Çözüm Süreci, Çelişkiler ve Türkiye’nin Gerçeği

Hükümet, daha önce iki kez denediği ve her seferinde başarısızlıkla sonuçlanan çözüm sürecini üçüncü kez gündeme getiriyor. Üstelik geçmişte yaşanan tecrübeler ortadayken… Bu ısrarın sahada nasıl bir karşılık bulduğunu ise bugün çok daha net görüyoruz. Süreçten cesaret alan bazı kesimler, sınırları zorlayan bir özgüvenle hareket etmeye başlamış durumda.

Nevruz kutlamaları adı altında ortaya çıkan manzara, “terörsüz Türkiye” söylemiyle açık bir çelişki oluşturuyor. Ülkenin dört bir yanında, özellikle büyük şehirlerde yapılan gösterilerde, kamuoyunu rahatsız eden görüntüler dikkat çekiyor. Bursa’dan İstanbul’a, Ankara’dan farklı şehirlere kadar uzanan bu tablo, toplumun geniş kesimlerinde ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Bu etkinliklerde Türk bayrağının geri planda kalması, buna karşılık farklı sembollerin ön plana çıkması; ayrıca terör eylemleriyle ilişkilendirilen kişilerin görsellerinin taşınması, “barış” ve “demokrasi” söylemleriyle nasıl bağdaştırılabilir? Terörü öven, şiddeti meşrulaştıran bir dilin, demokratik taleplerle yan yana gelmesi kamu vicdanında kabul görmemektedir.

Daha da düşündürücü olan, geçmişte acı olaylara sebep olmuş isimlerin yüceltilmesi ve bunun toplumsal bir kutlama atmosferi içinde sunulmasıdır. Bu durum, yalnızca güvenlik meselesi değil; aynı zamanda toplumsal hafızaya ve ortak değerlerimize yönelik bir sınamadır.

Öte yandan, benzer hassasiyetlerin farklı durumlarda gösterilmediği yönündeki eleştiriler de giderek artıyor. Bir yıl önce farklı gerekçelerle yapılan müdahaleler hatırlanırken, bugün benzer olaylara karşı sessiz kalındığı iddiaları, “çifte standart” tartışmalarını beraberinde getiriyor. Bu, devletin tarafsızlığı ve hukukun eşit uygulanması ilkesi açısından sorgulanması gereken bir durumdur.

Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya ve uluslararası gelişmeler de göz ardı edilmemelidir. Bölge ülkelerinde yaşanan istikrarsızlıkların benzer senaryolarla Türkiye’ye taşınmak istendiği yönündeki kaygılar, toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulmaktadır. Bu nedenle, atılacak her adımın çok daha dikkatli ve milli hassasiyetler gözetilerek planlanması gerekmektedir.

Siyasi aktörlerin kullandığı dil de en az yaşanan olaylar kadar önemlidir. Toplumu ayrıştıran, gerilimi artıran söylemler yerine; birleştirici, kapsayıcı ve sorumlu bir dil tercih edilmelidir. Aksi halde, mevcut sorunlar daha da derinleşebilir.

Bugün gelinen noktada, mesele sadece bir “çözüm süreci” meselesi değildir. Bu, aynı zamanda devletin otoritesi, hukukun üstünlüğü ve toplumsal birlik meselesidir. Atılacak adımların bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir.

Unutulmamalıdır ki, Türkiye’nin en büyük gücü birlik ve beraberliğidir. Bu gücü zayıflatacak her yaklaşım, kimden gelirse gelsin dikkatle ele alınmalı ve sorgulanmalıdır.

Ve son söz:
Devletin görevi, hukuk içinde kalarak milletin huzurunu ve güvenliğini sağlamaktır. Bunun dışındaki her tercih, gelecekte daha büyük sorunların kapısını aralayabilir.

Başta dem partili milletvekilleri olmak üzere teröre bulaşanların Türk vatandaşlığından çıkarılarak sınır dışı edilmeleri en doğru çözümdür.

Ne mutlu Türküm diyene.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.