Şakamısınız Siz?

Önce rahmetle anıyorum babamı.
Babam şöyle söylerdi:
“Oğlum, her şakada bir ciddiyet ara.”
Ben de bugün biraz bunu yapacağım.
Şakamısınız siz?
Bir partinin fikren size uygun olmadığını düşünüyorsunuz. Ama o partiden aday oluyorsunuz. Seçiliyorsunuz. Sonra partinizden istifa ediyorsunuz.
Madem fikren size uygun değildi, bunu aday olmadan önce düşünmek daha doğru olmaz mıydı?
Bilemiyorum! Ben siyaseti öyle öğrenmedim de, ondan mı acaba…
Sonra bir de “Bağımsız mı kalsam, başka bir yere mi geçsem?” diye düşünüyorsunuz.
Elbette düşünün. Düşünmek kötü bir şey değil.
Ama siyaset biraz da ciddiyet ister. Lütfen ya.
Şimdi önümüze bakalım mı?
Öyle ya da böyle, ortada 25 yıllık bir emek varsa, önce o emeği masaya yatırmak gerekir.
Doğrular konuşulur. Yanlışlar konuşulur. Eksikler ortaya konur. Nerede hata yapıldıysa bakılır.
Para iadesiyle itibar iadesini birbirine karıştırmadan, bu işlerin düzeltilmesi için ne yapılabilir, ona bakılır.
Düzelmesi mümkün olan ne varsa düzeltilir.
Çünkü siyaset, yalnızca bir seçimden diğerine kadar süren, insanların oradan buraya savrulduğu bir yolculuk değildir. İnsanların yıllarını, emeklerini ve umutlarını taşıyan bir süreçtir.
Eğer bütün bunların sonunda yine de “Bu yolda yürüyemiyorum ” deniliyorsa, elbette herkes kendi kararını rahatlıkla verebilir.
Ama nihai sözün kime ait olduğunu da asla unutmamak gerekir:
“Halka.”
Ve halkın verdiği karara, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kimsenin karşı çıkmaması gerekir.
Siz “Acaba bağımsız mı kalsam, başka bir yere mi geçsem?” diye düşünürken, bir başkası belki de yıllardır o görevin sorumluluğunu taşımaya devam etmenin zorlu yol haritasını tanzim edip yolu tekrar çizmeye başlamış bile.
Ayrıca anlamakta güçlük çekiyorum ya!
Yani şunu mu demeye çalışıyorsunuz:
“Biz her türlü göreve hazır bir şekilde bir köşede bekliyoruz. Nereden olursa olsun…”
dercesine mi? Siyaset işte…

İşte benim asıl itirazım burada.
Aslında biz bu işlerden çok sıkıldık.
Çünkü artık insanların yalnızca nereye gittiğine değil, nereden geldiğine ve neden geldiğine de bakmak gerekiyor.
Tam burada aklıma yılan balıkları geliyor.
Binlerce kilometre yolculuk ediyorlar.
Haritaları yok.
Navigasyonları yok.
Pusulaları yok.
Ama yollarını buluyorlar.
Bir yılan balığı kadar bile olamadık.
Ama penguenler kadar olma şansımız da hiç yok.
Onlar -60 derecelik soğukta birbirlerine sokulup bir çember oluşturuyorlar. Sırayla yer değiştiriyor, dışarıda kalan birbirinin yerine geçiyor ve ısınıyor.
Hatta çemberin ortasında sıcaklığın 37 dereceye kadar çıktığı söyleniyor.
“Bizim mi? Ruhumuz dondu!” 
Biz o çemberin içine girmeyi bırakın, önümüze bir de duvar koymuşlar; girmeyelim diye.
Biz daha çembere yaklaşamadan duvara tosluyoruz.
Nereden nereye geldik be?
Yıllar önce birlikte çıktığımız yolun navigasyonunu kaybetmiş gibiyiz.
Ne oldu bize yahu?
Babamın sözü boşuna değilmiş.
“Her şakada bir ciddiyet ara.”
Bu kez de benim lafımda mı ciddiyet arasanız acaba?
Saygılarımla.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.