Stadtbild

Yıllar önce Peter Scholl – Latour; memleketi dünyanın her tarafından gelenlerle doldurmakla onlara yardım etmiş olmaz, Almanya’yı Kalküta yapmış olursunuz demişti. Kulak asmadılar! 1998 yılında kurulan Sosyal Demokrat – Yeşiller koalisyonu Almanya’nın kapısını dünyaya sonuna kadar açtı. Yeşiller’in dışbakanı Fischer taa o yıllarda Kiev’de ki elçilikte Almanya’ya giriş davetiyesi dağıttı! Scholz hükümetin de aynı makama gelen parti arkadaşı Baerbock hanım Antartika Arktik arasında ki ülkelerden getirdiği insanlarla, memleketi renklendirip (Yeşillerin Sloganı) Fischer’e  rağmet okuttu! Tunus’luların, Fas’lıların, Cezayir’lilerin Afrika’ya çevirdiği Paris, Yerlisinin Marok olarak tanımladığı Fas, arap, Pakistan, Afganistan kökenlilerin, Kabil, Mezarı Şerif, Kunduz, İslamabad, Kalküta yaptığ Brüksel, Marsilya, Antwerpen, Rotterdam, Amsterdam, Londra, Calais’da akıllarını başlarına getirmedi! Merkel ile başlayan istila Scholz ile devam etti ve Köln, Duisburg, Essen, Bonn, Gelsenkirchen, Dortmund, Frankfurt/Main, Berlin ve Münih Kalküta oldu!

Sokaklarda ki görüntü, gören gözleri, cıyaklamalar pardon konuşmalar, duyan kulakları yırtıyor! Alman ve almanca yok! Yüksek sesle konuşmalar, bağırıp çağırmalar, beş on yıl önce, hayır daha da geriye gitmeli; ben göçmen kökenliyim, 2010 yılında ziyaretime gelen ebeveynlerimle şehir sokaklarında dolaşırken, bana almanların nereye gittiklerini sordular. Cevap veremedim diyor 2000’de Almanya’ya gelen arkadaş. Onbeş yıl önce yerlisi görülmeyen sokakların günümüzde ki alman ve almanca yokluğunu gözler önüne serilmesine yardımcı olalım: Çevremizde ki şehir, kasaba, kent ve köyler de, sokaklar da almana rastlamak, piyangodan büyük ikramiye kazanmak gibi! Yok kardeşim yok. Ne alman var, ne de almanca konuşan. Kıyafetleri darmadağın, saçları sakalları karmakarışıklar, adeta bağırarak konuşuyorlar. Bazen cinsiyet tespitinde bile zorluk çekiyorsunuz, karşınızdakinin kadın mı erkek mi olduğuna karar vermekte zorlanıyorsunuz. Sokaklar dilencilerle doldu; kırk yıl düşünsek aklımızın ucuna gelmezdi! Bakıyorsunuz sapsağlam, genç kadın veya erkek dileniyor. Bunların aklına hiç çalışmak, alınteriyle kazanmak gelmez mi? Devletin sosyal yardımları yetmez mi? Yine son yıllarda burada hiç tanınmayan hırsızlık türedi; yakalansalar bile ceza almıyacaklarını bildikleri için çocuklarını hırsızlığa gönderiyorlar. Sokaklarda kadınları, kızları  rahatsız ediyorlar.  Geceleri sokaklarda parklar da, otobüs tren istasyonlarında sürüler halinde dolaşıyorlar. Halk onlarla karşılaşmamak için akşam olur olmaz evine çekiliyor. Gözler yıllar önceki sokakların sessizliğini, temizliğini, insanların sakin yürüyüşlerini, herkesin herkesi selamlayışını, kimsenin kimseyi rahatsız etmemeye gösterdiği özeni, konuşmalarında ki nezaketi arıyor! Nerede o eski günlerde ki şehir kasaba sokaklarında ki yürüyüşlerimiz, gezintilerimiz! Sadece kadınları kızları değil, bugünkü sokak ve caddelere genç yaşlı erkekler de burun kıvırıyor! Merz özetle; „Göçmen konusunda iyi ilerleme sağlamamıza rağmen, şehir görüntümüz de daha yapmamız gerekenler var!  İçişleri bakanı (bakanım değil) yurt dışına çıkarmanın alanını genişleterek, problemi  çözmeye çalışıyor“. Salvolar yine pusuda bekleyen Yeşiller, Sol Parti ve koalisyon ortağı Sosyal Demokratlar’dan geldi: Birazcık sağlıklı düşünebilen herkesin gördüğü berbat şehir resmini tanımlamak, yaralayıcı, ayırımcı, insan hakkına saldırı ve demokrasiye saplanan hançermiş! Hitler’in joseph Goebbels’i de gerçekle hiç yakınlığı olmayan ifadelerle milleti kandıracağını düşünüyordu! Türkçe’miz; ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,  Almanca; insan işle ölçülür yazıyor. (man wird mit Taten gemessen) Bu zıpçıklar bilmiyorlar mı? Sayit efendi hayır delikanlı Saint taşı gediğine koyuverdi; Yeşiller ve Sol Parti’lilerin göçmenlerin yaptığı her pisliği kabul etmelerine bir eleştiri getirirseniz, hemen size nasyonal sosyalist çamurunu bulaştırıyorlar.

