Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

“Fındıkta Büyük Oyun”
Cellat biz, mahkûm biz.
Göz göre göre geliyoruz sonun büyüğüne…
Sevgili hemşerilerim, değerli okurlar,
Bugün köşemi, bu toprakların namusu, anamıza süt veren helal rızkımız, Doğu Karadeniz’in yüzyıllık yaşam damarı olan fındığımıza ayırdım. Amacım içinizi karartmak değil; yaklaşan fırtınayı, bağırarak gelen felaketi yüzümüze vurmaktır. Çünkü görünen köy kılavuz istemiyor: Türk fındığı bugün can çekişiyor. Hem de sadece dışarıdaki düşmanın gadrine uğradığı için değil; bizzat kendi elimizle, kendi umursamazlığımızla ipini çektiğimiz için!
Dünya fındık üretiminin neredeyse yüzde 70’ini elinde tutan bir coğrafyada yaşıyoruz. Ama sorun bakalım kendinize: Kendi fındığımız üzerinde ne kadar söz sahibiyiz? Çok uluslu çikolata devleri, küresel karteller tarlamızdan kırım tesislerimize, tüccarımızdan ihracat kanalımıza kadar her yeri ahtapot gibi sarmış durumda. Sezon öncesi uydurma rekolte raporlarıyla fiyatı yerle bir ediyorlar. Üreticiyi borç batağında boğup fındığı ucuza kapatıyorlar. Şili’den Gürcistan’a, ABD’den İtalya’ya fındık diktirip yarın önümüze “İşinize gelirse, yoksa oradan alırım.” diye şantaj kaseti koymaya hazırlanıyorlar.
Ancak elimizi vicdanımıza koyalım: Dışarıdaki kartellere bu kozu veren kim?
Toprağa Attığımız Her Gram İlaç, Geleceğimize Sıkılan Bir Kurşundur!
Açık konuşalım: Doğu Karadeniz toprağı bugün altımızda feryat ediyor! “Daha çok ürün alayım.” hırsıyla ya da “Tırpan sallayıp yorulmayayım.” kolaycılığıyla bahçelere döktüğümüz o aşırı azotlu gübreler, zehirli ot ilaçları (herbisitler) Karadeniz’in o canım toprağını asitleştirdi, çorak bir çamura dönüştürdü. Toprağın içindeki canlılığı öldürdük, organik maddesini sıfırladık!
Türk fındığını dünyada vazgeçilmez kılan neydi? O eşsiz aroması, yüksek yağ oranı ve lezzetiydi, değil mi? Zehre boğduğumuz topraktan çıkan fındık artık kalitesini kaybediyor. Yarın yabancı karteller, “Sizin fındığınızın kalitesi bozuldu, aromasız bu.” diyerek kapıyı yüzümüze kapattığında ne yapacağız?
Bilinçsizce attığımız o zehirler, ihracat tırlarında “pestisit kalıntısı” olarak karşımıza çıkıyor; gümrük kapılarından geri dönen her ton fındıkla birlikte millî itibarımız idam sehpasına çekiliyor.
Hafta Sonu Üreticiliği ve Emanet Belası
Bir de işin toplumsal boyutu var… Şehirde yaşayıp fındık zamanı “fındık tatili” niyetine köye gelen, toprağına bir gün olsun emek vermeyip tek çareyi ot ilacı sıkmakta bulan “hafta sonu üreticisi” türedi. Topladığı üç beş çuval fındığı da anında tüccara “emanete” bırakıp şehre dönüyor. Emanete bıraktığınız her kilo fındık, pazarda “Ürün çok, bolluk var.” algısı yaratıyor. Küresel alıcı, sizin emanete bıraktığınız ürünle fiyatı dibe çekiyor! Kendi ayağımıza kendi elimizle sıkıyoruz!
Ya Uyanacağız ya da Toprağımızla Gömüleceğiz!
Geçiştirilecek, “Nasıl olsa hallolur.” denilecek bir yerde değiliz. Bu vurdumduymazlık iki yıl daha devam ederse bu topraklarda ne verimli bir toprak kalacak ne de satacak bir gram fındık! Toprağını tahlil ettirmeden zehirleyen üretici de fındığını emanete verip fiyatı düşüren de miras yoluyla bölünüp bakımsız bırakılan bahçeyi kaderine terk eden de bu cinayetin suç ortağıdır.
Kurtuluşun yolu bellidir:
Bahçelere attığımız o kimyasal zehirleri derhâl keseceğiz. Toprağı organik ve doğal yöntemlerle yeniden dirilteceğiz.
Fındığı harmandan kalkar kalkmaz pazara, tüccara emanete indirmeyeceğiz.
Birlik olacağız, kooperatiflerimize sahip çıkacağız.
Fındığı çuval çuval ham madde olarak elin adamına ucuza satmak yerine, bu topraklarda işleyip katma değerli kendi markamızı yaratacağız.
Aksi takdirde dedelerimizin bize kanıyla, teriyle bıraktığı bu kutsal topraklar, birkaç on yıl içinde fındık bile yetişmeyen çorak zehir tarlalarına dönüşecek. Sonra ne satacak fındığımız kalacak ne de basacak bir toprağımız…
Uyanın hemşerilerim, toprak altımızdan kayıyor!
2