
1960 yılında tek çalışan basit bir memurun Giresun’un dereli ilçesinde okuyan çocuğu olarak Akçalı köyünden çıkıp üniversiteyi bitirebildim. Devlet okullarında okudum devlet yurtlarında kaldım Burs aldım. O günkü şartlarda tek çalışan rahmetli babam beni okutmayı başarabildi. Bugün ben de çift çalışan bir aile olarak iki çocuğumu okuttum. Devletin ve cumhuriyetin sağladığı fırsat eşitliği her alanda vardı. Aziz Sancar Mardin’den çıkarak Nobel alabildi. Cumhuriyet olmasa bu mümkün değildi.
Gelelim bugünlere, tek çift ya da bütün aile olsa çalışan olsa, bugün fırsat eşitliği yok. Ya soru çalıyorlar ya torpil yapıyorlar, fırsat eşitliğini kasıtlı olarak yok ettiler. hasbel kader üniversiteyi okutsa, hayatta muaffak olamaz iş bulamaz. Türkiye’de çift hukuklu kendilerinin hukuku bir de diğerlerinin hukukunun olduğu buna artık Cumhuriyet demeyeceğimiz bir ortam yarattılar.
Türkiye’de hacca gitmek isteyen 2 milyon kişi sırada beklerken Sayın diyanet işleri Başkanlığı’nın First lady’si Seher erbaş yedinci kez hacca gitmiş. Güya kurada çıkmış. Orada bile fırsat eşitliği bırakmadılar.
Türkiye’de fırsat eşitsizliği, toplumsal yapının en derin yaralarından biridir. Eğitimden sağlığa, çalışma hayatından adalete kadar birçok alanda kendini gösterir. Bu yüzden idare liyakatsız adamlara kaldı. 2025 yılında 40.000 ha orman alanı yanmış yani İstanbul kadar. İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya Çanakkale yangınında menzil dergahına bağlı nezir derneği ekiplerini ziyaret etmiş allah Teala’ya hamdolsun ki ekipleri ve araçları ne kadar yakışıklı demiş.
Eğitimde eşitsizlik, belki de en görünür olanıdır. Büyük şehirlerde özel okullarda okuyan bir çocuk ile köyde öğretmen eksikliği yaşayan bir öğrencinin imkânları arasında uçurum vardır. Aynı sınava girerler ama aynı başlangıç çizgisinde değillerdir. Bu durum, yeteneklerin değil, ailenin ekonomik gücünün belirleyici olmasına yol açar.
Ekonomide eşitsizlik de giderek derinleşmektedir. Büyük şirketlerde ya da devlet kadrolarında “torpilli” olanın önü açılırken, liyakatle ilerlemek isteyenlerin önü sık sık kapanır. Böylece bireylerin emeği değil, ilişkileri önem kazanır.
Toplumsal yaşamda eşitsizlik ise kadın-erkek arasındaki fırsat farklarıyla kendini gösterir. Kadınlar aynı işi yapmalarına rağmen daha düşük ücret alır, yönetim kademelerine daha az gelebilirler.
Oysa ki fırsat eşitliği, sadece adaletin değil, kalkınmanın da temelidir. İnsanlar arasında eşit imkânlar sunulmadığında toplum, potansiyelinin yarısını kullanamaz.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, “herkese aynı hedefi koymak” değil, “herkese eşit başlangıç imkânı sağlamak”tır. Bu sağlanmadıkça yetenekler heba olacak, adalet duygusu zedelenecek, toplumsal huzur sürekli sarsılacaktır.
Türkiye’de her halükarda sağlıkta ve eğitimde özelleştirmeyi kabul etmemek ve devletin tek tip eğitim ve sağlık hizmeti vermesini sağlamak gerek. Bu aynı zamanda fırsat eşitliğine de zemin hazırlayacaktır. Kaldı ki sağlık insan sağlığı rant aktarmanın aracı haline gelmiş. İnsan sağlığı falan hiç önemli değil önemli olan yandaşlara para aktarmak.
Vatandaşlarını eşit şekilde koruyup gözeten ve refah içinde yaşatmayı hedefleyen bir ülkenin hayalini kuruyorum.