“Dünya fındığının yüzde 70’i Türkiye’de” sözü artık ezberden ibaret

“Türkiye dünya fındık pazarının yüzde 70’ine hâkim” cümlesi yıllardır tekrarlanır durur. Ancak gerçek şu ki, bu oran çoktan geride kaldı. Bugün Türkiye’nin payı yüzde 50’ler seviyesine düşmüş durumda. Dahası, düşüş devam ediyor.

Fındık artık yalnızca Karadeniz’in değil, dünyanın dört bir yanının ürünü. Bizden sonra İtalya önemli bir üretici. İspanya’da fındık deneniyor. Gürcistan ve Azerbaycan üretimi artırıyor. Ama asıl dikkat çekici olan Amerika Birleşik Devletleri. Oregon eyaleti neredeyse “fındık eyaleti” ilan edilmiş durumda. Düz arazilerde, tamamen makineli tarımla, üniversitelerin de destek verdiği araştırmalarla fındık üretimi hızla yayılıyor.

Sebep açık: Fındık pahalı ve kârlı. Üstelik Amerika’da üretim maliyeti Türkiye’nin neredeyse üçte biri. Böyle olunca herkes fındık dikiyor.

Türkiye ise fındıkta rekabet gücünü kaybediyor. Bunun en net göstergesini bu yıl yaşadık. Fındık fiyatını artık üretici değil, alıcı belirliyor. Ferrero alım yapmadığında fiyat düşüyor. Yani piyasayı biz değil, çok uluslu şirketler tayin ediyor. Bugün yüzde 50’lere düşen payımız, uzun vadede daha da gerilerse şaşırmayalım. Bu gidişle, benim çocuklarım benim yaşıma geldiğinde Türkiye’de fındık ithal bir ürün hâline bile gelebilir.

“Nasıl olur?” diye soranlara cevabım net: Çünkü biz üretimi gerçekten araştırmıyor, sadece alan bazlı teşvik veriyoruz. Ne kadar fındık bahçen varsa o kadar destek alıyorsun; verime, kaliteye, yaşa bakılmıyor.

Oysa bahçelerimiz yaşlı ve bakımsız. Giresun’da hektar başına verim 60 kilo olarak kayıtlara geçiyor. Bu çok düşük bir rakam. Yaşlı bahçe, düşük verim demek; düşük verim de yüksek maliyet demek.

Amerika’da ise düz arazi, tam makineli tarım var. İşçilik neredeyse yok. Bizde maliyeti artıran en büyük kalem işçilik olduğu için, bu fark bizi rekabette geriye düşürüyor.

Üstelik verimi düşüren başka sorunlar da var: Kokarca ve külleme hastalığı. Külleme, rutubetle ilgili bir sorun. Bahçe altını yılda iki kez biçmek, iyi havalandırma sağlamak ve sürgün mücadelesi yapmak çoğu zaman yeterli.

Kokarca mücadelesinde ise büyük bir hata yapılıyor. “Isırgan ilacı” diye bilinen, aslında Roundup olan zehirler bahçelere boca ediliyor. Bu ilaç sadece kokarcayı değil; onun doğal düşmanı olan sarıca arıları ve uğur böceklerini de yok ediyor. Dahası, toprağın kök yapısını bozuyor, boşluklar oluşturuyor ve Karadeniz’in zaten meyilli arazilerinde heyelan riskini artırıyor. Bu ilaç en azından Karadeniz Bölgesi’nde kesinlikle yasaklanmalıdır.

Çözüm açık: Fındık tarımı mutlaka makineli hale getirilmelidir. Bunun yolu da teraslamadan geçiyor. Çay tarımında olduğu gibi, sarp araziler teraslanmalı; fındık bu teraslara dikilmeli ve traktörle işlenmelidir. Böylece işçilik azalır, maliyet düşer.

Devlet bu dönüşüm için devreye girmelidir. Makine desteği verilmeli, teraslama sırasında yaşanacak 5 yıllık ürün kaybı telafi edilmelidir. Bu sayede hem bahçeler gençleşir hem de makineli tarıma geçilir. Aksi hâlde fındıkta rekabeti tamamen kaybeder, önemli bir döviz gelirinden oluruz.

Haftaya saklama, depolama ve pazarlama konusuyla devam edeceğiz.

Herkese iyi yıllar diliyorum.

Tekil Yazı Reklamı - Alt – Masaüstü 336x280 piksel