Tarih mi, siyaset mi? New York’tan gelen tek taraflı söylem!

Siyaset, bazen kelimelerin en tehlikeli biçimde kullanıldığı alan haline gelir. Hele ki konu tarihse… Üstelik acılarla, kayıplarla ve hâlâ tartışılan gerçeklerle dolu bir tarihse. İşte tam da bu yüzden, son günlerde Zohran Mamdani tarafından yapılan açıklamalar, yalnızca bir görüş beyanı değil; aynı zamanda ciddi bir tartışmanın fitilini ateşleyen bir çıkış olarak karşımıza çıkıyor.

24 Nisan gibi sembolik bir tarihte yapılan bu açıklamalar, kulağa ilk anda “duyarlılık” gibi gelebilir. Ama biraz derine indiğinizde şu soruyla karşı karşıya kalıyorsunuz: Gerçekten tarih mi konuşuluyor, yoksa siyaset mi? Çünkü tarih, bugünün sloganlarına sığmayacak kadar derin; politik söylemlere malzeme edilemeyecek kadar hassastır.

1915 olayları… Kolay bir başlık değil. Ne birkaç cümleyle anlatılabilir ne de tek bir pencereden bakılarak anlaşılabilir. I. Dünya Savaşı gibi çok katmanlı, çok aktörlü bir felaketin içinde yaşanmış bir dönemden söz ediyoruz. O yıllarda sadece bir halk değil; farklı etnik ve dini gruplar da büyük acılar yaşadı, ağır bedeller ödedi. Bu gerçeği görmeden, sadece tek bir anlatıyı merkeze koymak… İşte asıl sorun burada başlıyor.

Bugün bazı siyasi aktörler, tarih hakkında kesin hükümler verirken aslında farkında olmadan başka bir alanın sınırlarını ihlal ediyor. Çünkü tarih, belediye kürsülerinde değil; arşivlerde, akademik çalışmalarda ve bilimsel tartışmalarda şekillenir. Bir siyasetçinin söylediği söz, bir tarihçinin yıllarca süren araştırmasının yerine geçebilir mi? Açık konuşalım: Geçemez.

Bir de işin hukuki boyutu var. “Soykırım” kavramı öyle herkesin istediği gibi kullanabileceği bir ifade değildir. Birleşmiş Milletler tarafından 1948’te kabul edilen sözleşme, bu kavramı belirli kriterlere bağlar. Yani bu bir duygu meselesi değil; hukuki bir tanımdır. Ve bu tanımın uygulanabilmesi için uluslararası mahkemelerin açık, bağlayıcı kararları gerekir. Bu noktada, ortada böyle bir yargı hükmü yokken yapılan siyasi açıklamaların neye hizmet ettiği sorusu ister istemez akla geliyor.

Asıl tehlike ise burada gizli. Tarihi, bugünün siyasi hesaplaşmalarına alet etmek… Bu yaklaşım ne geçmişin yaralarını sarar ne de toplumlar arasında köprü kurar. Aksine, zaten hassas olan fay hatlarını daha da derinleştirir. Bugün New York’ta yapılan bir açıklama, yarın başka bir coğrafyada yeni bir gerilimin bahanesi olabilir.

Peki ne yapmalı? Belki de en zor ama en doğru olanı: Tüm acıları birlikte anmak. Sadece bir tarafın değil, o dönemde zarar gören herkesin hikâyesini görmek. Çünkü tarih, seçerek hatırladığımızda değil; bütünüyle yüzleştiğimizde anlam kazanır.

Son söz niyetine…
Tarih, slogan kaldırmaz.
Acı, rekabet kabul etmez.
Ve gerçek, siyaset üstüdür.

Bu yüzden, Zohran Mamdani’nin bu tek taraflı ve siyasi ton taşıyan açıklamalarını eleştirmek, sadece bir görüş değil; aynı zamanda tarihsel ciddiyeti koruma sorumluluğudur. Çünkü mesele sadece geçmiş değil… Aynı zamanda geleceği nasıl kuracağımızdır.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.