Bir Dönerci de konuşuyorlar: Oyunu kime verdin? AfD’ye (ırkçı parti) AfD? Evet. Türkler dışarı? Hakikaten AfD’yi mi seçtin? Tabii. Neden? Neden olmasın? AfD’nin seçim propagadasın da ne hoşuna gitti? Türkler dışarı! Gırgır geçmiyorsun değil mi? Sen de göçmen kökenlisin. Ben burada doğdum, burada büyüdüm. Annen baban, onların gitmesini istiyormusun? Onların alman vatandaşlığı var. Ben sadece bu pisliği yapanların yurt dışı edilmesini istiyorum. Göçmen olarak AfD’yi seçmek çelişki değil mi? Neeeee, (hayır) herkesin bir kendi görüşü var.

Ren nehrinin kıyısında ki komşu kasabamızın Marktstrasse (pazar caddesi) isimli ana caddesindeyiz: „Alman ara ki bulasın! Şimdi Sadece yabancılar var. Çok üzücü ama yapacak bir şey yok. Var var, ben Türküm, 1974’den beri Almanya’da yaşıyorum, (ben 1973’de geldim) sınırlar kapatılsın, memleket doldu taşıyor!“ Sadece komşu kasabamızın Markt caddesi değil, şehrimizin caddelerinde de resim aynı! (Stadtbild)

Trenlere Tramvaylara, Metrolara ve şehir içi otobüslere gruplar halinde kuruluyorlar. Telefonlarının hoparlörlerini açıp, etraflarında ki insanlara hiç aldırış etmeden bağırarak konuşuyorlar. Telefonlarını yanlarında getirdikleri hoparlörlere bağlayıp yüksek sesli arapça müzik çalıyorlar. Telefonlarınızın sesini açmayın, kulaklık kullanın anonslarını da takmıyorlar! Friedrich Merz, hükümetinin sadece şehirlere değil,  buralara da memleket ve kıta standartlarını geri getirmesi gerekiyor.

Castrop-Rauxel’de (Kasaba) Yeşiller Merz’e halkı nefrete tahrik’den (volksverhetzung) dava açmışlar! Çevrem de Merz’in Stadtbild beyanına karşı çıkan yok. Anketler de alman halkının %80’inin aynı görüşde olduğunu gösteriyor. Toplum yaşamının içine eden bu densizler, bu mendeburlar (göçmenler) ve hep ekmeğini yedikleri Almanya’nın zararına çalışan (Yeşiller) halk olmadığına göre… Stadtbild beyanından tahrik olacak halk yoktur.  Yine Yeşiller, yine (Holzweg) çıkmaz Yol!

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel
Yazarın Son Yazıları