Köşeye bir şut da benden

Futbolda “El sallayan ayaklar ve küresel sahtecilik dosyası” açılmalıdır. Başlık şöyle de olabilir: “Spor mu, tiyatro mu?”
Ekrandan bakınca spor, saha içinde bir tiyatro. Ayağına basılan  sporcu neden elini sallar? Futbolun nitelikli sahteciliği mi? VAR’ın gözü kör mü, yoksa sahtekarlığa ortak mı? Yeşil sahalarda “dürüstlük” de ofsayta mı düştü. Daha nice cevapsız sorular…

“HAYIRDIR BEYLER, SAHADA MIYIZ YOKSA TİYATRODA MI?”
Geçen akşam maç izliyorum; adamın ayağına bir darbe geliyor, futbolcu sanki canı bedeninden çıkmış gibi yerde üç .takla atıyor. Ama garip olan şu: Ayağına basılmış, o elini sallıyor! Sanki parmağını kapıya sıkıştırmış… Biz buna “uff oldu” diyoruz ama işin aslı başka. Bu sadece bir can acısı değil, bu bir nitelikli sahtecilik operasyonu değil midir?
Bugün dünya futbolu, göz göre göre yapılan bir manipülasyonun pençesinde VAR olmuş..
VAR dediğimiz o teknoloji odası; ayağa gelen darbeyi santim santim izleyip “Gel bak kardeşim, sarı değil kırmızı ver” derken, o oyuncunun sergilediği o iğrenç tiyatroyu, o aldatmacayı neden görmezden geliyor? Bu bir sahteciliktir! Evet, açıkça söylüyorum: Aldatma yoluyla kazanılan bir frikik, haksız alınan bir korner, son saniyede ki bir taç veya uydurma bir penaltı maçın sonucuna doğrudan etki eder. Maçın sonucunu etkileyen her türlü aldatma ise “sahtekârlık” kapsamına girer ve öyle tanımlanmıştır. Bir futbolcu hakemi kandırıp haksız bir avantaj sağlıyorsa, bu sadece “oyun kurnazlığı” değil, izleyicinin hakkını gasp etmektir. Stadyumdaki seyirci bu maça harcama yapmıyor mu? Evdeki seyirci yayıncı kuruluşa para vermiyor mu? Cevap yok değil mi?

AKILLI İLAÇ VE SALAK YERİNE KONULAN İZLEYİCİ PASAJI

Son zamanlarda arada bir önüme düşen, internette dolaşan bir video geliyor aklıma. Adam eczaneye girip “Popoma yapılan iğne, dişimin ağrısını nereden bilecek?” diye soruyor. O masum adamın mantığı bile, bugün sahadaki futbolcunun mantığından daha dürüsttür. O adam en azından sistemin nasıl çalıştığını sorguluyor. Ama bizim futbolcular maşallah ilaçtan daha akıllılar! Ayağına darbeyi alıyor, bedenini yada belini yere koyarken takla atıyor, ama ne hikmeti hüdâ ise; emir komuta zinciri nasılsa ağrısı doğrudan eline gidiyor: “Aman ha elini salla ki, hakem, dişinin yani ,pardon ayağının ağrıdığını anlasın!” Demek ki bu futbolculara yapılan müdahaleler de “akıllı” cinsten. Pantolonu sıyıran adama yapılan iğne dişe gidiyor mu bilmem ama, sahada ayağa atılan tekme doğrudan elin refleksini tetikliyor gördüğünüz gibi!  Eğer bu ilaçlar veya tekmeler bu kadar akıllıysa, VAR hakemlerinin ne işi VAR?

Bilimde “Ağrının Kapı Kontrol Teorisi” diye bir teori var; acıyan yeri sallarsın ki beyin şaşırsın. Bu durumun izahını Google amcadan alalım ki yanlış öğrenmeyelim. ” Ağrının Kapı Kontrol Teorisi, omurilikte ağrı sinyallerinin, algılanan olası ağrıyı artırmak veya omuriliğin kendisinde azaltmak için işlenmek üzere beyne gönderilebileceği bir mekanizmadır ” diyor. Ama bu mekanizma burada ayak için geçerli. Ayağın acıyorken elini sallıyorsan, ya senin sinir sisteminde bir kısa devre var, ya da sen bizi “enayi” yerine koyuyorsun. Bu hareket, beynin, acıyı değil “sahtekarlığı” yönettiğinin fizyolojik kanıtıdır. VAR’ın bu “yapay zekayı” çözememesi de bizim aklımızla alay etmek demektir. Elin uşağı uydularla dünyayı izliyor, biz sahada dönen 3 taklayı çözemiyoruz öyle mi? Geçin bunları!  Eğer VAR hakemi gerçeğin bir kısmını görüp, o bariz sahtekârlığa gözünü kapatıyorsa, o da bu suçun en uç noktasındadır ve de ortağıdır.

