
Giresun’da sivil toplum kuruluşları, dernekler, vakıflar ve meslek odaları sayıca azımsanmayacak düzeydedir. Üstelik bu yapıların büyük bölümü yalnızca şehir merkezinde değil, Türkiye’nin birçok ilinde hemşehri dernekleri aracılığıyla da örgütlüdür. Kâğıt üzerinde bakıldığında güçlü bir sivil toplum ağı bulunmaktadır. Ancak Giresun’un kronikleşmiş sorunlarına çözüm üretme noktasına gelindiğinde, aynı gücü sahada görmek ne yazık ki mümkün olmamaktadır. Peki, neden?
Görünürlük var, etki yok. Bugün birçok STK faaliyetlerini “etkinlik yapmak” ile sınırlamaktadır. Toplantılar, kahvaltılar, iftarlar, yemekler ve sosyal medya paylaşımları… Hepsi vardır. Ancak somut çıktı yok denecek kadar azdır. Giresun’un ulaşım sorunu, ekonomik daralma, genç nüfusun göçü, tarım politikaları, fındık üreticisinin yaşadığı sıkıntılar ve turizm gibi temel meselelerde güçlü bir STK refleksi ortaya konulamamaktadır. Çünkü çoğu zaman amaç “sorun çözmek” değil, “görünür olmak”tır.
Kişisel ikbal aracı hâline gelen STK’lar en temel sorunlardan biridir. Bazı yöneticiler için bu yapılar bir tür “sosyal sıçrama tahtası” olarak görülmektedir. Siyasete geçiş, bürokrasiye yakınlaşma ya da yerel güç elde etme aracı hâline gelmektedir. Bu durumda kurumlar şehrin değil, kişinin ajandasına hizmet eder. Eleştiri mekanizması ortadan kalkar. “Aman bir yere ters düşmeyelim” anlayışı hâkim olur. Sorunlara karşı sessiz, makamlara karşı duyarlı bir yapı ortaya çıkar. Sonuç olarak etkisiz, edilgen ve yönlendirilebilir STK’lar oluşur.
Proje üretememe ve kurumsal zafiyet de önemli bir eksikliktir. Giresun’daki birçok STK’nın proje üretme kapasitesi zayıftır. AB projeleri, kalkınma ajansı destekleri ve ulusal hibeler çoğu zaman ya takip edilmemekte ya da yeterli bilgi olmadığı için değerlendirilememektedir. Kurumsallaşma eksikliği de buna eklenmektedir. Stratejik plan yoktur, uzun vadeli hedefler belirlenmemiştir, veri temelli analiz yapılmamaktadır, uzman kadro bulunmamaktadır. Bu nedenle STK’lar günü kurtaran, vizyon üretmeyen yapılar olarak kalmaktadır.
Ortak akıl yerine parçalanmış bir yapı söz konusudur. Giresun’da STK’lar arasında ciddi bir koordinasyon eksikliği vardır. Herkes kendi alanında faaliyet gösterirken ortak bir “Giresun vizyonu” etrafında birleşilememektedir. Oysa güçlü şehirler, güçlü bir ortak akılla yükselir.
Peki çözüm nedir?
Sorunları tespit etmek kadar çözüm üretmek de önemlidir. Öncelikle amaç netliği ve şeffaflık sağlanmalıdır. STK’lar açıkça “Biz kimin için, ne için varız?” sorusuna cevap vermelidir. Faaliyetler şeffaf olmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Hesap verebilirlik güveni artırır.
Liyakatli yönetim anlayışı benimsenmelidir. Yönetimler yakınlık ilişkilerine göre değil, yetkinliğe göre belirlenmelidir. Proje üretebilen, şehir dinamiklerini okuyabilen ve analiz yapabilen kişiler öne çıkmalıdır.
Giresun’daki tüm STK’ları kapsayan bir “Giresun Sivil Toplum Platformu” oluşturulmalıdır. Bu yapı ortak sorunları belirlemeli, çözüm önerileri geliştirmeli ve Ankara nezdinde lobi faaliyetleri yürütmelidir.
Proje kültürü geliştirilmelidir. STK’lara proje yazma, fon bulma ve uygulama eğitimleri verilmelidir. Üreten STK, etkili STK’dır.
Siyasetten bağımsız bir duruş sergilenmelidir. STK’lar siyasetle iletişim kurabilir ancak bağımlı olmamalıdır. Eleştirebilen ve gerektiğinde karşı durabilen bir yapı kurulmalıdır.
Gençlere alan açılmalıdır. Bugünün değil, yarının Giresun’u düşünülmelidir. Gençlerin aktif rol aldığı STK’lar daha dinamik ve üretken olacaktır.
Sivil toplumun gücü yalnızca sayısından değil; niteliğinden, güvenilirliğinden ve hesap verebilirliğinden gelir. Giresun’daki STK’ların etkisizliğini tartışırken üç kritik başlık daha göz ardı edilmemelidir: üye yapısı, mali şeffaflık ve denetim.
Birçok STK’da üye sayıları kâğıt üzerinde yüksek görünse de aktif katılım oldukça sınırlıdır. Üyelik çoğu zaman aidat ödeyen ancak sürece dahil olmayan kişilerden oluşur. “Kalabalık görünme” amacıyla artırılır ve karar alma süreçlerine yansımaz. Hatta bazı durumlarda resmi üye olmayan kişiler üye gibi gösterilir. Bu durum STK’ları tabandan kopuk hâle getirir. Oysa gerçek bir sivil toplum yapısında üyeler kararlara katılır, yönetimi denetler ve gerektiğinde değişimi zorlar. Giresun’da ise üyelik çoğu yapıda pasif bir kimlik kartına dönüşmüştür.
Mali şeffaflık güvenin temel taşıdır. Ne yazık ki birçok yapıda gelir-gider tabloları üyelerle düzenli paylaşılmamaktadır. Bağışların nasıl kullanıldığı net değildir ve harcamalar birkaç kişinin inisiyatifine bırakılmaktadır. Bu durum güveni zedeler ve kurumsallaşmayı engeller. Şeffaf olmayan bir STK güven kaybeder, yeni üye çekemez ve kamu nezdinde ciddiyetini yitirir. Oysa çözüm açıktır: açık, düzenli ve denetlenebilir bir mali yapı.
Denetim kültürü de çoğu zaman kâğıt üzerinde kalmaktadır. Denetim kurulları ya etkisizdir ya da yönetimle iç içedir. Gerçek bir denetim için bağımsız bir anlayış benimsenmeli, üyelere düzenli rapor sunulmalı ve gerektiğinde dış denetim mekanizmaları devreye sokulmalıdır. Güçlü olan yapı, denetimden kaçan değil, denetimi talep eden yapıdır.
Bu eksiklerin devam etmesinin temelinde ise yine amaç sapması yatmaktadır. Eğer bir yapı kişisel vitrin, siyasi basamak ya da sosyal prestij aracı hâline gelmişse, şeffaflık ikinci plana itilir. Çünkü şeffaflık hesap vermeyi gerektirir. Hesap vermek istemeyen yapı ise kapalı kalmayı tercih eder.
Sonuç olarak Giresun’un en büyük eksiği kaynak değil, koordinasyon ve irade eksikliğidir. Eğer STK’lar kişisel hesaplardan sıyrılıp gerçekten şehir için çalışmaya başlarsa, Giresun’un çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur. Unutulmamalıdır ki sivil toplum güçlü değilse şehir de güçlü değildir. Güçlü şehirler, güçlü ama bağımsız STK’larla inşa edilir.
2