Kamunun Parası Nereye Gidiyor?

Düşünün bir sabah… Çocuğunuz okula gidiyor. Okulun tuvaleti bozuk, sınıfta kalorifer ya yanıyor ya yanmıyor. “Ödenek yok” diyorlar. Aynı gün iş çıkışı yolun bir yerinde kaldırım bitiyor, aracının çukurlara giriyor çıkıyor; yaşlı biri yol kenarından güç bela yürüyor. Toplu taşım hizmetleri yetersiz. Akşam mahallede sokak lambası yine yanmıyor. Dinlenmek istiyorsunuz ama sokaktan gelen gürültüler bitmiyor… Bunlar birilerine göre küçük işler… Basit işler…  Ama hayatımızı doğrudan ilgilendiren işler.

Sonra televizyonu açıyorsunuz: “Mega yatırım”, “dev proje”, “şehrin çehresini değiştirecek hamle”… Büyük laflar, büyük açılışlar, büyük pankartlar. Siz de ister istemez soruyorsunuz: Bu kadar iş yapılıyor ama benim hayatım neden kolaylaşmıyor?

Yozlaşma dediğimiz mesele de büyük oranda sorunun etrafında dönüyor.

Yozlaşma, sadece “rüşvet vb.” meselesi değildir. Yozlaşma; devletin parası ve gücünün, halkın gündelik sorunlarını çözmek yerine belli çevrelerin çıkarını büyütmek için kullanıldığında ortaya çıkan bir durumdur. Ve bu durum, çoğu zaman dört kapıdan girer: ihale, imar, teşvik, garantili kamuözel işbirliği. Bu sorun dört ayaküstüne oturur.

Neden “büyük proje” bu kadar cazip?

Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle hukukun tam oturmadığı, güçler ayrılığının zayıf olduğu, denetimin etkisiz kaldığı toplumlarda siyasetçinin önünde iki yol vardır:

  • Küçük ama etkili işler: Mahalle arası yol, altyapı bakımı, okul tamiri, su kaçakları, yaya güvenliği, afet hazırlığı… bu işler vatandaşın hayatını gerçekten kolaylaştırır ama gösterişi azdır; açılışı da fotoğrafı da “büyük” görünmez.
  • Büyük ama “yönetilebilir” işler: Devasa inşaatlar, büyük altyapı yatırımları, gösterişli projeler… Bütçe büyüktür, kararlar çoğu zaman birkaç imza ile alınır. Bu tip ülkelerde denetim sevilmez, “kim yaptı, kaça yaptı, nasıl yaptı” sorularına cevap bulmak zorlaşır. Büyük proje, hem vitrin sağlar hem de rant üretmeye elverişli bir alan açar.

Bu tip toplumlarda yatırımlar artar, ama refah artmaz. Çünkü küçük ama hayati işler—okul tamiri, altyapı bakımı, yaya güvenliği, afet dayanıklılığı— büyük projelerin gölgesine itelenir, büyük projeler de rekabet dışında yürür. Küçük projeler yönetim katının ilgisini çekmez. Birkaç kişinin etrafında dönen, rekabetten uzak bu yol ülkenin ekonomisinde ciddi tahribatlara yol açar.

Şimdi gelin bu dört ayağı, günlük hayattan sahnelerle bakalım.

1) İhale ayağı 

“En iyi iş” mi, “en yakın iş” mi?

Mahallenizde bir yol yapılıyor. Üç ay deniyor, dokuz ay sürüyor. Yapılıyor, bir kış geçmeden çukurlar oluşuyor. Sonra yeniden kazılıyor. Yeniden asfalt. Yeniden para.

İhale, kamu idaresinin sizin adınıza satın alma yaptığı işin adıdır. İhalede rekabet varsa fiyat düşer, kalite yükselir. Ama iş “en iyi yapan” a değil “en yakın olan” a gidiyorsa, iki şey olur;  fiyat şişer, kalite düşer. Siz bunu “yol yine bozuldu” diye görürsünüz; gerçekte o bozukluk, bütçeden sessizce akan bir kaynaktır.

İhalenin bozulması piyasayı da bozar. İşini düzgün yapan firmalar “bu işte hakkaniyet-hukuk yok” diye çekilir. Geriye kim kalır? Sisteme uyum sağlayanlar. Böylece devlet, istemese bile, devlet kapısından geçinen kalitesizliği artıran bir ekosistem yaratılır.

2) İmar Ayağı Bir gecede zenginleştiren parsel, bir ömür çekilen trafik

Bir sabah uyanıyorsunuz: “Şu arsanın imarı değişti.” Dün iki kat olan yer, bugün sekiz kat. Dün yeşil alan denilen yer, bugün rezidans. Dün “okul alanı” olan yer, bugün “ticari alan”.

Biz ne görürüz? Trafik artar, otopark yetmez, su basıncı düşer, okul kontenjanı yetmez. İmar kararı, sadece şehircilik kararı değildir; servet yaratma kararıdır. Plan notu değişince parselin değeri katlanır. Plan değişikliği sonrası yol, su, kanalizasyon vb. kamu hizmetleri yeniden yapılır, yapılmak zorunda kalınır. Bu işlerin parası bütçeden, yani sizin cebinizden çıkar. Kamu aynı işi tekrar tekrar yapar. Bu işler adeta “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” atasözünü unutturmamak için yapılıyor diye düşünmeden edemez insan. Bu yöntem şehirlerimizi yaşanmaz hale getirir. Şehir yaşanmaz hale gelince ülke fakirleşir; çünkü şehir, üretimin ve hayatın merkezidir.

