
Millî Mücadele’yi başlatmak üzere İstanbul’dan çıkan Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919’da Heyet-i Temsiliye Reisi olarak, o zaman “büyük bir köy”, “küçük bir Anadolu kasabası” olarak nitelendirilen; ancak Türk’ün “Kızıl Elması” olacak Ankara’ya ayak bastı. Samsun’da, Havza’da, Amasya’da, Erzurum ve Sivas’ta kararlı tutumunu zahire çıkarmıştı. İngilizlerin kel onbaşına tâbi olan İstanbul Hükûmeti yerine, asıl unsur olan Türk milletine dayalı, bağımsız bir Cumhuriyet kuracaktı.
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o gün Dikmen sırtlarından inen yoldan Ankara’ya geldiler. Bütün Ankara halkı; kadınlar, çocuklar, lohusa kadınlar dahi yollara döküldü. Seğmenler kılıç oyunları oynayarak öne düştüler. Davullar, zurnalar çalınıyor; delikanlılar at oynatıyordu.
Mustafa Kemal Paşa’nın Dikmen sırtlarında binlerce Seğmen’i gördüğünde aralarında geçen konuşma, Kızılca Gün’e işaret eder.
Mustafa Kemal Paşa:
“Merhaba efeler! Niye zahmet ettiniz, neden geldiniz?”
Seğmenler:
“Seni görmeye, bu vatan uğruna ölmeye geldik Paşa!”
Mustafa Kemal Paşa:
“Fikrinizde sabit misiniz?”
Seğmenler:
“And olsun!”
Mustafa Kemal Paşa:
“Var olun yiğitler.”
Bu yiğitler arasında Seğmenbaşı Ankaralı Yağcıoğlu Fehmi Efe (1899–1977) vardı. İstiklâl Madalyası sahibi olan Fehmi Efe ile Atatürk’ün tanışıklığı hep devam edecek; Atatürk’ün sofrasında bağlaması ve arkadaşlarıyla yer alacaktı. Bu sofrayı Orhan Dağlı Hoca naklederdi.
Siz bakmayınız “yalan söyleyen ama utanmayan” bir esafil-i nâsın Millî Mücadele’yi başlatma konusunda söyledikleri boş sözlere!
Türk’ün Kızılca Günü geldiğinde neler yapabileceğinin en büyük örneği işte bu gündür. Gazi Paşa ve silah arkadaşlarının emanet ettiği bu vatanı korumak da Etrâk’a düşer!