Dualar kimin için?

Emeklinin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin halini düşündükçe insanın boğazı düğümleniyor.

Ayın sonu değil, artık ayın ortası bile gelmeden cüzdan boş, kartlar limitte, buzdolabı rafine bir sadelikte…

Sonra televizyonda, kürsülerde, sosyal medyada süslü sözler: “Milletimizin yanındayız, kimseyi ezdirmeyeceğiz.”

Peki kim bu millet?

Kulislerde seyyanen 30 bin lira alacağı konuşulan “üst düzey” memurlar mı, yoksa pazarda kırık domatesi ucuza almaya çalışan emekli mi?

Şimdi birileri çıkıp diyecek ki:

“Efendim, devlet çalışanın hakkını veriyor, bunda ne var?”

Kimsenin hakkı verilmesin demiyoruz ki!

Mesele şu: Eğer aynı devlet, bir kesime seyyanen 30 bin lira verirken, yıllarca prim ödemiş emekliye, asgari ücretle boğuşan gence, kira derdindeki aileye aynı cömertliği göstermiyorsa, orada adalet duygusu çatırdamaya başlar.

Zam yapılacaksa eşit yapılmalı.

Memur kendi içinde bölünmemeli.

Bir gruba ballı, diğerine sus payı gibi artışlar verilirse, o kurumda da, toplumda da huzur kalmaz. “Sen ayrıcalıklısın, sen bekle” denilen yerde ortak aidiyet duygusu ölür.

En kırılgan kesim kim?

Emekliler ve dar gelir grupları.

Onlar zaten hayat pahalılığının, faizin, borcun, kart batağının en ağır yükünü taşıyor.

Bugün markete giren emekli et reyonuna uzaktan bakıp, peynirin yanından geçerken etiketleri okuyup “Biz bunu nasıl alacağız?” diye iç geçiriyorsa; orada ekonomi anlatmaya değil, vicdan sınavı vermeye ihtiyaç vardır.

Asgari ücretli, düşük maaşlı memur, özel sektörde canı çıkarcasına çalışan işçi…

Bunlara yapılacak zam, kağıt üzerindeki bir rakam değil, doğrudan hayatta kalma mücadelesinin anahtarı.

Kapitalist, faizci, sömürü düzeni zengini zengin ederken; altta kalan geniş kesimi daha da borca, umutsuzluğa, çaresizliğe itiyor.

Devlet tam da burada ortaya çıkmalı:

En alttakini, en az kazananı, en çok ezileni korumalı.

Üstelik bu işin bir de “dua” tarafı var.

Hep denir ya, “Emeklilerin, garibanların, dar gelirlinin duasını almak önemli.”

Doğru.

Ama unutulan şu:

Çaresizlik içindeki emeklinin, geçim derdiyle boğuşan asgari ücretlinin, faturalarla boğulan hanenin bedduası da hafife alınacak bir şey değildir.

Bugün mutfağında tencere kaynamayan, çocuğuna istediğini alamayan, torununa harçlık verirken yüzü kızaran o emekli, sadece ekonomik değil, duygusal olarak da kırılmış hissediyor.

Hükümetin yapması gereken belli:

Önce en alttakine bakacak.

Emekliyi, asgari ücretliyi, düşük maaşlı memuru, dar gelirliyi gerçekten koruyan; alım gücünü artıran, borç yükünü hafifleten adımlar atacak.

Seyyanen 30 bin lira verilecekse bile, bu düzenlemenin emekliye, asgari ücretliye, yoksul hanelere yansıyan adil bir tarafı olmak zorunda.

Bu yanlıştan bir an önce dönülmeli.

Çünkü mesele sadece bütçe hesabı değil;

Mesele, milletin vicdan terazisinde tartılmaktır.

Ve o terazide en ağır gelen şey, çoğu zaman para değil, adalettir.

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel