Trabzon 14 yıldır kimsesiz kaldı!

VE ŞEHRİN ÜZERİNDE OYNANAN KİRLİ OYUNLAR!

”Sizlerden ricam odur ki, bu yazıyı son kelimesine kadar okuyun ve musalla taşındaki bir yakınınıza ağlar gibi, Trabzon’un kimsesizliğine ağlayın. Bundan böyle Trabzon’un hiçbir Milletvekili’ne, seçilmiş ve atanmışlarına, STK mensuplarına, bilhassa da Milliyetçi ve Atatürkçü parti ve dernek üyelerine, bir de sahtekâr Osmanlıcılara zerre kadar  değer vermeyin. AKP’ye ise sözüm yok, çünkü söz konusu memleket meselesi olunca AKP’yi yok sayıyorum”

 

Ali Ulusal Hocamızı 15 Haziran 2013 de Hakk’a uğurlamıştık.

Bugün ölümünün 14. Yıl dönümünde ruhuna dualar göndermek ve de O’nsuz kalan Trabzon’un kimsesizliğini anlatmak istedim.

 

Anası ölene öksüz, babası ölen yetim denir de;

Türkçü- Turancı büyük dava adamı, imân âbidesi, ülkücülerin ortak kimliği ALİ ULUSAL Hocamızı kaybeden Trabzon için ne denilmeli?

 

Ali Ulusal’sız bir Trabzon;

Hem öksüz, hem yetim, hem de kimsesizdir.

Ali Ulusal’sız Trabzon neden mi kimsesizdir?

 

DİNLE DE TRABZON’UN KİMSESİZLİĞİNİ ANLATAYIM!

Nasıl olsa Ali Ulusal yok!

Nasıl olsa bir Ali Ulusal daha yok!

Böyle giderse bir Ali Ulusal daha çıkmayacak!

Böyle olunca da, Ali Ulusal’ın yokluğundan istifadeyle meydanı boş bulanlar her türlü kirli oyunu rahatlıkla icra etmekteler.

 

‘’SEN ANLAT KARADENİZ- TAŞACAK BU DENİZ- SEVDAM KARADENİZ’’ gibi televizyon dizileriyle Trabzon üzerinde  büyük oyunlar tezgâhlanmaktadır. Bundan sonra Trabzon üzerinde ki kirli oyunlar sadece SÜMELÂ üzerinden değil, televizyon dizileriyle de  devam ettirilecektir.

 

Bu diziler vasıtasıyla, Trabzon ve Karadeniz insanını manyak, gerizekâlı, câhil, sadist, işkenceci, görgüsüz, uyumsuz, ağzı bozuk, kültür seviyesi düşük, çocuk tâciri, tecâvüzcü, kundakçı, gaspçı gösterilip aşağılanırken, diğer taraftan ise, Pontus- Yunan reklamıyla da etnik kaşıma yapılarak çok yönlü karanlık oyunlar oynanmaktadır. Bir tek kişinin bile bu kirli oyunlara karşı tepkisini koyarak bölge insanını uyardığına şahit olmadık.

 

Bölge Milletvekilleri, siyâsi parti teşkilâtları ve medya ise bunca rezâlete rağmen, cehâletin, ciddiyetsizliğin ve vurdumduymazlığın derin vâdisinde çeçe sineği sokmuşcasına uykuya yatmış vaziyetteler.

 

Bir zamanlar, Trabzon nizamiyesinde nöbet tutup herkese güven veren yazar ARSLAN BULUT ve OSMAN DİYADİN ikilisi vardılar lâkin silâhları bırakarak firar etmişler. Yazıklar olsun, hem de defalarca yazıklar olsun.

 

Trabzon insanı, ”Taşacak Bu Deniz Dizisi”nde ki kirli oyunları, verilmeye çalışılan karanlık mesajları göremedi, tıpkı daha önce ”Sen anlat Karadeniz” dizisinde göremediği gibi.

 

İşin en acı tarafı;

Trabzon insanının bunca aşağılanıp küçük düşürüldüğü dizide rol alabilmek için Trabzonlu kızlı- erkekli gençler sıraya girmişler. Analar, babalar ise çocuklarının bu dizide beş paralık bir rol kapmasının  zevkiyle mest olmuş vaziyetteler. Yazıklar olsun! Trabzonlu olmak bu mudur?

