Küresel Isınmanın Jeopolitiği

Küresel ısınmayı daha sıcak yazlar, kuraklık, seller ya da yükselen deniz seviyeleri üzerinden konuşmak, sorunun gerçek boyutunu kavramamızı engellemektedir. Oysa iklim krizi yalnızca doğayı değil, dünyanın siyasi, ekonomik ve jeostratejik dengelerini de değiştirebilecek bir süreci ifade etmektedir.

 

Bu nedenle iklim krizini yalnızca çevresel bir sorun olarak okumak büyük bir yanılgıdır. Önümüzdeki süreçte doğanın tahribatı ile yeni ekonomik ve jeopolitik fırsatların ortaya çıkması aynı anda yaşanabilecektir. Bir yerde ormanlar yanarken başka bir yerde yeni enerji ve ticaret koridorları planlanabilecek, buzullar erirken yalnızca ekosistemler değil, ticaret yolları, enerji politikaları ve askerî dengeler de değişecektir.

 

Rusya’nın Kuzey Kutbu’ndaki etkisini artırmaya çalışması, Amerika’nın bu alandaki üstünlüğünü koruma arayışı ve Çin’in sessiz ama kararlı biçimde yeni ticaret rotaları arayışı, önümüzdeki dönemde daha belirgin hâle gelecektir. Her biri farklı söylemler kullansa da bu ülkelerin ortak hedefi, değişen dünya düzeninde mümkün olan en avantajlı konumu elde etmektir.

 

Bu durumun en belirgin yansımaları Kuzey Kutbu bölgesinde gözlemlenecektir. Buzullar eridikçe Kuzey Denizi gibi ulaşıma kapalı yerler kullanılabilir hâle gelecektir. Rusya kıyıları boyunca uzanan Kuzey Deniz Rotası, Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin yönünü değiştirebilecek stratejik bir güzergâha dönüşecektir. Nasıl ki Ümit Burnu’nun keşfi ve ardından yeni deniz yollarının açılması dünya ekonomisini ve siyasetini köklü biçimde değiştirdiyse, Kuzey Kutbu’nda yaşanacak dönüşüm de benzer sonuçlar doğuracaktır.

 

İklim krizi, birileri için büyük bir felaket anlamına gelirken, başka birileri açısından yeni ticaret yolları, yeni enerji kaynakları ve yeni güç alanları yaratacaktır. Putin’in Rusyası da Trump’ın temsil ettiği Amerika da bu ihtimalin farkında.

 

Donald Trump’ın Grönland’ı satın alma isteği ya da askeri müdahale arzusu bu açıdan değerlendirilmelidir. Grönland, Kuzey Kutbu üzerindeki hâkimiyet açısından geleceğin en önemli jeopolitik bölgelerinden biri olacaktır. Rusya, iklim anlaşmalarının önemli bir bölümüne taraf olmasına rağmen, eriyen Arktik buzullarının açabileceği yeni ticaret yollarını, enerji rezervlerini ve stratejik avantajları uzun vadeli bir fırsat olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle Arktik bölgesine liman yatırımları yapmakta, Kuzey Deniz Rotası’nı Süveyş Kanalı’na alternatif hâle getirecek altyapıyı geliştirmeye çalışmaktadır. Diğer yandan bölgedeki askerî varlığını güçlendirmesi ve erişilebilir hâle gelebilecek petrol ile doğal gaz rezervlerinden daha fazla yararlanmanın yollarını araması da söz konusu değişimi için yaptığı hazırlıklardır.

 

Biz de ise tartışma hâlâ son derece yüzeysel ilerlemektedir. Yaz mevsiminin birkaç hafta serin geçmesi bile “Hani küresel ısınma vardı?” sorusunun yeniden gündeme gelmesine yetmektedir. Oysa hava durumu ile iklim aynı şey değildir. Birkaç günlük ya da birkaç haftalık sıcaklık değişimleri, yüz yıllık eğilimleri ortadan kaldırmaz. Son yüz yılın meteorolojik verileri atmosferdeki karbondioksit oranın, okyanus sıcaklıkların arttığını ve buzulların geri çekilme eğilimin sürdüğünü, dünyanın giderek ısındığını açık ve net bir şekilde göstermektedir. Küresel ısınma artık bir kanaat değil, bilimsel verilerle desteklenen güçlü bir olgudur.

