Giresun: Tabeladaki büyükşehir mi, dağın yamacında tutunmaya çalışan butik bir şehir mi?

Başlık; bizi nereye isterse oraya götürecek kadar hassas! Ancak bizler nasıl kaldırırız gönlümüzde bilemedim sevgili dostlarım..
​Geçenlerde sosyal medyada Giresunlu bir hemşehrimiz yazmış: ” Ordu büyükşehir oldu, 750 bin nüfusu bulalım, biz de tabelayı değiştirelim. Dışarıda 450 bin adamımız var, gelsinler, birleşelim!” falan filan.. Okurken şöyle bir durdum, oksijen maskemi düzelttim, derin bir nefes almaya çalıştım ama nafile. Bizim uşaklardaki bu ” tabela sevdası”
beni bitirecek.
​Sormak lazım o arkadaşlara; at sahibine göre kişner derler, peki bizim altımızdaki at bu yükü kaldırır mı? Öyle ” Elin uşağı yaptı, biz niye yapmayalım?” demekle şehir yönetilmiyor. Ordu yaptı çünkü Ordu’ nun merkezi Altınordu, bizimkine kıyasla yayla gibi düzlük. Adamlar şehri arkadaki yumuşak tepelere doğru yayabildi.
​Peki ya biz? Bizim Giresun’ umuz, denizle dağın arasına sıkışmış bir nazlı gerdanlık gibidir. Sahil boyu uzar gideriz. Merkezden iki kilometre içeri gir, duvar gibi yamaçlar çarpar yüzüne. Şimdi o Ordu’ nun düzlüğüyle bizim bu hırçın coğrafyayı bir tutan zihniyete sormak lazım: Kuş bakışı hiç mi bakmadınız mı bu şehre? Öyle özel bir yer ki; değerini bilene. Bakın bakalım kaç tane Giresun’ umuz gibi şehir var..
Giresun’ un Coğrafi İnadı:
Karşıdan Esen Deniz
​Şimdi biri çıkar da der ki; ” Yahu Arif, madem yokuş yukarı çıkıyorsun, deniz arkanda kalıyor;  rüzgarın sırtına vurması lazım değil mi?”  Sakın ha! Kimse yazar burada coğrafyayı şaşırdı sanmasın. Giresun’ un kanunu başkadır dostlar.
​O Gazi Caddesi öyle bir imbiğe benzer ki;  denizden kopup gelen o hırçın Karadeniz rüzgarı, binaların arasından kendine bir yol bulur, yokuşun yukarısından aşağı doğru bir şelale gibi akar. Sen güneye doğru yokuşu tırmandıkça, rüzgar seninle inatlaşır; tam karşıdan, göğsünün ortasına vurur. Yani Giresun’ da sadece yokuşla değil, yokuş aşağı koşan o deniz rüzgarıyla da güreşirsin.
​Giresun öyle bir şehirdir ki; yarımadanın bir tarafı Karayel’ e teslim olmuşken, diğer tarafı Poyraz’ la boğuşur durur. Şehir iki rüzgarın arasında, iki deniz tadında bir imtihandır. Hele hele bir de yıldıza yakalandık mı; seyreyle cümbüşü, her yeri sel basar deniz seviyesinde..
Hacı Hüseyin: Aynı Denize “Tepeden” İnmek
​Şimdi biri çıksa, Gazi Caddesi’ nin o en dik yerinde, kan ter içinde yokuşu tırmanan bir adamın elinde oltasını,  kovasını görse; hayırdır nereye sorusuna balığa cevabını alınca; herhalde Güneş çarptı, adam tepede balık tutacak der. Oysa işin aslı başkadır dostlar. Bizde yol, bazen denize varmak için önce göğe tırmanmayı gerektirir. O dik yokuşu tırmanan oltacı arkadaş, aslında zirveye ulaştığında rotasını Hacı Hüseyin istikametine kırar.
​Kaç şehirde vardır bu mantık? Balığa gitmek için önce dağı aşmak, nefesini yokuşun ortasında bırakıp, inişte taze bir solukla aynı denizle kucaklaşmak..  Giresunlu olmanın sessiz sabrı budur. Ciğerlerinin ” Yeter!” diye bağırdığı o en uç noktada durup arkana baktığında,  deniz yine oradadır. Sanki sana, “Bak, buradayım, nefesini tazele de gel” der gibi göz kırpar.
“Büyük” Tabela mı, “Nefes” Alan Şehir mi?
​Biz daha mevcut “küçük” belediye yapımızla; merkezdeki o keşmekeş trafiği, sevgili dostum Fahri Şahin’in yıllardır usanmadan sosyal medyada yazdığı gibi.. daracık sokaklardaki altyapıyı, kışın o dik yamaçlardaki kar temizliğini hallettik mi ki; en ücra köyün çöpünü, yolunu, suyunu devasa ve hantal bir merkeze bağlamak istiyoruz? Büyükşehir demek, Ankara’dan gelecek üç kuruş fazla para değil; o paranın o sarp yollarda hizmete dönüşmeden eriyip gitmesidir.
​Elin uşağına bakıp “Bizim de etiketimiz büyük olsun” diye zorlamanın alemi yok. Giresun sahil boyu böyle kontrolsüz uzarsa, sonumuz Trabzon gibi olur. Her yer beton, her yer sıkışmışlık.. Nefes alacak yerimiz kalmaz. Benim gibi nefes darlığı çeken adam için ” Büyükşehir”  tabelası değil, ” Nefes alan şehir” evladır.
​Dışarıdaki 450 bin Giresunlu bizim canımızdır. Ama onları kağıt üstünde getirmekle iş bitmiyor. O insanlara o dik yamaçlarda hizmet götürmek, Ordu’ nun düzlüğünde bisiklet sürmeye benzemez. Özetle uşaklar; tabelada “Büyük” yazınca şehir büyümüyor, sadece dertler katlanıyor. Bırakın Giresun Butik kalsın,  deniziyle barışık kalsın, nefes alsın. Elin uşağına özenip kendimizi o dik yamaçların yükü altında ezdirmeyelim!
​Giresun’ da değiliz diye; Giresun gerçeğinin gururunu tabii ki her zaman içimizde taşıyoruz.
​Sevgiyle kalın.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.