Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Eskiden “güçlü devlet” derdik.
Devlet güçlü olacak, kurumları güçlü olacak, sözü geçecek, gerektiğinde vatandaşının yanında duracak… Böyle düşünürdük.
Bugün ise başka bir şeye, belki de her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var:
Güvenli devlete…
Çünkü güçlü olmak başka, güven vermek başka.
Eskiden devletin bir kurumu açıklama yaptığında, vatandaşın aklına ilk gelen “Acaba doğru mu söylüyorlar?” sorusu olmazdı.
Devletin kurumları konuştuğunda inanırdık.
Haberleri TRT’den dinlerdik. Çünkü devlet televizyonunun verdiği haberin doğru olduğuna inanırdık. Bir bakan, bir genel müdür, bir kamu kurumu açıklama yaptığında, o açıklamanın arkasında devletin ciddiyeti ve güvenilirliği olduğunu düşünürdük.
Devletin sözü, vatandaşın gözünde güven demekti.
Bugün ise tablo değişti.
Devletin kurumlarının açıkladığı rakamlara bile şüpheyle bakıyoruz.
Enflasyon rakamları açıklanıyor, vatandaş pazara ve markete bakıp “Benim gördüğüm enflasyon bu değil” diyor.
İşsizlik rakamları açıklanıyor, vatandaş çevresindeki gençlere, iş arayanlara, atanamayanlara bakıp rakamlarla hayat arasındaki farkı sorguluyor.
Ekonominin iyiye gittiği söyleniyor, vatandaş emekli maaşıyla ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.
aldığı hapis cezası infaz edilmekte olan bir hükümlüye, yani halen cezaevinde cezalı olan bebek katiline kanuna aykırı bir serbestlik tanımaya kalkıyor, villa yapıldı deniyor devlet yalanlıyor ama meğer villa yapılmış.
Bir bakan konuşuyor, vatandaşın bir bölümü açıklamayı dinlemek yerine önce “Gerçekten böyle mi?” diye soruyor.
İşte asıl tehlike burada.
Bir devlet için en büyük güç, vatandaşının kendisine inanmasıdır.
Devletin silahı, ordusu, polisi, bütçesi, kurumları elbette önemlidir. Ama bunların hepsinden daha önemli bir şey vardır:
Güven.
Vatandaş devletin açıkladığı rakama güvenmiyorsa, devletin kurumlarına güvenmiyorsa, yöneticilerin söylediklerine şüpheyle yaklaşıyorsa, ortada sadece bir iletişim problemi yoktur. TÜİK akşama kadar yalan yuvası olmuş, maaşları düşük tutabilmek için enflasyon rakamlarını düşürmüştür.
Yapılan hiçbir sınavlara mülakatlara güven kalmamıştır.
Bir güven problemi vardır.
Oysa devlet, vatandaşıyla sürekli bir güven ilişkisi içerisinde olmak zorundadır.
Devlet yanlış yapabilir. Kurumlar hata yapabilir. Ekonomide öngörüler tutmayabilir. Bir karar yanlış olabilir.
Bunların hiçbiri dünyanın sonu değildir.
Asıl sorun, yanlışın kabul edilmemesidir.
Çünkü güven, her zaman doğruyu söylemekten değil, yanlış yapıldığında da doğruyu söyleyebilmekten doğar.
“Bu kararımız yanlıştı.”
“Bu rakam beklediğimiz gibi çıkmadı.”
“Burada hata yaptık.”
“Vatandaşımızın yaşadığı sıkıntının farkındayız.”
Devlet bunları söyleyebildiği ölçüde büyür.
Çünkü vatandaş kusursuz bir devlet istemiyor.
Vatandaş, kendisine karşı dürüst bir devlet istiyor.
Bugün Türkiye’nin belki de en büyük ihtiyacı budur.
Biz artık sadece güçlü devlet istemiyoruz.
Güvenli devlet istiyoruz.
Vatandaşının yarınından korkmadığı…
Emeklinin “Gelecek ay nasıl geçineceğim?” diye düşünmediği…
Gencin “Bu ülkede benim bir geleceğim var mı?” sorusunu sormadığı…
Üreticinin alın terinin karşılığını alacağına inandığı…
Yatırımcının hukuk sistemine güvendiği…
Devletin kurumlarının siyasetten bağımsız ve liyakatle çalıştığı…
Ve en önemlisi, devlet bir şey söylediğinde vatandaşın “Acaba?” demediği bir devlet…
Güvenli devlet budur.
Çünkü devletin gerçek gücü, vatandaşını korkutmasından değil; vatandaşının ona güvenmesinden gelir.
Güçlü devlet gerektiğinde sert olabilir.
Ama güvenli devlet, her zaman adil olmak zorundadır.
Bugün ihtiyacımız olan da tam olarak budur:
Daha çok bağıran, daha çok güç gösteren, daha çok propaganda yapan bir devlet değil…
Daha şeffaf, daha adil, daha hesap verebilir ve söylediğine güvenilen bir devlet.
Çünkü unutmayalım:
Devletin gücü vatandaşının üzerinde değil, vatandaşının güvenindedir.
Ve bir ülkede vatandaş devletine güveniyorsa, o devlet gerçekten güçlüdür.
Güven yoksa, en güçlü görünen devlet bile aslında zayıftır.
2