
Türkiye’de “çözüm” başlığı her açıldığında aynı sahne tekrar ediyor: Büyük laflar, yüksek beklentiler ve ardından kaçınılmaz bir hayal kırıklığı. Çünkü kimse meselenin özüne inmiyor, kimse gerçek engelleri açıkça konuşmuyor.
Bugün açıkça söylemek gerekiyor: Çözüm iddiasıyla ortaya çıkan bazı siyasi aktörler, yani DEM partisi gerçekte çözümün önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiştir. Toplumsal hassasiyetleri sürekli kaşıyan, gerilimi düşürmek yerine tırmandıran bir siyaset anlayışıyla kalıcı barış üretilemez. Nevruz etkinliklerinde ortaya çıkan tablo da bunun bir kez daha teyidi olmuştur. Birlik ve huzur yerine, ayrışmayı besleyen dil tercih ediliyorsa, burada samimiyet sorgulanır.
Ama daha çarpıcı bir gerçek var: Bölgenin kronik sorunları bilinçli biçimde görmezden geliniyor.
Türkiye’de kız çocuklarının en az okutulduğu, en çok erken yaşta evlendirildiği yerlerin başında Güneydoğu geliyor. Bu utanç verici tabloyu değiştirmek için kim ses çıkarıyor? Kim bu düzenle hesaplaşıyor? Neden bu başlıklar sürekli halının altına süpürülüyor?
Çünkü bu sorular sorulduğunda, sadece devlet değil; bölgedeki yerleşik güç odakları da tartışmanın içine girer. Aşiret düzeni, feodal ilişkiler, yerel güç sahiplerinin kurduğu baskı düzeni… Bunları konuşmak, slogandan daha zordur.
Bir tarafta düğünlerde kilolarca altının takıldığı, balya balya paraların saçıldığı gösterişli hayatlar… Diğer tarafta köy okulunda defter bulamayan çocuklar. Bu çarpıcı eşitsizliği görmezden gelerek “hak” mücadelesi verildiğini iddia etmek, en hafif tabirle samimiyetsizliktir.
Bugün Kürt vatandaşların öncelikli meselesi; tabelaların dili, anonsların içeriği değildir. Asıl mesele; çocukların okula gitmesi, kızların çocuk yaşta gelin edilmemesi, gençlerin geleceksizlikten kurtarılmasıdır. Ama bunlar konuşulmaz. Çünkü bu meseleler konuşulursa, yıllardır sürdürülen siyasi konfor alanı sarsılır.
Dil üzerinden, kimlik üzerinden, semboller üzerinden siyaset yapmak kolaydır. Zordur olan; kendi toplumunun içindeki yanlışlarla yüzleşmek. Zordur olan; ağaya, aşirete, yanlış geleneğe “dur” diyebilmek.
Çözüm isteyen her türlü kanunsuzlığa uyuşturucu ve eroin kaçakçılığına neşter vurup yanlışa yanlış kötüye kötü demek gerçek çözümün öncüsüdür.
Gerçek çözüm; sadece devleti eleştirmekle değil, toplumun kendi içindeki sorunları da cesaretle ortaya koymakla mümkündür. Aksi halde yapılan her tartışma, sadece bir oyalama, sadece bir tekrar olur.
Türkiye’nin artık ezberlere değil, açık sözlülüğe ihtiyacı var. Gerçekleri eğip bükmeden konuşmaya, sorumluluğu başkasına atmadan yüzleşmeye…
Çünkü çözüm; sloganlarda değil, samimiyette saklıdır. Samimiyet yoksa, çözüm de yoktur.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; toplumu ayrıştıran değil, ortak sorunları cesaretle konuşan bir yaklaşımdır. Kimlikler üzerinden değil, insan onuru, eğitim, adalet ve eşitlik üzerinden yükselen bir çözüm dili…
Çünkü çözüm; sloganlarda değil, çocukların okula gittiği, kızların erken yaşta evlendirilmediği, herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu bir Türkiye’de saklıdır.
2