Emeklilik meselesinde devlet aklı

Türkiye’de siyaset çoğu zaman yüksek sesle, keskin cümlelerle ve sert polemiklerle anılıyor. Ancak bazı dönemler vardır ki, siyasetin asli görevi bağırmak değil; dengeyi korumak, toplumsal hassasiyetleri gözetmek ve ortak vicdanı diri tutmaktır.

Bugün emeklilik meselesi tam da böyle bir eşikte duruyor. Ve bu başlıkta, Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu yaklaşım, siyasetin bu ağır sorumluluğunu hatırlatıyor.

Bahçeli’nin dün emeklilere dair kurduğu cümleler, günü kurtaran popülist çıkışlardan ziyade, devlet ciddiyetine yaslanan bir hassasiyeti yansıtıyor. “Sefalet ücreti” ifadesi, teknik bir ekonomik tanımdan çok, vicdani bir itirazın ifadesi. Bu itiraz, yalnızca rakamlara değil; yıllarını bu ülkeye vermiş insanların onuruna yapılan bir vurgudur.

Burada dikkat çekici olan, meselenin bir siyasi yarışa dönüştürülmemesidir.

Bahçeli, emekliler üzerinden bir polemik üretmek yerine, sorunu kayda geçiren, çözümün devlet aklıyla ele alınması gerektiğini hatırlatan bir çizgide duruyor. Bu tavır, kısa vadeli alkışlardan çok, uzun vadeli istikrarı önceleyen bir siyaset anlayışının yansımasıdır.

Cumhur İttifakı içinde yapılan “ittifak ortağı–iktidar ortağı” ayrımı da bu bağlamda okunmalı. Bu ayrım, sorumluluktan kaçmak için değil; anayasal ve siyasal gerçekliğin doğru tarif edilmesi içindir. Siyasette kavramların yerli yerinde kullanılması, karmaşayı değil; netliği besler. Bu netlik, kamuoyunun doğru beklenti oluşturabilmesi açısından da önemlidir.

Bahçeli’nin söyleminde öne çıkan bir diğer unsur ise sabır ve süreç vurgusudur. Ekonomik meselelerin sihirli bir değnekle çözülmeyeceği gerçeği, çoğu zaman siyasetçilerin de söylemekten kaçındığı bir hakikattir. “İmkânlar arttıkça” ifadesi, hayal satmak değil; gerçekçi bir çerçeve çizme çabasıdır. Devlet yönetiminde temenniler kadar imkânların da belirleyici olduğu gerçeği, bu yaklaşımda açıkça hissedilir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin genel çizgisine bakıldığında da benzer bir tutarlılık görülür. Milliyetçi Hareket Partisi, sosyal konuları ideolojik gürültünün parçası hâline getirmektense, devletin sürekliliği ve toplumsal denge perspektifiyle ele almayı tercih eden bir siyasi geleneği temsil eder.

Emekliler meselesinde sergilenen dil de bu geleneğin doğal bir uzantısıdır.

Elbette emeklilerin yaşadığı zorluklar gerçektir ve derindir. Ancak bu sorunların çözümü, her başlığı bir çatışma alanına çevirerek değil; serinkanlılık, istişare ve ortak sorumluluk bilinciyle mümkündür. Bahçeli’nin yaklaşımı, tam da bu zemini işaret ediyor.

Netice itibariyle bu ülkede emeklilik, yalnızca ekonomik bir başlık değildir. Aynı zamanda bir vefa meselesidir. Devletin, geçmişte hizmet etmiş vatandaşına nasıl baktığının göstergesidir. Bu hassasiyetin, hamaset yerine ölçülü bir dille gündeme taşınması ise az rastlanır bir siyasi olgunluktur.

Belki de bugün siyasette en çok ihtiyaç duyulan şey tam olarak budur: Yüksek perdeden vaatler değil, gürültülü tartışmalar değil, Sessiz ama sağlam bir duruş.

Ve bazı meselelerde, özellikle de emeklilerin hayatına dokunan konularda, bu duruşun kıymeti sandığımızdan çok daha fazladır.

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.