Büyük proje sevdası burada da devreye girer: Şehrin altyapısı konuşulmaz, “prestij projeleri” konuşulur. Kaldırım, okul, afet hazırlığı görünmez olur. Oysa hayatı kolaylaştıran asıl iş çoğu zaman gösterişsiz olandır.

3) Teşvik Ayağı

“ Üretime mi, “yakın olana” mı?

Teşvik, doğru yapıldığında ekonomik gelişme için iyi bir araçtır: Teknolojiyi geliştirir, istihdam yaratır, stratejik sektörleri destekler. Ama teşvik “kuralla” değil “ilişkiyle” dağıtılmaya başlarsa üretimi artırmaz; kayırmacılığı artırır.

O zaman ekonominin dili değişir:

“Nasıl daha iyi üretirim?” değil,

“Kimi tanırsam daha hızlı büyürüm?” olur.

Bu da verimliliği öldürür. Çünkü verimlilik; adil rekabet, nitelikli insan ve öngörülebilir kuralla artar. Bağlantı ödüllendirilince, kalite ve yenilik cezalandırılmış olur.

4) Garanti İş Ayağı Bugün alkış, yarın bütçe sancısı

Bir köprü yapılır, bir yol yapılır, bir hastane yapılır… İhtiyaç olabilir. Ama asıl soru şudur: Bu işin riski kimde?

Eğer risk “işi yapan” da değil de kamuya yazıldıysa—yani vatandaşa—o iş görünüşte yatırım, gerçekte uzun vadeli yük olur ve bu yük gelecek nesillerin üzerine biner. Şeffaflık yoksa yurttaş şunu göremez: “Bu projenin toplam maliyeti ne, garanti var mı, varsa kaç yıl, hangi koşulda?”

Şeffaflık olmayınca güven kalmaz. Güven olmayınca ekonomi pahalılaşır. Pahalılaşınca faturayı yine vatandaşa çıkar.

Pekii, vatandaş ne yapabilir?

Burada “vatandaş ne yapsın, gücü mü var?” diyenler olacaktır. Haklı bir soru. Ama unutmayalım: Yozlaşma düzeni en çok suskunluktan güç alır. Vatandaşın yapacağı şey kavga etmek, bağırıp-çağırmak değil; soru sormak, izlemek, kayıt tutmak, şeffaflık istemektir.

1) Küçük iş talebini görünür kılın

Büyük projeler gündemi kapladığında küçük ama hayati işler unutulur. Örneğin; mahallenizde 10 kişi bir araya gelin, bir A4 çıkarın: kaldırım, aydınlatma, okul tamiri, su baskını riski, trafik kör noktaları… Listeyi ilgili kuruma verin. Tek kişi unutulur, 10 imza gündem olur. Sosyal medyanın gücünü unutmayın.

2) Meclis gündemini izleyin, plan tadilatına dikkat edin

İmar kararları belediye meclisi gündeminde görüşülür. “Plan değişikliği” gördüğünüzde şunu sorun: Bu değişiklik kime yarıyor, altyapı hesabı var mı, okul–park–yol kapasitesi ne olacak? Soruyu yazılı sorun. Yazılı soru iz bırakır.

3) Öfkeden önce belge

Bozuk iş mi gördünüz? Fotoğraf, tarih, yer… Net anlatım. Sosyal medya bir araçtır ama asıl etkili olan “kayıt” tır. Kayıt, denetimin yakıtıdır.

4) Seçimde “dev proje” ye değil “gündelik fayda” ya bakın

Açılışı bol projenin değil; okulun, kaldırımların, altyapının, afet hazırlığının hesabını sorun. “Büyük iş” değil, işin kalitesi ölçü olsun.

Bir proje duyduğunuzda aşağıda yer alan 5 soruyu sorun

  1. Bu gerçekten ihtiyaç mı? (En acil sorun bu mu, yoksa vitrin mi?)
  2. Toplam maliyet ne? (Yapım + bakım + işletme + garanti dâhil mi?)
  3. İhalede kaç teklif var, kim kazandı? (Rekabet var mı, hep aynı isimler mi?)
  4. Riski kim taşıyor? (İş tutmazsa farkı kim ödeyecek: firma mı, kamu mu?)
  5. Bunun yerine hangi küçük işler yapılabilirdi? (Okul, altyapı, afet, yaya güvenliği gibi)

Yozlaşma, bir ülkenin parasını tüketir, zamanını tüketir, geleceğini bitirir. Üretim yerine rantın ödüllendirildiği düzende vatandaşın güveni ve gelecek duygusu zarar görür. Büyük projelerin gölgesinde kalan küçük ama hayati işlerin ihmali vatandaşın hayatını zorlaştır, kamuya olan güvenini sarsar.

Sorun “siyaset” değil; “siyasetin” kimin yanında durduğudur. Kamuoyu denetimini güçlendiremezsek siyaset bir grubun yanında olmaya ve onların çıkarına hizmet etmeye devam eder. Seçimler yapılır, değişim olsa bile bu değişim sözde kalır. Sadece isimleri değiştirmek sorunlarımızı çözmez. Bizim sorunlarımızı ancak ve ancak bizim ilgimiz, takibimiz ve sorgulamamız çözer.

Şunu unutmayalım; sorgulanmayan her sistem mutlaka yozlaşır. Biz sorumluluk almadıkça gelişim ve değişim olmaz. Ve değişim için vatandaşın elindeki en güçlü araç slogan değildir. Neticede harcanan bizim paramızdır. Soru sormak, takip, kayıt ve ortak talep oluşturmakta bizim görevimizdir. Bu görevimizi layıkıyla yapalım.

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel