Borcun gölgesinde büyüyen yoksulluk: Bu mu kalkınma?

Prof. Dr. Dilek Özcengiz’in sözleri aslında hepimizin yüzüne bir tokat gibi çarpıyor:
“Yoğun bakıma aldığım hastaların çoğu protein yetersizliği ile geliyor. Derin anemi, vitamin değerleri düşük. Yoksulluğun derin izlerini yaşlılarda net şekilde görmek mümkün.”

Bu tablo rastlantı değil, doğrudan politik tercihlerin sonucudur. Halkın sofrası küçülürken, iktidar “rekor büyüme” masalları anlatıyor. Ama karnı doymayan çocuk, proteini eksik yaşlı, borç batağındaki çiftçi bize başka bir gerçek söylüyor: Türkiye büyümüyor, çöküyor.

Çiftçinin Eziği

Anadolu’nun üreticisi artık özgür değil. Kendi tohumunu üreten, gübresini kendi yapan çiftçi tarih oldu. Ayşe Teyze’nin “Toprak bizi doyurmaz oldu” feryadı, aslında milyonların sesi. Çünkü çiftçi her şeyi tekellerden borçla almak zorunda. Tohum, gübre, ilaç… Hepsi birkaç dev şirketin elinde.

Dört şirket sığır eti pazarının yüzde 85’ini kontrol ediyor, mısır ve soya tohumu birkaç holdingin kasasında. Çiftçi hem yüksek fiyata alıyor hem de ürününü ucuza satmak zorunda kalıyor. İktidar ise bu tekellere göz yumarak, köylünün alın terini yabancı şirketlerin kasasına akıtıyor.

Çocukların Sessiz Çığlığı

Rakamlar utanç verici. Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ikinci sırada.

  • 6,7 milyon çocuk her gün et, tavuk, yumurta yiyemiyor.
  • 7,8 milyon çocuk bisiklete binmemiş.
  • 5,5 milyon çocuğun oyuncağı yok.
  • 4 milyon çocuk kitaba ulaşamıyor.

Bu ülkenin çocukları sadece aç değil; aynı zamanda oyun ve hayal yoksunu. “Türkiye Yüzyılı” dedikleri şey buysa, kusura bakmasınlar ama bu yoksulluk yüzyılıdır.

Borcun Yüzyılı

BDDK verilerine göre vatandaşın bankalara olan borcu 5 trilyon lirayı aştı. Ama bu rakam bile gerçeği göstermiyor. Varlık yönetim şirketlerine devredilen borçlar işin içinde değil. Vatandaşın sırtındaki yük, istatistiklerden daha ağır.

Ekonomi büyümüyor, yalnızca borç büyüyor. Milletin cebi değil, borç defteri kabarıyor.

Hesap Zamanı

Bugün yaşlılarımız yoğun bakımda proteini eksik yatıyorsa, çocuklarımız oyuncağı görmeden büyüyorsa, çiftçilerimiz toprağını terk ediyorsa bunun adı kötü yönetimdir, siyasi tercihtir.

Tarımda, ekonomide, sosyal politikalarda yapılan hataların faturasını halk ödüyor. İktidar ise pembe tablolar çizip alkış bekliyor. Ama unutmasınlar: Tarih, halkın sofrasına girmeyen ekmeği, çocuğun yüzündeki umutsuzluğu affetmez.

Bu ülkenin geleceği borca, yoksulluğa ve tekellere mahkûm edilemez. Gerçek kalkınma, doyurulan karınla, gülen çocuk yüzüyle, özgür çiftçiyle mümkündür.

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel