Hüznün gölgesindeki 23 Nisan

23 Nisan egemenlik ve çocuk bayramımızı idrak ettiğimiz bu günlerde geçen haftalarda yaşanan, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’daki elem verici olayları düşünüyorum. Bu olaylar milletimizi derinden üzmüştür.  Biz millet olarak bunu hak etmedik.

Devletimiz kurucu meclisinin açılış gününü çocuklarına bayram ilan etmiştir. Şehit yavrularımız bu bayramı görememiş olsa da 23 Nisan Çocuk Bayramları kutlu olsun.

Bu olaylar ömrünü öğrencilerine adamış, emekliliği halen kabul etmeyen hala kendisini vazifeli addeden bir öğretmen olarak sorguluyorum. Biz nerede hata yaptık?

O kadar kendimce hatalar görüyorum ki;

Sıralayacak olursam:

Türk milli eğitimimiz hızla kuruluş kodlarına dönmeli, eğitim sistemimiz yeniden gözden geçirmeli 5+ 3+ 3 sistemine geri dönülmeli, bu geri dönüşle bugün görmeye başladığımız ara eleman sıkıntısı bitecek; sanayilerimiz, atölyelerimiz cıvıl cıvıl, yarının usta ve zanaatkarlarını yetiştiren işletmeler olacaktır. Bunları söylerken çocuk haklarından taviz vermeden çıraklık okullarıyla yarının ustalarını, dilini bilen kültürlü ,coğrafyasını tanıyan nesiller olması da sağlanacaktır.

Çocuklarımızı yetiştirecek öğretmenlerimizin öğretmenlik meslek tanımları yapılmalı geçmişin öğretmen okulları yeniden ihtas edilmeli hatta ortaokuldan liseye ve üniversiteye uzayan ciddi bir eğitimle; o zaman 13 yaşındaki çocuk, 16 yaşındaki genç kendisinin yarının öğretmeni olacağı bilinciyle hareket edecektir. Bu nesil öğretmenler yetişene kadar mevcut öğretmenlerimizin, öğrencilerimize rol model olduğunu idrak ederek, kılık ve kıyafet serbestliğine son vermeliyiz. Öğretmenlerimizi dün olduğu gibi ütülü elbiseleriyle, kravatlarıyla, sakal ve saç traşlarıyla, elbiseleriyle, saç modelleriyle nasıl giyinecekleri tespit edilmeli, ortaya koyulan format mutlaka uygulanmalıdır.

Okullarımız da disiplin kurulları yeniden düzenlenmeli, öğrencilerimize iyi bir rehberlik, sonra caydırıcı cezalar uygulanmalı, sınıf tekrarı yeniden getirilmelidir.

Okullarımızda geçmişte olduğu gibi hizmetli memur kadroları yeniden ihdas edilmeli her yeni öğretim yılında İş-Kur’dan alınacak geçici elemanlar beklenmemelidir. Tecrübelerle sabittir, hizmetli memurlarımız okullarda öğretmen kadar önemlidir. Öğrencileri tanıma noktasında bu kadroların nasıl hizmetler verdiklerinin yaşayan tanıklarıyız.

Velilerimiz geçmişte okula öğrencilerini verirken öğretmenlerimize çocuklarını ‘eti senin, kemiği benim’ ifadesinde somutlaşan tam bir teslimiyetle, inanmışlıkla bir evlat olarak yavrularını teslim ediyorlardı. Bugün bu inanç kırıldı. Çocuğa birazcık bağırma, birazcık nasihat, birazcık dikkatlerini çekme velilerini okula yığıyor, öğretmeni kutsal eğitim görevinden alarak bir robot öğretici haline getiriyor. Milli eğitim bakanlarımızdan Prof. Dr. Ziya Selçuk Beyle yapılan bir söyleşide bakanımız diyor ki: bir devlet okuluna, öğrencimiz olan bir müdürümüze ziyarete gittiğimde bir veli ile öğretmenin tartışmasına şahit oldum. Öğretmen diyor ki: -Çocuğunuzun davranışları sözleri hiç hoş değil, onun sadece dikkatini çektim. Veli de diyor ki hoca! Sen ne öğretmenisin. Öğretmenimiz cevap veriyor matematik öğretmeniyim. Veli sen matematiğini öğret gerisine karışma. Böyle öğretmen veli ilişkisinden nasıl bir öğretmen öğrenci profili doğar. Bu öğrenci veli profillerini televizyonlardaki mafya dizileri sosyal medyadaki sapık ilişkiler silsilesi, geçen haftalarda yaşadığımız elem verici hadiselere davetiye çıkarır. Bu olaylar ve anlayışlar hızla çoğaldı öğretmenler başıma bir hal gelir endişesi ile eğitimden adeta vazgeçti sadece öğretmeye çalışıyorlar. Dilerim yurdumun güzel çocukları birbirlerini bir milletin evlatları olarak kardeşçe sever, yaratılmışın en şereflisi insan olduğu idraki ile ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ hedefine mazide olduğu gibi tekrardan ulaşır…


2
Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.