Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Karadeniz’de ağustos ayı geldi mi hayatın ritmi değişir. Bahçelerde motor sesleri yükselir, aileler hasat hazırlığına başlar, köyler yeniden canlanır. Çünkü fındık, bu bölgenin yalnızca bir tarım ürünü değil; ekmeği, umudu ve geleceğidir.
Ancak ne yazık ki bu yıl üretici sezona umutla değil, kaygıyla giriyor.
Serbest piyasada fındık fiyatı 170 TL seviyelerine kadar geriledi. Oysa daha geçen yıl 350 TL’leri gören fındık, bugün neredeyse yarı fiyatına alıcı buluyor. Peki gerçekten piyasada bu kadar bol ürün mü var?
Ben buna inanmıyorum.
Hasat başlamadan ihracatçı birlikleri, tarım il müdürlükleri ve çeşitli kurumlar peş peşe rekolte açıklamaları yaptı. Ancak bahçeye giren herkes biliyor ki açıklanan rakamlarla gerçekler birbirini tutmuyor. Hatta iddia ediyorum; bugün açıklanan rekoltenin yarısına ulaşmak bile zor olabilir.
Çünkü gerçek tablo masa başında değil, bahçede görülüyor.
Kahverengi kokarca zararlısı birçok bölgede ciddi ürün kayıplarına yol açtı. Küf hastalıkları nedeniyle fındık zarar görüyor. İlkbahardaki hava olayları, mevsim normallerinin dışındaki sıcaklıklar ve düzensiz yağışlar verimi olumsuz etkiledi. Daha hasat başlamadan dallardan dökülen fındıkları gören üretici, rekoltenin açıklanan seviyelerde olmayacağını açıkça ifade ediyor.
O halde şu soruyu sormak gerekir:
Gerçekleşmeyecek bir rekolte neden açıklanıyor?
Çünkü yüksek rekolte beklentisi oluşturulduğunda piyasa daha hasat başlamadan fiyatı aşağı çekiyor. Bunun bedelini ise ihracatçı değil, tüccar değil, üretici ödüyor.
İşin daha da düşündürücü tarafı ise sessizlik…
Giresun’un siyasetçilerine bakıyoruz, ortada güçlü bir ses yok. İlgili kurumlara bakıyoruz, üreticinin kaygısını kamuoyuna taşıyan ciddi bir girişim göremiyoruz. Oysa bugün konuşulması gereken tek konu fındık olmalıdır. Çünkü Karadeniz ekonomisini ayakta tutan ürün fındıktır. Fındık zayıflarsa esnaf da zayıflar, köy de zayıflar, şehir de zayıflar.
Üstelik üreticinin sırtındaki yük her geçen gün ağırlaşıyor.
Bahçelerde ot biçme başladı. Bir günlük biçme yevmiyesi 7.500 TL’yi buluyor. Mazot, gübre, ilaç, nakliye ve işçilik maliyetleri her geçen yıl katlanarak artıyor. Bu şartlarda üretim maliyetinin 300 TL seviyelerine yaklaşması kimseyi şaşırtmamalıdır.
Bütün bunlara rağmen piyasada oluşan fiyat 170 TL…
Bunun adı serbest piyasa değil; üreticinin emeğinin değersizleştirilmesidir.
Bir de yıllardır duyduğumuz “fındığın fiyatı 5 dolar olmalı” söylemi yeniden gündeme gelirse, üreticinin elinde kalan son umut da yok olacaktır. Fındığın fiyatı yalnızca döviz hesabıyla belirlenemez. Asıl ölçü, üreticinin maliyetidir. Üretici kazanamıyorsa o fiyatın hiçbir anlamı yoktur.
Bugün fındık artık birçok aile için tek geçim kaynağı olmaktan çıktı. İnsanlar emekli maaşıyla, başka işlerle veya çocuklarının desteğiyle bahçelerini ayakta tutmaya çalışıyor. Böyle giderse yarın bahçelerde çalışacak insan bulamayacağız. Gençler üretimden uzaklaşacak, köyler daha da boşalacaktır.
Oysa çözüm bellidir.
Her şeyden önce Türkiye’nin uzun vadeli ve üreticiyi merkeze alan bir fındık politikasına ihtiyacı vardır. Fiyat tartışmaları her yıl yeniden yaşanmamalıdır.
İlk yapılması gereken, makinalı tarımı güçlü biçimde desteklemektir. Özellikle Giresun’un eğimli arazilerine uygun mekanizasyon projeleri geliştirilmeli, üreticiye hibe ve düşük faizli kredi imkânları sağlanmalıdır. Üretimin devamı için bu artık zorunluluktur.
İkinci olarak destekleme politikası yeniden düzenlenmelidir. Ordu, Giresun ve Trabzon, kaliteli fındığın yetiştiği ana üretim havzasıdır. Bu bölgelere verilen destekler diğer bölgelerle aynı olmamalıdır. Kaliteyi koruyan, zorlu coğrafyada üretim yapan çiftçi daha fazla desteklenmelidir. Ayrıca kanunda belirlenen üretim alanları dışında yapılan dikimlere verilen teşvikler de yeniden değerlendirilmelidir.
Unutulmamalıdır ki fındık yalnızca üreticinin değil, Türkiye’nin stratejik ihracat ürünlerinden biridir. Dünyanın en kaliteli fındığını üreten insanların yoksullaşması, ne ekonomik ne de vicdani olarak kabul edilebilir.
Son sözüm şudur:
Fındık fiyatı yalnızca bir rakam değildir; Karadeniz insanının alın terinin karşılığıdır. Eğer bugün üreticinin sesine kulak verilmezse, yarın konuşacağımız konu düşük fiyat değil, üretimden vazgeçen insanların hikâyesi olacaktır.
Yeni sezonun tüm üreticilerimize bereket getirmesini diliyorum. Ama bereket yalnızca doğanın değil, doğru politikaların da eseridir.
2