Kıbrıs’tan Bugüne: Bir Uyanışın Hikâyesi

Köyde yaşıyorum. Televizyonu açmıyorum artık, zira çoğu kanal aynı merkezden besleniyor. YouTube’a sığınıyorum; özellikle savunma sanayii videoları izlemek içimi ferahlatıyor. Gururla, hayranlıkla izliyorum: Türkiye neler yapabileceğini gösteriyor, hem de kimseden izin almadan.

Ama bu başarıların tohumları, çok daha eskiye uzanıyor.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sadece askeri değil, stratejik bir uyanıştı. ABD’nin harekât sonrası Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosu, bir gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koydu:
Bu coğrafyada başkasının silahıyla var olamazsın.

İşte o gün, yerli savunma sanayiine giden yolun taşları döşenmeye başladı.
Özellikle Deniz Kuvvetleri, yerli üretim ve özgün tasarım konusunda öncü adımlar attı.

Derin Sessizlik ve Sinsice Gelen Sapma

Zaman geçti, iktidar değişti, irade el değiştirdi. Türkiye’nin rotası da yavaş yavaş saptı.
Siyasal İslam yükselirken, devletin kadroları ehliyet ve liyakatten değil, aidiyetten geçmeye başladı. Tarikatlar, cemaatler devlete paralel değil, doğrudan sahip olmaya kalkıştı.

Artık bir tarikata mensup değilsen sadece işe girmek değil, çay içmek bile lükstü.
İsimler listelere yazıldı, sofralarda notlar alındı. Devlet, bir tür “manevi holding”e dönüştürüldü.

Türk Hava Kurumu’na kayyum atandı. Sekiz yıldır seçim yapılmıyor. Türkiye cayır cayır yanarken, elinde bir tane yangın uçağı yok. Ama Cumhurbaşkanı’nın 14 uçağı var.

Ordunun Tasfiyesi ve Kurumların Boşaltılması

Hedefte sıradaki yapı: Türk Silahlı Kuvvetleri oldu. Özellikle Hava ve Deniz Kuvvetleri, kurgulanmış davalarla yıpratıldı. Askerî liseler kapatıldı. Askerî hastaneler tarihe gömüldü. “Peygamber ocağı” denilen yapıya acemice ve kasıtlı müdahaleler yapıldı. Sadece kurumlar değil, çocuklarımız da bu karanlık dönemin kurbanı oldu.Yanlış terör politikaları binlerce gencimizi aramızdan aldı. Kimi mağarada tuzağa düştü, kimi kışlada susuzluktan öldü.

Aktütün, Dağlıca gibi baskınlar hafızalara kazındı. Hükûmet ile PKK arasında imzalanan Dolmabahçe Mutabakatı, devletin nasıl pazarlık masasına oturduğunu gösterdi. Hendek savaşlarında 800 şehit verdik. Ülkenin içi adeta yeniden cephe haline geldi.

YAŞ ta Tuğgeneralliğe atanan 36 albayın sadece 9 tanesi kurmay…. Eskiden istisna olarak üstün başarı göstermiş sadece 1 veya 2 tane kurmay olmayan albay general yapılıyordu … Kurmayı olmayan ordu olsa olsa artık alaylı sayılır…

Ne ekonomi, ne enflasyon, ne işsizlik,  ne de göçmen politikası, bu ülkenin en büyük sorunu; liyakat, denetim ve YÖNETİM sorunudur.

Mevcut yönetim değişmeden bu ülkede hiçbir şey düzelmez ve hiçbir şey bizi şaşırtmaz.

Sahte diploma konusu en güzel örnektir.

BTK, YÖK ve MEB’i  daire başkanlarına ait e-imzaları kopyalayarak devlet sistemlerine sızan organize suç çetesi üyelerinin arasında baraj projelerinde çalışan sahte mühendisler, memurlar ve üniversite yöneticileri olduğu ortaya çıktı. İçlerinde 30 kadar milletvekili de olduğu iddia ediliyor bu milletvekillerine örgüt kurmak sahte belge Çete gibi suçlardan yargılayıp milletvekilliğinin düşürülmesini sağlamak lazım

Bürokrat ve siyaset birlikteliği olmadan bu kadar büyük bir sahtekarlık organizasyonunun yapılması mümkün değildir…

Savunma Sanayiinin Sahipliği: Kim, Ne Zaman Başladı?

Bugün, iktidar “milliyetçilik” kartını yeniden sahaya sürüyor.
Yıllardır halkın vergileriyle büyütülen savunma sanayiini, kendi vitrin süsü gibi sunmaya çalışıyorlar.

Sanki tüm bu başarılar sadece onların döneminde, sadece “badem bıyıklılarla” gerçekleşti.
Oysa tarih unutmaz:
Bu kurumların temelleri, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası atıldı.
İsmi bugün az anılan nice mühendis, asker ve teknisyen o taşları sabırla dizdi.

Hafıza Silinemez

Ekonomiyi çökerten, adaleti delik deşik eden, ormanları yakan, sığınmacı krizini patlatıp ülkenin demografisini değiştirenler bugün “yerli ve millî” pozlar veriyor.
Dün cemaat sofralarında poz verenler, bugün başka maskelerle ekranlara çıkıyor.
Ama Türk halkı bu oyunu yutmaz.

Çünkü biz o mayayı biliriz.
Yıkılmış bir imparatorluktan doğan Cumhuriyet’in harcıyla yoğrulduk.
Hem iç hem dış düşmanla kuşatılmışken, okuma yazma bilmeyen bir halktan bir millet çıkaran o ruh bizde hâlâ yaşıyor.

Yeni Nesil Uyanıyor

Bugün gençler daha bilinçli.
Yurt dışına gidenler bile ayrımcılığın ve yabancılığın içinde bu toprağın kıymetini anlıyor.
Diaspora hareketleniyor. Dönüş planları yapılıyor.

Evet, bu düzen değişecek.
Ama bu düzenin mimarları, yeni düzenin kahramanı gibi sunulmak istiyor.
Oysa artık milletin çocukları bu ezberi bozacak güce sahip.

Kendilerine dayatılan iki seçenekten başka bir yol açacaklar:
Üçüncü bir yol… Kendi yolları.

Ve o gün geldiğinde,
Sadece kurumlar değil, çocuklar, analar, şehitler ve sessiz kalan vatan evlatları da konuşacak.

Çünkü o maya burada.
Ve o maya diyor ki:
“Biz temiz Türkleriz, bu işin de altından kalkarız.”


2