
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “Heybeliada Ruhban Okulu’nun açık olmasını arzu ederim” sözleri, Türkiye’nin eğitim ve laiklik tartışmalarına yeni bir başlık daha ekledi. Yetmedi, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde, aslında öğretmenlerin sorunlarını konuşmamız gereken bir günde yine gündem değişti; yine sistemin yaraları yerine, ideolojik tartışmaların gölgesinde kalan bir eğitim atmosferi karşımıza çıktı.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi eyalet valisi Tom Barrack:
Geçen haftaki yazının devamı niteliğindeki bu değerlendirmede, Tekin döneminin en çok tartışılan uygulamalarına yakından bakalım.
***
Karma eğitimi tartışmaya açan “kız okulları” çıkışı
Bakan Tekin’in 2023–2025 arasında defalarca dile getirdiği “kız okulları açılabilir” açıklaması, Türkiye’de uzun süredir dengede yürüyen karma eğitim tartışmasını yeniden alevlendirdi.
Gerekçe belli: “Bazı aileler kız çocuklarını erkeklerle aynı ortama göndermek istemiyor.”
Peki sonuç?
Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucularından şiddetli bir tepki. Laik eğitim savunan geniş bir kesimden “Bu, karma eğitimin kaldırılmasının ilk adımı mı?” sorusu.
Her ne kadar Bakan “Bu sadece bir düşünce, yanlış anlaşıldım” diyerek geri adım attığını söylese de, atılan taşın suya bıraktığı dalga hâlâ büyüyor. Çünkü Türkiye’de eğitim politikası, sadece pedagojik bir tartışma değil; ideolojik, kültürel ve toplumsal bir fay
hattı.
İstanbul özelinde kızlara özel okullar hâlâ var. Aşağıda birkaç örnek var:
***
Dinî yapılarla protokoller: “Siz tarikat diyorsunuz, biz STK” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yüzlerce, hatta binlerce STK ile protokol imzaladığı biliniyor. Sorun şu ki, bu STK’lardan bazılarının kamuoyunda “tarikat/cemaat” olarak bilinen yapılar olması.
Bu iş birliklerine tepki gösterenler, devlet okullarının dinî yapılarla iç içe geçmesinin laikliği zedelediğini ve eğitimde tarafsızlığı tehdit ettiğini söylüyor.
Bakan Tekin ise bu protokollerin nedenini “çocukları dağa çıkarmaya çalışan yapılardan korumak” sözleriyle açıklıyor.
Fakat bu savunma, kamuoyunun önemli bir kesiminde soru işaretlerini gidermiyor.
Çünkü mesele, çocukları koruma iddiasının ötesinde, **eğitimin kime emanet edildiği** meselesi.
***
Proje okullarında büyük sarsıntı: Atamalar, sürgün iddiaları
2025 yılı, proje okullarındaki öğretmenler için tam bir kaos yılı oldu.
Birçok öğretmenin görev yerinin topluca değiştirilmesi, bazılarının süresinin uzatılmaması, öğrenciler ve öğretmenler arasında ciddi tepkilere yol açtı.
Ortaya çıkan tabloyu öğretmenler şöyle özetliyor:
“Keyfi bir atama süreci, şeffaf olmayan kriterler ve siyasi saikler.”
Bakanlık ise bu iddiaları reddediyor; norm fazlalığı, performans değerlendirmesi ve pozitif ayrımcılık gerekçelerini öne sürüyor.
Yine de, proje okullarındaki dalgalanmanın, öğretmen motivasyonunu ve okul başarılarını geriye götürdüğü açık.
***
Eğitimde ideolojik yönelim tartışması
Bakan Tekin’in “kendi medeniyet bilincimize uygun eğitim modeli” vurgusu, bazı kesimler tarafından milli bir perspektif olarak görülüyor.
Ancak diğer kesimlerde ciddi bir kaygı var:
Bilimsellikten uzaklaşma, evrensel eğitim normlarından kopma ve eğitimde ideolojik bir şekillendirme çabası.
Tekin’in “yabancı modelleri taklit etmek aşağılık kompleksidir” tarzındaki sözleri, eğitimcileri ikiye ayırdı:
Bir taraf “kendi modelimizi kuralım” derken, diğer taraf “dünyadan koparak eğitim sistemi inşa edilemez” diyor.
Sonuç?
Eğitim sistemi, tam da geleceği şekillendirecek olması gereken yerde, bir ideoloji tartışmasının merkezinde sıkışmış durumda.
***
Öğretmenler ne diyor?
24 Kasım’da kutlamalar yapılırken, öğretmenlerin büyük çoğunluğunun gündeminde maaşlar, geçim sıkıntısı ve çalışma koşulları vardı.
Fakat ülke başka şeyleri konuşuyordu:
Kız okulları…
Protokoller…
Proje okulları…
Laiklik tartışmaları…
Öğretmenlerin sesi ise giderek kısıldı.
Çünkü sistemin içinde hızla büyüyen bir sorun var:
**Eğitim politikaları, öğretmenin değil, ideolojik tartışmaların merkezine göre şekilleniyor.**
***
Son söz:
Benim bu meselede gördüğüm gerçek şudur:
Bir ülkenin eğitim sistemi, deneme tahtası değildir.
Pedagojik temeli olmayan her adım, uzun vadede topluma ağır bir bedel ödetir.
Bugün atılan her yanlış adımın faturası, yarın çocuklarımızın geleceği olarak karşımıza çıkar.
Eğitimi ideolojik kavgalardan çekip çıkarmadıkça, ne öğretmenin yüzü güler ne de öğrencinin ufku açılır.
Ve biz hâlâ bunları tartışırken…
Papa 14. Leo Türkiye’de.
Heybeliada Ruhban Okulu açılır mı, açılmaz mı tartışması gündemin yeni manşeti.
Oysa bizim asıl konuşmamız gereken, sınıfta üşüyen öğrenciler, geçinemeyen öğretmenler ve çağın gerisinde kalan eğitim sistemimiz değil mi?