
Hafta içinde gazeteniz Yeşilgiresun’a atılan ve hiç yakışık almayan bir yakıştırmaya elbette kayıtsız kalamazdım.
Hele bu yakıştırma gazetenin yıllardır yükünü çeken ve aynı havasını teneffüs ettiğimiz emekli öğretmen arkadaşım Cavit Özdemir’e yapılmış ise bir iki cümle etmeden geçmek istemiyorum.
Yıllardır yaptığı güncel haberler ile Giresun sorunlarını ulusal basına taşıyan bu arkadaşıma yapılan çok büyük haksızlıktı.
O yakıştırmayı yapana tavsiyem ise ‘CAVİT ÖZDEMİR’ arkadaşımın güncel haberlerini iyi okuması ve takip etmesi olacaktır.
Gelelim şimdi “Bir tatlı huzur almaya geldim Kalamıştan” şarkısında olduğu üzere bir tatlı hayat sürmek amacı ile gittiğim renkli İstanbul gecelerinden bir iki örnek faslına bakalım.
Bir yaz akşamı evin terasında konuklarım ile hem oturuyor hem de ufak ufak demleniyoruz.
Ortalığı aydınlatan bir projektörün ışık hüzmesine yoğunlaşırken boğazdan geçen vapurların siren sesleri kulakları tırmalıyor.
Aşağıdan yükselen bir ses yolun kenarında çekili ve park halinde olan benim aracımı işaret ederek:
‘Bu aracı da kim buraya park etti?
Buyurun cenaze namazına örneği sanki yol tapulu malıydı.
Ses tanıdık geldi ve terastan dikkatlice baktığımda o yılların tanımış bir ses sanatçısına ait olduğunu gördüm ve :
-Aracımı terasa çekecektim ama trafik yoğunluğunda alamadım şekline cevaplayınca ses soluk kesildi.
Klip çekimi için bizim evin sokağını belirlemişlerdi ama çekim için buldukları oldukça zayıf! Artisti ile çekim için epey uğraşmalarına ne demeli.
Rolü gereği yukarıdan aşağı her gelişi bir olay ve en az otuz kere tekrarlanan aynı sahne sonunda tamamlandı.
Yine Kadıköy’de Gireunlular derneğinin rıhtım caddesinde bulunan altıncı kattaki lokalindeyiz.
Derneğin müdaimlerinden ve gençlerinden rahmetli Selçuk amca ile aynı masayı paylaşıyoruz.
Masamız televizyon sehpasının tam dibinde ve ulusal kanalda haberleri bekliyoruz.
Siparişlerimiz balık kızartmaları gelmiş tam yemeye başlayacağımız sırada televizyona kilitlendik.
O da ne televizyondaki sunucunun tepesinde bulunan avize bir ileri bir geri dans etmeye başlamaz mı?
Aynı anda dernek lokalinde oturanlarda bir telaşa başladığı sırada işletmeci Gardiyan Recep’in sesi yükseldi:
-Arkadaşlar kıpırdamayın deprem oluyor.
Yine Topkapı’da bir işim nedeniyle bir matbaada bulunduğum sırada yine sallanmaya başlamamız üzerine Matbaanın Ramis ustası ikinci katın camından aşağı sarkmaya kalkmaz mı?
Tabi az sonra gelen itfaiye ekibi tarafından indirilmesine tanık oldum.
Beyoğlu’nda bir akşam yemeğinde kalkan balığı siparişi verdim ve tam yemeye hazırlanırken burnuma gelen ağır bir koku sanki onu yeme diyordu.
Hemen anlamış ve tanıdığım patronu çağırarak nüfus kağıdımda doğum yerimi gösterdim.
Gelen kalkan balığı değil bildiğimiz kamçıkuyruk kızartmasıydı.
Garson sırtımı unlu görmüş beni değirmenci sanmıştı.