
Dünyanın en huzurlu ülkelerine baktığınızda ortak bir tablo görürsünüz: Sosyal devlet güçlüdür, hukuk işler, kuvvetler ayrılığı vardır, yargı bağımsızdır, güven duygusu yüksektir. Tesadüf değil… Aynı ülkeler dünyanın en zengin ekonomilerine de sahip. Çünkü sermaye de huzuru sever, yatırımcı da adaleti sever, toplum da geleceğe ancak hukukla bakabilir.
Peki Türkiye?
193 ülke arasında suç endeksinde 183. sıradayız. Yani listenin en dibine yakın… Yargıya güven oranı ise sadece %18. Suç örgütlerinin faaliyet düzeyinde dünyada yine en kötü seviyelerdeyiz.
Bu tablo kendiliğinden oluşmadı. Devlet mekanizması adalet üretmeyi bıraktığında, hukuka güven düştüğünde, liyakat yerine sadakat tercih edildiğinde ülkeler böyle kararıyor işte. Karanlık büyüdükçe suç örgütleri cesaret buluyor, iyi insanlar ise giderek korunaksız kalıyor.
Geçtiğimiz günlerde Beyoğlu’nda yaşanan olay bunun çarpıcı bir örneği. Endüstriyel bulaşık deterjanıyla yapıldığı iddia edilen kahveyi içen müşteriyi zehirledikleri gerekçesiyle gözaltına alınan iki kişi, “konutu terk etmeme” ve “yurtdışı çıkış yasağı” ile serbest bırakıldı. Hukukun caydırıcılığı sorgulanınca suçun kendisi sıradanlaşıyor.
Böyle bir düzende kim kendini güvende hissedebilir?
Bu ülkede 50 yıl sınıf öğretmenliği yapıp nesiller yetiştiren, üzerine iki evladını biri tıp profesörü diğeri diş hekimi yapan bir babayı düşünün… Kanseri yenmiş, hayat mücadelesinden alnının akıyla çıkmış, ailesine ve memleketine bağlı, kurallara riayet eden bir insan…
Sonra bir gün, sokağa salınmaması gerekirken hastanede güvenlik görevlisi yapılmış bir maganda, trafikte eşinizle birlikte seyrederken sizi hem darp ediyor hem öldürüyor.
Bu nasıl vicdan?
Bu nasıl denetim?
Bu nasıl düzen?
İyi vatandaş ölüyor, öldürülüyor.
Sorumlular mı?
Onlar hâlâ koltuklarında… Hâlâ hamaset dolu cümlelerle topluma sabır telkin ediyorlar.
Bu ülkede adaletin terazisi bozulduğunda sonucun nerelere varacağını her gün yeniden görüyoruz.
Şeyh Edebali’nin asırlardır eskimeyen bir sözü var:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın…”
Devletin temeli insandır. İnsan hayatının değeri düştüğünde devletin tüm çarkları da birer birer bozulur. Bozuk düzende sağlam çark olmaz.
Türkiye’nin ayağa kalkması için önce bu düzenin değişmesi gerekiyor. Adalet olmadan huzur olmaz, hukuksuzluk içinde güvenlik sağlanmaz, şeffaflık yoksa demokrasi ayakta durmaz.
Ama ne oluyor?
Sözde “açılım”, özde “ihanet” olan komisyonun son toplantısında yine gizlilik kararı alındı. Üstelik tam 10 yıllık bir gizlilik.
Halktan ne saklıyorsunuz?
Neyi gizlediğinizi biliyoruz.
Bu ülke artık kapalı kapılar ardında alınan kararlarla değil, açık, dürüst ve hesap verebilir bir yönetimle yoluna devam edebilir.
Aksi hâlde karanlık daha da büyür.