Ramazan ayı ve tüketim çılgınlığı

„İnsanoğlunun  bu çağdaki düşmanları şunlardır; emperyalizm, materyalizm,  kapitalizm, burjuvazi ruhu, sömürü, makinizm, sınıfsal çelişki, faşizm, siyonizm, hiççilik, refah düşkünlüğü, tüketim çılgınlığı ve kültürel sömürü.“

 

Öncelikle şunu ifade ederek başlayayım.

Almanya’da 25 bin nüfuslu küçük bir şehirde ikamet ediyorum ve taa 1990’ların ortalarında yaşadığım yerde „Toplu İftarların“ esamesi okunmazken bizler defalarca toplu iftar organizasyonları yaptık.

 

Peki niçin diye soracak olursanız;

İnsanları alıştırmak, cesaretlendirmek ve teşvik etmek amaçlı yaptık.

Yani o yıllardan taa günümüze uzanan  bu güzel geleneğin öncülerindeniz.

 

Nitekim milenyumdan sonra bu aşı tuttu ve yıllardan beri bulunduğumuz şehirin DİTİB camisinde her akşam toplu iftar geleneği başarıyla sürdürülüyor.

 

 

GELELİM ORUCUN MANASINA

Ramazan ayı ve oruç;

Nefsin terbiye edildiği, israfın terk edilmesi gerektiği, dayanışma ve  paylaşmanın yüceltildiği bir ibadet mevsimidir.

Oruç, insanı açlıkla terbiye ederken tokun hâlinden anlamayı öğretir.

Ancaakk  modern şehir hayatında Ramazan’ın ruhuyla çelişen yeni bir tablo giderek daha görünür hale   gelmektedir.

Hatta bu sene çılgınlık derecesine ulaştı.

Nedir o derseniz?

El-Cevap: Tüketim Merkezli İftar Kültürü…

Bu tüketim ve gösteriş çılgınlığı maalesef 2026  Ramazan ayında  zirveye ulaştı.

 

İKLİM VE TÜKETİM

Bir tarafta sade oruç ibadetinin  derinliğini yaşamaya çalışanlar, diğer yanda ise mübarek ayı adeta görsel şölene dönüştüren abartılı ve fiyakalı „iftar organizasyonları“

Manevi İKLİM ile TÜKETİM alışkanlıkları arasındaki bu çelişki, Ramazan ayının anlamı üzerine yeniden düşünmeyi gerekli kılıyor.

İFTAR SOFRALARI NASIL OLMALI

Ülkemizin  geleneksel kültüründe iftar sofraları sadeliğin ve paylaşmanın sembolüydü.

Hurma, su ve mütevazı yemeklerle açılan oruçlar; nimetin kıymetini bilmeyi ve şükür duygusunu pekiştirirdi.

Sofranın zenginliği değil, bereketi önemsenirdi.

Türkiye ve Avrupa’daki iftar sofraları ayırımı yapmadan  bugüne gelirsek;

İftar sofraları giderek bir SUNUM ALANINA dönüştü.

Salon ve otellerde kurulan açık büfeler, sosyal medyada paylaşılan ihtişamlı masa düzenleri ve çeşit bolluğu, ibadetle tüketim arasındaki dengeyi sorgulatıyor.

Bu masalarda  ihtiyaçtan fazla yemek bulunması artık yadırganmıyor; aksine İKRAMIN CÖMERTLİĞİ olarak görülüyor.

Oysa artan yemekler

Çöpe giden nimetler

Ölçüsüz harcamalar Ramazan’ın özündeki kanaat anlayışıyla çelişiyor.

Bu israf ve gösteriş daha nereye ve ne zamana kadar devam edecek?

 

Evet Ramazan ayı bitti ama bunun gelecek seneleri de var.

Şimdiden birilerin buna „DURR!..“ demesi gerek!..

Bana göre bunu yapması gereken ve yapacak güçte tek kişi var.

O da Cumhurbaşkanı R. Tayyip ERDOĞAN’dır!..

Devlet yetkilileri hem TASARRUF çağrısı yapıyorlar

Hem de İSRAF’ta yarışıyorlar

Hadi; lüks otomobil ve ihtişamlı makam odalarından vaz geçtim. Bari Ramazan’a saygı duyun.

İsraftan kaçının!..

 

SOSYAL MEDYANIN ÇOK ETKİSİ VAR

İftar sofralarının İSRAF’a dönüşümünde dijital dünyanın etkisi çok ama çookk büyük. Sosyal medya, bireylerin günlük hayatlarını sergilediği dev bir VİTRİNE dönüştü. Maalesef Ramazan ayı da bu vitrinin dışında kalmadı.

Paylaşılan iftar masaları, lüks mekân etiketleri ve ÖZEL SUNUM videoları, ibadetin mahremiyetini görünürlük yarışına taşıyor. Sofralar daha doğrusu masalar paylaşım için hazırlanırken, niyet ile gösteriş arasındaki çizgi giderek belirsizleşiyor.

 

İbadet kişisel bir sorumlulukken, tüketim kültürü onu toplumsal bir gösteriye dönüştürebiliyor. Böylece iftar, manevî bir buluşmadan çok ESTETİK bir organizasyon hâline gelebiliyor.

 

Oysa Ramazan ve oruç KALBE hitab eder

Günümüzdeki iftar masaları  ise GÖZE hitap ediyor.

 

Oruç ibadeti;

İnsanın nefsini dizginlemesini ve dünyevi arzularını kontrol altına almasını hedefler. Gün boyu aç kalan insanın akşam ölçüsüz tüketime yönelmesi, ibadetin ruhuyla çelişen bir PARADOKS oluşturur.

 

Ramazan’da İFTAR masalarının büyümesi, alışveriş sepetlerinin dolması ve gıda tüketiminin artması; ibadetin sabır ve sadelik çağrısıyla ters düşen bir tablo ortaya çıkarıyor.

Bu çelişkiyi derinleştiren unsur ise tüketimin „GELENEK „  gibi sunulmasıdır. Oysa gelenek olan;

Komşuyla paylaşmak, ihtiyaç sahibini gözetmek ve sofrada ölçülü davranmaktır.

Ramazan’ın ruhuna uygun olan; sofraların büyüklüğü değil, etrafında kurulan kardeşlik halkasıdır.

 

BU SENE EV ORTAMINI TERCİH ETTİM

Yazımı daha fazla uzatmak istemiyorum.

Zira bilirim ki insanımız uzun yazıları pek okumaz!..

Bu Ramazan’da camiler dahil hiçbir toplu iftar davetlerine iştirak etmedim. Ev ziyaretlerini tercih ettim.

 

Son söz olarak diyorum kii;

Evlerinize dönün

Aileye  yönelin

Kendinize gelin

Gösteriş ve israftan elinizi çekin!..

 

Şimdiden tüm İslam Aleminin mübarek Ramazan Bayramını tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum.    (Tevfik KARA)

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.