 

Coğrafi keşifler nasıl sömürgeciliğin önünü açtıysa, iklim krizinin oluşturacağı yeni coğrafya da benzer bir paylaşım sürecini beraberinde getirecektir.

 

Bugün okyanus üzerindeki ticaret yollarını kontrol eden ABD nasıl küresel siyasette belirleyici ise, gelecekte Kuzey Kutbu’na hâkim olan ülke ya da ülkelerin benzer bir avantaja sahip olacaklarını  büyük güçler çok iyi bilmektedirler.

 

Bu nedenle önümüzde yalnızca çevresel değil, aynı zamanda siyasal bir tercih yapma zorunluluğu bulunmaktadır. Bizim gibi orta ölçekli ülkeler nasıl bir yol izleyecektir? Üstelik bu soru yalnızca Türkiye gibi ülkeler için değil, iklim değişikliğinden ciddi biçimde etkilenmesi beklenen gelişmiş Batı Avrupa ülkeleri için de geçerli olacaktır.

 

Biz Dünyayı yeniden paylaşmaya çalışan büyük güçlerin peşine mi takılacağız, yoksa kendi bağımsız siyasal hattımızı mı oluşturacağız?

 

Çünkü, sorun yalnızca hangi büyük gücün kazanacağı değildir. Mesele, büyük güçlerin kazandığı her oyunda geri kalanların kaybetmeye mahkûm olma ihtimalidir.

 

İklim krizi bize yalnızca dünyanın ısındığını göstermemektedir. Aynı zamanda mevcut uluslararası düzenin de çözülmeye başlayabileceğine işaret etmektedir. Eski dengeler sarsılırken yeni bağımlılık ilişkileri kurulabilir. Amerika’nın NATO’nun geleceğine ilişkin tartışmaları, Rusya’nın NATO’nun genişlemesini durdurmaya yönelik politikaları ve Çin’in küresel nüfuzunu artırma çabaları da bu değişen jeopolitik tablonun parçaları olarak okunmalıdır

 

Bugün bize farklı seçeneklermiş gibi üç alternatif sunuluyor: Amerika’nın yanında olmak, Rusya’nın yanında olmak ya da Çin’in yanında olmak. Oysa bu üç güç, kendi aralarındaki rekabete rağmen, dünya siyasetine aynı pencereden bakmaktadır. Hepsinin temel amacı, değişen uluslararası düzende kendi nüfuz alanlarını genişletmek ve küresel güç mücadelesinde üstünlük sağlamaktır. Farklı olan yalnızca kullandıkları söylem ve yöntemlerdir; değişmeyen ise hegemonya arayışıdır.

 

Neden kendimizi bu üç seçenekten birini tercih etmek zorunda hissedelim? Neden kendi sözünü söyleyen, kendi çıkarlarını önceleyen, barışı, adaleti ve uluslararası dayanışmayı merkeze alan bağımsız bir siyasal ufuk inşa etmeyelim?

 

Yazıyı bitirirken vurgulamak istediğim noktayı bir kez daha ifade etmek istiyorum: Önümüzdeki dönemde yalnızca yeni enerji politikalarına değil, yeni bir siyasal dile, yeni bir dayanışma anlayışına ve yeni bir bağımsızlık fikrine ihtiyaç duyacağız.

 

Yeniden söylemenin zamanıdır: Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin.

 

Çünkü insanlığın geleceği, yeni bir hegemon aramakta değil; hiçbir hegemonyaya teslim olmayan, adaletin, barışın ve ortak geleceğin esas alındığı yeni bir dünya düzeni kurabilmesinde yatmaktadır.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.