 

Öyle bir toplum mühendisliği yapıldı ki;

Trabzon insanı, çok sinsi bir elin maharetiyle dizi oyuncularını öylesine bağrına bastı ki, dizi oyuncularıyla sık sık salonlarda, meydanlarda yapmacık galalarla, sinsi organizasyonlarla buluşturuldu, Öğrenciler ve kalabalık halk toplulukları dizinin çekildiği film setine taşındı. Bir Trabzonlu olarak bu manzara karşısında hemşehrilerim adına utandım, kahroldum, insanlarımıza olan güvenim sarsıldı.

 

”Taşacak Bu Deniz” dizisinin oyuncularıyla Trabzon halkının sık sık  buluşturulup kaynaştırılmasıyla, bundan sonra, bölge ve Trabzon ile ilgili karanlık mahfillerin çekeceği dizilerin tepki almadan gösterime girmelerinin zemini hazırlanmıştır.

 

Bu diziler, Trabzon insanlarına karşı yapılacak zihinsel tahribat ve milli reflekslerini yok edecek, milli direncini törpüleyecek operasyonlar olup, Trabzon ve bölge insanı bu saldırı ve operasyonlara karşı âcilen uyarılmalıdır.

 

Bu kirli operasyonlara karşı halkı uyandıracak;

Ne bir Milletvekili,

Ne bir siyâsi parti teşkilâtı,

Ne bir Sivil Toplum Kuruluşu,

Ne bir yazar, çizer, akademisyen,

Ne bir mahalli gazete, televizyon,

Ne de bir ÜLKÜ OCAĞI BAŞKANI var.

 

Kültür Bakanı olan şahıs, ”Kültür Yolu Festival”nin ismini değiştirip bu festivale ”Sümelâ Kültür Yolu Festivâli” ismini vererek ”HAYÂLİ PONTUS İDDİALARININ” yolunu açar lâkin hiç kimseden en küçük bir tepki gelmez.

 

Fener Patriği, Trabzon’da EKÜMENİK PATRİK olarak karşılanıp, Sümelâ’ya gelen Yunanlı ajanlar üzerinde PONTUS yazılı fanilalarla küstahça dolaşırlarken, karşı koyacak ne bir milletvekili, ne bir basın mensubu ve ne de bir STK bulamazsınız.

 

Kanunlara aykırı olarak yapılan uyduruk referandumlarla mahalle ve yer isimleri değiştirilerek Pontusçulara propaganda malzemesi verilirken herkes suskundur, ağızları bıçak açmaz.

 

Siyâsi rant için Ayasofya’yı ibâdete açan zihniyetin Trabzon’da ki temsilcileri, 1461 de Fâtih Sultan Han’ın Trabzon’u fethinin sembolü olan ORTAHİSAR CÂMİİ’nin dış cephe sıvalarını kazıyarak tekrar kilise şekline döndürürken koca Trabzon şehrinden yine en ufak bir itiraz yükselmedi.

 

Câminin iç sıvalarını da kazıyarak Hıristiyanlığın sembolleri olan resim ve ikonaları da meydana çıkardılar. Bütün bunlar yapılırken Fâtih Sultan’ın Trabzon’u fethinin sembolü olan câmii 5 yıl gibi uzun bir zaman ibâdete kapattılar!

 

İŞİN EN İLGİNÇ TARAFI İSE;

Resim ve ikonalar kıble yönü duvarında olduğundan cemaat bu resimlere dönerek namaz kıldırıyorlar.

 

İkonalara dönerek namaz kılan cemaat, şayet câminin içinde birisinin cebinden halının üzerine düşürdüğü Atatürk rozetini görmüş olsaydılar, hep birlikte ayağa kalkıp ‘’Atatürk’ün resminin olduğu yerde namaz kılmak günahtır’’ diye topluca câmiyi terk ederlerdi.

 

Bütün bu tahribatlar yapılırken koca Trabzon’dan neden mi bir ses yükselmedi?

 

Yükselmez, yükseleceği de yok, çünkü Trabzon’dan 2. Bir ALİ ULUSAL çıkmadı!

 

Şayet Ali Ulusal Hoca hayatta olmuş olsaydı;

Kilise şekli verilen Ortahisar Câmii’nin önünde tek kişilik bir protesto mitingi yapar ve Trabzon şehrini KİLİSECİLERİN başlarına yıkardı!

