilişi… Bir çocuk, oyuncağı olmadığı için ağlamaz aslında. En acı olan bu değildir. Asıl acı olan, yanında annesi, babası varken yine de görülmemesidir.
Telefonla meşgul olup çocuğunu görmezden gelmek, terk etmenin en sessiz hâlidir.
Çünkü çocuk için mesele ekran değil, muhatap bulamamaktır.
Senin zamanından küçücük bir an,
samimi bir bakış, gerçek bir “buradayım” hissi…
İşte onun dünyasını kuran şey budur.
Ama bugün çoğu evde şöyle bir sahne var:
Anne telefonda.
Baba telefonda.
Çocuk ise arada…
İlgi dileniyor.
Ve fark etmeden bir şey öğreniyor:
“Demek ki ben bekleyebilirim…”
“Demek ki ben önemli değilim…”
İşte çekirdek inanç tam burada oluşur.
Çocuk bunu bir kez değil, defalarca hissederse büyür; ama o cümle büyümeden kalır:
“Ben yeterince değerli değilim.”
Sonra yıllar geçer…
İlişkilerinde kendini geri çeker.
İş hayatında hak ettiğini isteyemez.
Sevgi gördüğünde bile şüphe eder.
Çünkü bir zamanlar, en çok ihtiyaç duyduğu yerde görülmemiştir.
Bir de başka bir gerçek var:
Bazı insanlar gerçekten anne baba olmak için değil…
anne baba gibi görünmek için vardır.
Fotoğraf çeker.
Paylaşır.
Dışarıya “ilgili” görünür.
Ama kapı kapandığında?
Sabır yok.
Dikkat yok.
Gerçek temas yok.
Çünkü konu çocuk değildir.
Konu alkıştır.
Bunun altında yine aynı kök yatar:
“Ben olduğum hâlimle yeterli değilim.
Değerli olabilmek için görünmeliyim.”
Bu yüzden bazen bir çocuğa verebileceğin en büyük şey, oyuncak değil…
Gerçekten bakmaktır.
Çünkü bir gün gelecek, artık sana bakman için uzanmayacak.
Ama bu, güçlü olduğu için değil… alıştığı için olacak.
2