VAR odası: “Görmedim, duymadım, bilmiyorum, aman ya bana ne odası.”
Milyon dolarlık VAR sistemi kurmuşlar. Sonuç mu? Hakem, ayağa darbeyi 4K çözünürlükte izleyip “Gel bak, sarı değil kırmızı ver” diyor. Pekâlâ, aynı hakem, oyuncunun havada sallanan ellerle sergilediği o sahte tiyatroyu görmüyor mu? Ekran başındaki seyirciye gerçeğin bir kısmını gösterip, aldatmacayı saklamak hukuken “Nitelikli Sahteciliktir”. Haksız kazanılan her duran top, uydurulan her korner, maçın skoruna, bahsine, ekmeğine neler doğrar. Bunun adı dünyanın her yerinde ŞİKEDİR! Hepsi Aynı Yolun Yolcusu! Sadece sahada mı? Değil! Bu zihniyet her yerde.

UZAYAN SAHTEKÂRLIK SİLSİLESİ
850’li Hatlar: Devlet eliyle yetki almış, bizi sürekli darlayan, “İnternetiniz bitti” diye yalan haberleri ha gayret söyleyen uyanıklar. Bir “evet” dememizi bekleyen kayıt sistemleri…

Bankaların isim oyununa ne demeli? İş emekliye gelince, maaş hesabının adını “Tasarruf Hesabı” yapıp yasal korumayı delmeye çalışan o meşhur bankalar. Benim İşBankası hesabımda yaşadığım sorun gibi. Emekli hesabı olursa dokunulmaz, ama tasarruf hesabı olunca parmak atmak mümkün olur.
Bir başka kurnazlık da yine İş Bankasından geliyor. Bankanın adı kayıtlarda olduğu için açıklamak da mahzur görmüyorum. Devlet en düşük emekli maaşını Ocak 2026’da 20 bin TL açıkladı. Emekli maaşına zam geldikçe bankaya başvuru yapılarak zamlı maaş üzerinden promosyon farkı alınmaktayken, İş Bankası bu talebinize “red” cevabı veriyor. Gerekçe olarak o ayki maaşınızdan yapılan ilaç kesintisi ile “maaşın tamamı hesapta gözükmemesini”  gösteriyor. Eğer maaşınızdan 100 TL ilaç kesintisi yapıldıysa geçmiş olsun size. Affedersiniz.. Nah alırsınız promosyon farklarını diyebiliyor İşBankası. Neden? Hesaba tam olarak 20 bin TL geçmedi diye. Nasıl bir kafa? Olay tamamen hukuksal bir çözüm istiyor. Adalet işte, ne zaman yerini bulur, ancak bir emsal karar ile. Yüce mahkemeler bir kez büyük bir ceza yazarsa işte o zaman bankalar bakın bakalım milyonlarca müşteriye bir şey yapabiliyorlar mı?

GSM Şirketlerinin Kurnazlığı ise bir başka alem! Eski müşteriye “Sen bendensin, sana 550 TL”, yeni gelene “Gel gel, sana 300 TL” diyerek sadakati cezalandıran operatörler.
Özel Sigortalar: Parayı alırken “canım uşağım”, ödemeye gelince “umarsızca” duvar olanlar… Aradığınızda ulaşılamayanlar…Ulaşsanız da sonuç sunmayanlar. Biraz zorlasanız suçlu gibi göstermekten bile kaçmayanlar…  Nasıl çözülüyor biliyor musunuz? Örneğin Fransız sigorta şirketinin Fransa’daki merkezine bir e-posta yazıyorsunuz, anında esas duruşa geçiyorlar. Türkiye’de telefona çıkmayanlar hemen size dönmeye başlıyorlar. Sonuç: At Sahibine Göre Kişner!

FIFA’sı, UEFA’sı, Federasyonu… Eğer bu mal “sahipleri ” dürüst olmazsa, sahadaki oyuncu da taklacı güvercin olur. Elin uşağı uzaya araba gönderiyor, biz daha yerdeki adamın yalanını çözemiyoruz!
Bu yazı benim hem köşe yazımdır hem de adalete suç duyurumdur. Ayağına basılanın el salladığı bir dünyada, kimse bize dürüstlükten bahsetmesin! Lütfen.

Saygılarımla.

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.