 

İşte bunun için Ali Ulusal’sız bir Trabzon hem öksüz, hem yetim, hem de kimsesizdir!

 

Ortahisar Câmii bu haldeyken, henüz bu zamana kadar bu rezâleti ve bu imansızlığı dile getiren bir tek siyâsi erkân bile çıkmadı koca anlı şanlı Trabzon’dan!

 

Trabzon’un seçilmiş tüm Milletvekillerini, Bürokratlarını, Sivil Toplum Kuruluşlarını, Belediye Başkanlarını, İl Meclis azalarını, medyasının tamamını bir araya toplasanız dâhi topu bir Ali Ulusal etmezler!

 

NEDEN Mİ?

Herhangi bir olumsuzluk anında ne konuşurlar, ne de en ufak bir rahatsızlık duyarlar!

 

Fâtih Sultan Mehmet Hanın yadigarı Ortahisar Câmii’ne kilise şekli verilirken umurlarında bile olmadı!

 

Trabzon’un başta Büyükşehir ve Ortahisar Belediye Başkanlarını, Milletvekillerini, Bürokratlarını, Sivil Toplum Kuruluşlarını, medyasının tamamını (Trabzon Haber Gazetesi sahibi Nevzat Yılmaz Bey ve Davut Çakıroğlu hâriç) avucumun içine alıp kuvvetlice bir sıkıp tekrar avucumu açtığımda ne gördüm biliyor musunuz? Avucumda sadece birkaç damla cıvık ÇAMURUN kaldığını görüp Ali Ulusal’ın büyüklüğünü bir kez daha anlayıp, yokluğunun acısını yaşadım.

 

Ali Hocamla olan son sohbetimiz esnasında, ‘’MEZAR TAŞIM İÇİN’’ isimli şiirini okurken aşırı duygulanıp gözleri doldu, ağladı, yaşlar yanaklarını ıslattı ve birden ellerini semaya kaldırarak;

 

‘’Ya Rabbi, biliyorum ömrüm çok az kaldı, senin rahmetine ve merhametine sığınıyorum / En güvendiğim ve kurtuluşuma vesile olacağına inandığım amellerim; Namazlarım, Tesbihatım, Yazmış olduğum İslâmi ve Milli eserlerim / Vatanımı, devletimi ve milletimi canımdan çok daha fazla severek, milletimin inancı, namusu ve geleceği uğrunda bir ömür her türlü belâ, musibet ve kahpeliklere karşı yüz yüze mücâdele etmemdir / Yarın mahşer günü beni huzurunda utandırma, vermiş olduğum bu hizmet ve mücâdelelerimi hayırlı amellerimden olarak kabul eyle’’ diye dua etmişti…

 

O an kendisine ‘’ÖLÜM SİZİ KORKUTMUYOR MU?’’ diye bir sual soracak olsaydım, cevabının; Yahya Kemâl Beyatlı’nın şu cümleleri olacağından emindim:

‘’Ölmek kaderde var, bana ürküntü vermiyor / Lâkin vatandan ayrılışın ıstırabı zor’’

 

Mezar taşında yazılı olan ‘’Mezar taşım için’’ isimli şiirinin ilk dörtlüğünü burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Önce Türklük- Turan dedim,

Ve de İslâm’a yöneldim.

Tasavvuf üzere tükendim,

Kalanlara selâm olsun…

 

Yine bana hediye ettiği bir kitabının kabuğuna yazdığı bir dörtlük şöyleydi;

 

Ölüm korkutmuyor beni,

Kafamda hep Turan fikri,

Türklük dilimin zikri,

Bozkurtlara selâm olsun…

 

Bizlerden de size selâm olsun.

Ruhud şâd, mahşere kadar ki mekânın Hz. Muhammed Mustafa Efendimizin kucağı olsun.

 

Ali Ulusal’ı böylesine bir kahraman, iman eri ve cesur bir yürek olarak yetiştiren, kolundan tutup kendisini Öğretmen Okuluna yazdıran kişi O’nun Öğretmeni babam TEMEL KILIÇOĞLU idi.

 

Başbuğ Türkeş’in Trabzon’daki UÇ BEYİ ve SIRDAŞI olan Türkmen Beyi Merhum ALİ SAYAL büyüğümüzü de rahmetle anıyorum.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.