
Rosenmontag’dayız, (Gül Pazartesi) saatler 15:00’i gösteriyor. Bir hafta önce başlayan Faşing geçitleri, bugün doruk noktasında. Ren kıyısında kutlanan Fastnacht şenlikleri, Mainz’de başlıyor, su ile beraber Köln’e akıyor, Düsseldorf’da arkasında gülen, dans eden, elindekini yudumlayan mutlu insanlar bırakıp gidiyor. Fasching, Fastnacht, Karneval; hepsi almancanın Karnaval tanımı.
Şenlikler Şubat’ın ikinci haftasında başlıyor. Önce belde ve köylerde müzik gruplarından, antika arabalardan, aylar boyu çalışmayla hazırlanıp traktörlerin arkasına takılmış özel yapım vagonlardan çok çeşitli, envayi renkli, genellikle yüzlerce yıl öncesinden esinlenerek yapılmış giyecekler içindeki erkeklerden, kadınlardan, değişik meslek gruplarının üniformalarını giyenlerden oluşan konvoy, belirlenen güzergahta, helau, halau, alaafff gibi haykırışlarla yürüyor. İnsanlar neşe içerisinde önlerinden geçenleri izliyor, müziklerin ritmiyle dans ediyor, çocuklar atılan şekerleri, çikolataları topluyor. Her yörenin bir karnaval prensesi ve prensi var. Konvoyun son vagonu onların. Karnaval prensi, prensesi olmanın gideri binlerce Euro’yu bulabiliyor. İktidarları bir yıl. Seneye yenileri geliyor. Geçitlerin gideri de hayli yüksek olduğu için, komşu köyler sırayla geçit yapıyorlar. Geçen yıl biz de yapıldı, bu yıl komşu da. İnsanlar karnaval kostümleriyle gruplar halinde yarın (son gün) komşuda ki geçiti izlemeğe gidecekler.
Rosenmontag’dayız, (Gül Pazartesi) saatler 15:00’i gösteriyor. Bir hafta önce başlayan Faşing geçitleri, bugün doruk noktasında. Ren kıyısında kutlanan Fastnacht şenlikleri, Mainz’de başlıyor, su ile beraber Köln’e akıyor, Düsseldorf’da arkasında gülen, dans eden, elindekini yudumlayan mutlu insanlar bırakıp gidiyor. Fasching, Fastnacht, Karneval; hepsi almancanın Karnaval tanımı.
Şenlikler Şubat’ın ikinci haftasında başlıyor. Önce belde ve köylerde müzik gruplarından, antika arabalardan, aylar boyu çalışmayla hazırlanıp traktörlerin arkasına takılmış özel yapım vagonlardan çok çeşitli, envayi renkli, genellikle yüzlerce yıl öncesinden esinlenerek yapılmış giyecekler içindeki erkeklerden, kadınlardan, değişik meslek gruplarının üniformalarını giyenlerden oluşan konvoy, belirlenen güzergahta, helau, halau, alaafff gibi haykırışlarla yürüyor. İnsanlar neşe içerisinde önlerinden geçenleri izliyor, müziklerin ritmiyle dans ediyor, çocuklar atılan şekerleri, çikolataları topluyor. Her yörenin bir karnaval prensesi ve prensi var. Konvoyun son vagonu onların. Karnaval prensi, prensesi olmanın gideri binlerce Euro’yu bulabiliyor. İktidarları bir yıl. Seneye yenileri geliyor. Geçitlerin gideri de hayli yüksek olduğu için, komşu köyler sırayla geçit yapıyorlar. Geçen yıl biz de yapıldı, bu yıl komşu da. İnsanlar karnaval kostümleriyle gruplar halinde yarın (son gün) komşuda ki geçiti izlemeğe gidecekler.
Manfred Lukha, yeşillerin entegrasyon bakanı, Natalie Pawlik sosyal demokratların entegrasyon müşaviri, almanca kurslarına getirilmek istenilen kısıtlamayı doğru bulmadıklarını beyan ediyor. Kargıdan karnından konuşuyor; insanlar bir yıl boş bekleyecekler, (gelecek yıl kursların açılacağını tahmin ediyor olmalı) her şeyin başı dil, bu insanlara yazık değil mi? İçişleri bakanına itiraz edenlerin hepsinin Baden Würtemberg eyaletinden olması dikkat çekici. Bu vatandaşların diğer beraberlikleri de; hepsinin devletten milyonlarca Euro yardım alan bağımsız örgütlerden nemalanıyor olmaları!
Gelelim Renata Delic isimli hanıma; Stutgart’da bir Volkshochschule’de öğretmenlik yapıyor. Volkshochschule’nin Türkçe karşılığını Google Yetişkin Eğitim Merkezi olarak veriyor. Yazı da adı geçen kurslar iyi bir örnek. Gencine yaşlısına, erkeğine kadınına, esnafına memuruna birarada, resim yapma, yabancı bir dili öğrenme, dikiş, nakış kursları verilen mekânlar. Renata hanım böyle bir merkezde almanca öğretiyor, vatandaşlık alma testi yapıyor. Yabancıları alman yapan hanım olarak ün salmış. Bu ünlü hanım zırlamış; kurslarda indirim yapmak, insanları Gastarbeiter (misafir işçiler) yılları yalnızlığına, çaresizliğine götürmek olur, geri adımdır! O Gastarbeiter’ler bizleriz, annelerimiz, babalarımız. Yetmişli seksenli yıllarda Almanya’da çalışan, portekizler, ispanyollar, italyanlar, yunanlar! Almancayı kendi gayretimizle, komşularımızdan, iş arkadaşlarımızdan öğrendik. Devletten yardım talep etmedik. Çalıştık, verilen her işi yaptık. Devletten kira, elektrik, eşya ve benzeri yardım istemedik. Toplum yaşamına uymaya gayret ettik. Bayramlarda, şenliklerde halkla kaynaştık. Karnaval geçitlerine, şarkılarına, müziklerine, danslarına katılarak, şarmaş dolaş olduk! İhtiyacımız olduğunda memleket insanını hep yanımızda bulduk. Niye arapın, afganın, ukraynalının dil öğrenmek için kursa ihtiyacı var? Almancayı öğrenen bir afganlı, kadını insan olarak görebilecek mi? Dili öğrenen ıraklı, suriyeli araçla ekmeğini yediği insanı öldürmeyi, bıçakla doğramayı bırakacak mı?
Haftanın ilk günü yolumuzun geçtiği dağın eteğinde ki küçük bir belde de karnaval geçitine denk geldik. Yola mola verip geçiti izledik ve otuz kırk yıl önceki yıllarımıza uçuverdik! Şahane müzikle dans ettik, şarkılar söyledik, özenle yapılmış, zevkle süslenmiş, üzerlerinde çok güzel kıyafetli insanlar taşıyan araçlara bayıldık. Fabrikadan yeni çıkmış gibi parıldayan 1926 model kırmızı renkli otobüse (Ford) hayret ettik! Görünürler de entegrasyon kurs öğrencisine benzeyen yoktu! Henüz burayı keşfetmemiş olmalılar! Teşekkürler dağın eteğinde yaşayan insanlar. Bizi Gastarbeiter’li yıllarımıza götürdünüz! Seneye yine geleceğiz!