
Türkiye’nin en önemli tarımsal ürünlerinden biri olan fındıkta yıllardır uygulanan fiyat politikası, ne yazık ki üreticiyi zenginleştiren bir model ortaya koyamamıştır. Aksine, özellikle coğrafi yapısı ve iklim koşulları gereği fındık üretiminin adeta zorunlu olduğu Giresun gibi bölgelerde, üreticinin giderek fakirleşmesine yol açan bir tablo oluşmuştur.
Aslında ortada gerçek anlamda bir fiyat politikası da yoktur. Türkiye’de onlarca farklı fındık türü yetiştirilmektedir; çakıldak, delisava, foşa ve daha niceleri… Ancak dünyanın en kaliteli fındığı olarak kabul edilen Giresun kalitesi de dâhil olmak üzere, tüm bu farklı türler tek bir sepete konulmakta ve ortaya çıkan karışım için ortalama bir fiyat belirlenmektedir. Böyle olunca da kalitesi ve değeri çok daha yüksek olması gereken Giresun fındığının fiyatı, diğer kalitelerin seviyesine çekilmiş olmaktadır.
Daha da dikkat çekici olan ise Giresun’daki bazı üretici kuruluşlarının yaklaşık otuz yıldır bu uygulamanın sürdürülmesine öncülük etmesidir. Oysa bu politika, Giresun’daki üreticilerin daha da yoksullaşmasına neden olmaktadır. Sepetteki tüm fındık türleri aynı ölçüde desteklenirken, doğal olarak daha düşük maliyetle üretim yapan bölgelerdeki üreticiler de bu sistemden fayda sağlamaktadır. Bu nedenle farklı bölgelerdeki üreticiler, kendi çıkarları gereği bu politikayı güçlü şekilde desteklemektedir. Buna rağmen Giresun’daki üretici kuruluşlarının bu tabloya karşı ciddi bir itiraz geliştirememesi dikkat çekicidir.
Sonuçta ortaya çıkan durum oldukça nettir: Üreticiyi desteklemek amacıyla açıklanan yüksek fiyatlar, satılamayan fındığın üretimini artırmaktan başka bir sonuç doğurmamıştır. Üstelik yıllık ortalama üretimi yaklaşık 1000 kilogram civarında olan ve Türkiye üretiminin yaklaşık yüzde 65’ini oluşturan küçük üreticilerin refah düzeyine de kayda değer bir katkı sağlanamamıştır.
Oysa fındık, Doğu Karadeniz’de deniz ile yüksek dağlar arasındaki dar bir ekolojik kuşakta yetişir. Bu doğal yapı, aynı zamanda dünyanın en kaliteli fındığının ortaya çıkmasının da temel sebebidir. Gastronomi alanında hazırladığı küresel listelerle bilinen TasteAtlas’ın 2026 yılı güncellemesine göre, dünyanın en iyi fındıkları arasında ilk sırada İtalya’nın Piemonte bölgesine ait Nocciola del Piemonte yer almıştır. Listede ikinci sırada ise Türkiye’nin Karadeniz bölgesinde yetişen Giresun Tombul fındığı gösterilmiştir.
Giresun fındığının aroması öne çıkıyor.
Uzmanlara göre Giresun Tombul fındığı; yoğun aroması, yüksek yağ oranı ve dolgun iç yapısıyla dünyanın en kaliteli fındıkları arasında gösterilmektedir. Karadeniz’in zengin mineralli topraklarında yetişen bu fındık türü; demir, potasyum, kalsiyum ve vitaminler bakımından da oldukça zengin bir besin kaynağı olarak bilinmektedir.
Ancak yanlış politikalar nedeniyle fındık üretimi zamanla geniş ve verimli ovalara, yani aslında her türlü tarımsal ürünün yetişebildiği bölgelere doğru yayılmıştır. Bu yeni alanlarda üretim çok daha yüksek verimle ve çok daha düşük maliyetle yapılmaktadır. Doğal olarak ortaya çıkan düşük maliyetli ancak daha düşük kaliteli fındık, ekolojik bölgedeki üreticiler için ciddi bir haksız rekabet yaratmıştır.
Devletin destekleme alımlarıyla korumayı hedeflediği üreticiler ise tam tersine bu rekabet karşısında daha da zor durumda kalmıştır.
Bugün sayılar da bu gerçeği açıkça göstermektedir. 1964 yılında üç ilde 220 bin hektar alanda 90 bin ton fındık üretilirken, günümüzde 42 ilde yaklaşık 800 bin hektar alanda 900 bin tona ulaşan bir üretim söz konusudur. Bu genişleme, doğal olarak ciddi bir arz fazlasını da beraberinde getirmiştir.
Mevcut destekleme modeli ve tek fiyatla alım yöntemi, düz araziler ile eğimli arazilerde üretim yapan üreticiler arasında da ciddi bir adaletsizlik yaratmaktadır. Verimin yüksek olduğu düz alanlarda üretim maliyetleri düşerken, Karadeniz’in eğimli arazilerinde üretim çok daha zahmetli ve pahalıdır. Buna rağmen herkes için aynı fiyatın uygulanması, özellikle eğimli arazilerde üretim yapan üreticilerin her geçen yıl daha fazla mağdur olmasına yol açmaktadır.
Bir başka çelişki de üretim izinleri ile destekleme politikaları arasındadır. Bakanlar Kurulu kararıyla 16 ilde fındık üretimine izin verilmiş olmasına rağmen, bugün 43 ilde doğrudan destekleme ödemesi yapılmaktadır. Bu durum hem planlamayı hem de piyasayı bozmakta, üretim fazlasını daha da artırmaktadır.
Dolayısıyla yapılması gereken açıktır. Yasal olarak üretim alanı içinde olmayan 27 ilin destekleme kapsamından çıkarılması gerekmektedir. Bunun yanında Karadeniz’de geleneksel üretimin yapıldığı Giresun, Ordu ve Trabzon gibi illerde desteklerin daha yüksek uygulanması kaçınılmazdır. Bu bölgelerdeki üreticiler için desteklerin en az 1,5 hatta 2 katına çıkarılması hem adaletli hem de sürdürülebilir bir yaklaşım olacaktır.
Fındık, Türkiye için stratejik bir üründür. Ancak doğru politikalar uygulanmadıkça bu stratejik ürün, üretici için bir refah kaynağı olmaktan uzak kalacaktır. Özellikle dünyanın en kaliteli fındığının yetiştiği Giresun gibi bölgelerde üreticiyi koruyacak, kaliteyi teşvik edecek ve adil rekabeti sağlayacak yeni bir politika artık kaçınılmazdır.
Yeni sezon başlarken eski oyunlar yine ortaya çıktı. Daha çiçeklenme tam olmadan, kış çıkmadan, güya karanfile göre rekolte hesapladılar ve 830 bin ton üretim olacağını tahmin ettiler. Yani ihracatçılar, “Acele etmeyin, üretim çok; fiyatlar düşer” demek istiyor. Bu davranış düzgün bir esnafa yakışmaz. Devletin derhâl ciddi önlem alıp ürünün gerçek değerini bulması gerekir.
Yeni sezon hayırlı olsun.