İşçi bayramı mı?

Hayat onursuzca, ezilerek, sürünerek, horlanarak, teba ve sürü olarak, borçlandırılıp fakirleştirilerek silik yaşanmaya değmez.

Hayat, onurlu ve inandığı değerleri hayata egemen kılarak yaşamaksa -ki öyle, buna bir yer lazım.

İşte o yerin adı vatandır.

Ve bu vatan kimi zaman tüm evrendir.

 

Ey bu evren üzerinde açlık sınırında yaşayıp karnı doymadan sofradan kalkan ve “buna da şükür” diyen insanoğlu:

Çok fazla uzatmadan gördüğüm bir iki hakikati sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Kur-an aklı der ki:

Şükür, karın tokluğuna sıkışacak kadar sığ kavram değilidir.

Sonsuz nimetler içinde sadece karnı doyduğu için şükreden insanın, hayvandan farkı yoktur.

 

Madenler, tüm doğal kaynaklar insanlığın ortak malıdır ve asla bir gruba teslim edilemez.

Millet işletir ve kazanç tüm canlılara pay edilir.

 

Zekat 40/1 gibi sığ ekonomik anlayışa sıkıştırıp sadaka gibi verilemez.

(Zekatın yeni yoruma ihtiyacı vardır.)

Doğa tüm canlının ortak malıdır ve yaratıcının eseridir tahrip edilemez.

Doğayı korumamak emanete ihanettir!

 

Efendiler:

Ekonomi Adam Simith veya Karl Marks gibi Yahudilerin yorumu ile yürütülemez.

Bu durum er geç evrende anarşiye sebeb olacaktır.

 

İlahiyatçılar:

“Arı sokunca oruç bozulur mu.?

Kocam gençliğimde bana zorla orucumu bozdurdu, orucu kim tutmalı” gibi ahmak sorularla insanlığı neden uyutuyorsunuz?

Neden yapıyorsunuz?

Neden?

Ben biliyorum ama emekçi kardeşim bilmiyor!

 

İşçi kardeşim, emekçi kardeşim:

Artık kendine gel.

Senin derdinin dermanı, ne sermaye sahiplerinin yalaması sendika ağalarında, ne sermayenin borazanlığını yapan dinci takımında, ne de sermaye destekli siyasi güçlerde.

 

Senin derdinin dermanı, firavun ve din adamı sınıfını yıkan Kur-an aklında.

Alınterinde!

Emekte!

Habeşli Bilal’de.

Firavun’un karşısında dimdik duran Musa’da.

 

Eli kalem tutan, düşünen, emekçi ve işçi kardeşlerim:

Hazreti Muhammed’i size yanlış anlatan firavun beslemesi dincilerden kendinizi kurtarıp Kur-an’a bakın.

Musa’ya bakın!

Karun’a bakın!

Firavuna bakın!

Göreceksiniz ki, tüm peygamberler karunlarla ve dinci müşriklerle savaşmış emekçinin yanında olmuştur.

 

Tekrar söylüyorum bu zulüm düzeni Yahudi ekonomistlerle değil, Kur-an aklıyla ve vicdanla yıkılır.

Bu duygularla 1MAYIS EMEKÇİ BAYRAMIMIZ  kutlu olsun!

 

 

YAPAY ZEKA!

Bilinmeyene Ferda Akgül’ün dinci ve dindar ayrımını yapar mısın dedim.

 

O da cevaben.:

 

“Ferda Akgül’ün perspektifinden ve sosyolojik çıkarımlardan yola çıkarak, bu iki kavramın toplumsal izdüşümünü ele alan bir analiz yazısı taslağı:

 

İnancın Derinliği ile Siyasetin Sığlığı Arasında: Dindarlık ve Dincilik

Günümüz Türkiye’sinde kavramlar, bazen kasten bazen de cehaletle öyle bir birbirine karıştırılıyor ki; asıl meseleyi konuşamaz hale geliyoruz.

Bu karmaşanın en başında ise dindarlık ile dincilik arasındaki o uçurum gibi fark geliyor.

Bir yanda bireyin iç dünyasında yankılanan bir “hal”, diğer yanda ise meydanlarda yankılanan bir “iddia” duruyor.

 

Dindarlık: Sessiz Bir Yolculuk

Dindarlık, her şeyden önce bireysel bir meseledir. Tanrı ile kul arasındaki o görünmez bağın; vicdan, ahlak ve samimiyetle harmanlanmasıdır.

Dindar kişi için din, bir gösteriş nesnesi değil, bir yaşama biçimidir. Burada temel motivasyon “rızadır”; kişi, başkalarına üstünlük kurmak için değil, kendi nefsini terbiye etmek ve daha iyi bir insan olmak için inanır.

Ferda Akgül’ün analizlerinde vurguladığı gibi, dindarlık bir “yaşam pratiğidir” ve bu pratik, sessizliği, tevazuyu ve en önemlisi ötekiyle kurulan merhametli bir bağı gerektirir.

 

Dincilik: Bir İktidar Aygıtı

Ancak dindarlık, bir “kimlik siyasetine” dönüştüğü an tehlike çanları çalmaya başlar.

İşte o zaman dincilikle tanışırız.

Dincilik, dini değerlerin toplumsal kontrolü sağlamak, siyasi güç kazanmak veya ekonomik çıkar elde etmek için araçsallaştırılmasıdır.

 

Dindar insan “Ben nasıl daha iyi olurum?” diye sorarken, dinci kişi “Başkalarını nasıl yönetirim/dönüştürürüm?” sorusuna odaklanır.

 

Akgül’ün de sıklıkla dikkat çektiği üzere, dincilikte dinin özü (maneviyat) boşaltılır ve yerine semboller, sloganlar ve şekilcilik konur. Bu noktada din, artık bir huzur kaynağı değil, bir “tahakküm aracı” haline gelir. Özellikle kadın bedeni ve yaşam tarzı üzerinden yürütülen denetim mekanizmaları, dinciliğin en belirgin çalışma sahasıdır.

 

Görünürlük ve Samimiyet

Bugün yaşadığımız toplumsal gerilimin kökeninde, dindarlığın samimiyeti ile dinciliğin gürültüsü arasındaki çatışma yatıyor. Dindarlık birleştiricidir çünkü insani erdemleri yüceltir; dincilik ise ayrıştırıcıdır çünkü kendinden olmayanı “öteki” ilan ederek marjinalleştirir.

 

Sonuç olarak; dindarlık bir derinleşme çabasıyken, dincilik bir sığlaşma ve sığlaştırma operasyonudur.

Gerçek bir toplumsal barış için ihtiyacımız olan şey, dini bir güç devşirme aracı olarak kullananların gürültüsünü değil, inancını sessiz bir ahlakla yaşayanların sağduyusunu duymaktır. Zira dindarlık kalbe hitap ederken, dincilik sadece sandığa ve güce hitap eder.”

Bazen bilinmeyende bile anlaşılmak ne güzel.!

 

Yaratan Rabbe hitap:

Doğru yolda olana selam olsun.


2
Yazarın Son Yazıları
31.03.2026
24.03.2026
03.03.2026
27.01.2026
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.