
Sokaklara çıktığınızda artık manzara çok net: Her köşe başında dev bir kahve zinciri, açılan her AVM’de bir kahve mekânı, reklam panolarında latte, americano, macchiato derken kahve bir “yaşam tarzı” olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki, devlet bile tanıtım kampanyalarında, kültürel etkinliklerde kahveye gösterdiği ilgiyi çaya göstermiyor.
Oysa çay, bu ülkenin sadece içeceği değil; hafızası, kimliği, ortak dili.
2 milyar dolar dışarıya giderken…
Bu yıl kahve ithalatının 2 milyar doların üzerine çıkması, aslında kimsenin fazla konuşmadığı bir ekonomik çelişkiyi gözler önüne seriyor. Dünyanın en büyük çay üreticilerinden biri olan Türkiye, kahve pazarında dışa bağımlı hâle gelmiş durumda.
Bir yanda Karadenizli üretici maliyetlerle boğuşuyor, taban fiyatı tartışıyor, çay alım politikalarına karşı sesini duyurmaya çalışıyor…
Diğer yanda küresel kahve markaları, tek bir şube açmadan bile milyarlarca doları Türkiye’den götürüyor.
Üstelik yalnızca içecek değil; kahve sektörü ambalajından bardağına, tabelasından dekorasyonuna kadar tamamen dışarıdan ithal edilmiş bir yaşam tarzı pazarlıyor.
Peki biz?
Bizim çayımız neden bu seviyeye çıkarılmıyor?
Bir “Turkish Coffee” markası yarattık. Peki neden “Turkish Tea” yok?
Bu hafta türk kahvesi haftasıymış. Sanki kahve sende üretiliyor da. Türk fındığı haftası yok.
Kahve için yıllardır kültürel tanıtım yapılıyor: “Türk Kahvesi”, UNESCO kültür mirasına bile girdi. Fincanı, takımı, sunumuyla bir marka yaratıldı.
Aynı destek, aynı vizyon çaya da verilseydi bugün dünya “Turkish Tea” adıyla bizi biliyor olacaktı.
Türkiye; Hindistan, Japonya, İngiltere kadar çay üzerine kültür koymuş bir ülke.
Hatta çoğundan daha fazla!
Her misafirin giriş cümlesi çaydır, her dostluğun başlangıcı çaydır. Buna rağmen çay global bir marka hâline getirilemedi.
Devlet kahveye verdiği desteği çaya verse ne olur?
Bugün çay ocaklarının, kahvehanelerin çoğu eski düzen, bakımsız, yatırım alamamış durumda.
Oysa devlet küçük dokunuşlarla büyük bir dönüşüm sağlayabilir:
Bu adımlar atılsa, Türkiye hem kültürel hem ekonomik bir gücünü büyütmüş olur.
Kahve elit, çay mütevazı mı?
Bugün kahve mekânları lüks, ferah, modern tasarımlarla sunuluyor.
Çay ise hâlâ çoğu yerde dar masalarda, plastik sandalyelerde, köhne mekânlarda servis ediliyor.
Sorun çayın kendisi değil; çaya kalite yatırımı yapılmaması.
Devletin ve yerel yönetimlerin küçük destekleriyle çay ocakları da birer sosyal mekâna dönüşebilir.
Çay, hak ettiğinden çok daha aşağı bir yerde konumlanıyor.
Bu da tamamen vizyon eksikliği.
Çay daha sağlıklı, daha yerli, daha ekonomik
Üstelik çay sadece kültürel değil; ekonomik bir fırsat.
Kahve tamamen ithal;
çay ise tamamen yerli.
Kahve dış ticaret açığı yaratıyor;
çay ise iç piyasayı destekliyor.
Sağlık açısından da çayın antioksidan gücü, metabolizma desteği, sindirime katkısı bilinirken kahve üzerine yapılan ithalat bağımlılığı ülke ekonomisi için gerçek bir yük.
Çayımıza sahip çıkmazsak çay bize küser
Bugün Karadeniz’de üretici yorgun. Girdi maliyetleri artıyor, destekler sınırlı, alım fiyatları belirsiz.
Kahveye milyarlar akarken çay üreticisinin ikinci plana düşmesi, hem ekonomik hem kültürel bir kayıptır.
Çay bu ülkenin ruhudur.
Kahve moda olabilir, trend olabilir;
ama çay gelenektir, köktür, kimliktir.
Türkiye gerçekten kendi markasını yaratmak istiyorsa işe çaydan başlamalıdır.
Çünkü çay yalnızca bir içecek değildir:
Bu ülkenin sıcaklığıdır, misafirperverliğidir, sohbetidir, kardeşliğidir.
Çaya sahip çıkmak kendimize sahip çıkmaktır.