Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki liderliği yıllardır tartışmasızdır. Yaklaşık 3 milyar dolar ihracat geliri sağlayan bu stratejik ürün, yalnızca Karadeniz ekonomisinin değil, aynı zamanda ülke ekonomisinin de en önemli tarımsal değerlerinden biridir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, fındığın gerçek üreticisi olan Doğu Karadeniz ciddi bir çıkmazın içine sürüklenmektedir.
Bugün Türkiye’de yaklaşık 7,5 milyon dekar fındık alanı bulunmaktadır. Bunun yaklaşık 3,37 milyon dekarı Ordu, Giresun ve Trabzon dışındaki illerde yer almaktadır. Son elli-altmış yılda özellikle Samsun, Sakarya, Düzce, Zonguldak ve Kocaeli’nde büyük ölçüde yeni fındık bahçeleri kurulmuştur. Tarım uzmanlarının değerlendirmelerine göre bu alanların yaklaşık 2,5-3 milyon dekarı, doğal fındık kuşağı dışında, sonradan teşviklerle tesis edilen bahçelerden oluşmaktadır.
Buna karşılık, fındığın anavatanı kabul edilen Giresun, Ordu ve Trabzon’da yeni bahçe kurulabilecek alanlar neredeyse kalmamıştır. Mevcut bahçelerin büyük bölümü dik yamaçlarda yer almakta, makinalı tarımın uygulanması ise son derece güç olmaktadır. Üretici, yıllardır aynı arazilerde artan maliyetlerle üretim yapmaya çalışmaktadır.
İşte bugün yaşanan temel sorun da burada başlamaktadır.
Samsun’un Bafra Ovası, Sakarya ve Düzce gibi daha düz arazilerde modern makinelerle üretim yapılabilmektedir. Toprak hazırlığından hasada kadar birçok işlem makineyle gerçekleştirildiği için işçilik giderleri önemli ölçüde düşmektedir. Buna karşılık Giresun’da üretimin büyük bölümü hâlâ insan gücüyle yapılmaktadır. Bahçelerin eğimli olması nedeniyle hasat, taşıma, bakım ve budama tamamen işçiliğe dayanmaktadır. Sonuç olarak Giresun’da bir kilogram fındığın üretim maliyeti yaklaşık 250 TL’ye ulaşırken, düz arazilerde bu maliyet çok daha düşük seviyelerde kalmaktadır.
Bu gerçek göz ardı edilerek tek tip fiyat politikası uygulanması, doğal olarak en büyük yükü maliyeti yüksek olan üreticinin omuzlarına yüklemektedir.
Toprak Mahsulleri Ofisi geçen yıl Levant kalite fındık için 200 TL alım fiyatı açıklamış, bu yıl ise yaklaşık yüzde 25 artışla fiyatı 250 TL seviyesine yükseltmiştir. Ancak üreticilerin önemli bir bölümü bu artışın yeterli olmadığını düşünmektedir. Son yıllarda gübre, ilaç, mazot, işçilik, nakliye ve diğer tüm girdi maliyetleri ciddi biçimde artarken, açıklanan fiyatların üreticinin beklentisini karşılamadığı yönünde yaygın bir kanaat oluşmuştur.
Üstelik Giresun fındığı yalnızca bir tarım ürünü değildir. Kendine özgü aroması, yüksek yağ oranı, lezzeti ve kalite özellikleriyle dünya piyasalarında ayrı bir yere sahiptir. Çikolata sanayisinin en değerli hammaddelerinden biri olarak kabul edilen Giresun kalite fındığın yerine aynı özellikleri taşıyan başka bir ürün koymak mümkün değildir. Böyle bir ürünün üretimini ekonomik olmaktan çıkarmak, yalnızca bölge üreticisini değil, Türkiye’nin uzun yıllarda oluşturduğu kalite üstünlüğünü de riske atmaktadır.
Artık günü kurtaran fiyat açıklamalarının ötesine geçilmelidir. Türkiye’nin fındıkta uzun vadeli, bilimsel ve sürdürülebilir bir milli politikaya ihtiyacı vardır. Amaç yalnızca üretimi artırmak değil; kaliteyi, üreticiyi ve ihracat gelirini birlikte koruyabilmektir.
Bunun için öncelikle Doğu Karadeniz’in arazi şartlarına uygun makinalı tarım çözümleri geliştirilmelidir. Teraslama çalışmalarına hız verilmeli, eğimli arazilerde kullanılabilecek makineler devlet destekli uzun vadeli kredilerle üreticiye ulaştırılmalıdır. Gerekirse her köyün ortak kullanacağı makine parkları kurulmalı, maliyetler yıllara yayılarak üreticiden tahsil edilmelidir.
İkinci olarak üretici örgütlenmesi güçlendirilmelidir. Kooperatifler ve üretici şirketleri yalnızca alım yapan kuruluşlar değil, aynı zamanda işleme, paketleme, markalaşma ve ihracat yapan güçlü ekonomik yapılar hâline getirilmelidir. Devlet, belirli projelerde bu oluşumlara ortak olarak hem finansman hem de kurumsal güven sağlayabilir.
Üçüncü olarak son yıllarda gelişmeye başlayan aile tipi fındık işleme ve pazarlama işletmeleri desteklenmelidir. Kendi markasıyla kavrulmuş, ezme, un veya çikolata üreten küçük işletmeler en az on yıl vergi muafiyetinden yararlanmalı, düşük faizli yatırım kredileriyle teşvik edilmelidir. Çünkü Türkiye’nin kazancı yalnızca kabuklu fındık satmak değil, katma değeri yüksek ürünler ihraç etmekle artacaktır.
Fındığın doğal yayılım alanı olan Ordu, Giresun ve Trabzon’a destekleme fiyatı mutlak surette diğer illerden farklı olmalı ve daha fazla olmalı ki yoksa Üretici başka tarıma geçebilir mesela kızılağaç işletmesi yapılsa fındıktan daha karlı olabilir bunu hesap etmek lazım.
Fındık sadece Karadeniz’in geçim kaynağı değildir; Türkiye’nin stratejik ihracat ürünlerinden biridir. Eğer bugün gerçek üreticiyi ayakta tutacak yapısal adımlar atılmazsa, yarın dünyanın en kaliteli fındığını üreten bölgelerde bahçeler boş kalacak, üretim giderek azalacak ve ülkemizin onlarca yılda oluşturduğu üstünlük zedelenecektir.
Bugün alınacak doğru kararlar yalnızca üreticiyi değil, Türkiye’nin tarımsal geleceğini de güvence altına alacaktır. Çünkü fındığı korumak, aslında ülkenin en önemli milli tarım değerlerinden birini korumaktır.
2