
Bir ülkede eğitimli insan sayısının artması her zaman umut verici bir gelişmedir. Ancak son yıllarda, diplomaların çokluğu ile nitelikli insan sayısı arasındaki fark gözle görülür biçimde açılıyor.
Herkesin en az bir üniversite diploması var ama ehliyetli insan bulmak her zamankinden daha zor.
Peki neden?
Bunun temel nedeni, çok üniversite okumakla liyakatli olmak arasında sanıldığı kadar güçlü bir bağ olmamasıdır.
Liyakat, yani bir göreve ehil olmak, sadece akademik birikimle ölçülemez. Liyakat, bir işi en iyi şekilde yapabilecek bilgiye, beceriye, deneyime ve ahlaki sorumluluğa sahip olmak demektir. Yani sadece sınav geçmek değil; doğru kararlar almak, üretmek, sorumluluk üstlenmek ve hakkaniyetli davranmaktır.
Oysa bugün birçok kişi, birden fazla üniversite bitirmiş olsa bile, yeteneklerine değil çevresine, bilgisine değil ilişkilerine güvenerek mevki sahibi olabiliyor. Bu da diplomanın, liyakati garanti etmediğini gösteriyor.
Birden fazla diploma, elbette kişinin bakış açısını genişletebilir. Eğitim, önemli bir temel sağlar. Ancak tek başına yeterli değildir. Çünkü liyakat; etik duruşla, çalışkanlıkla, sorumlulukla ve adaletle tamamlanır.
Üniversite mezunu olup da işinde başarısız olan, kriz yönetemeyen, ekip çalışmasına yatkın olmayan ya da sadece prosedürü takip etmekten ibaret bir yaklaşım sergileyen birçok örnek var.
Ne yazık ki bu kişiler, “çok okumuş ama bir işe yaramıyor” eleştirilerinin de hedefi oluyor.
Bugün ülkemizde birçok sorun, liyakatsizlikten kaynaklanıyor. Kamu yönetiminden yerel idarelere, eğitim kurumlarından özel sektöre kadar hemen her alanda ehliyet sahibi olmayan kişilerin görev alması; işleri aksatıyor, halkı mağdur ediyor, kaynak israfına neden oluyor.
Torpil, adam kayırma, partizanlık gibi hastalıklar, liyakatli insanların önünü tıkarken; sistemin içine yerleşen liyakatsizlik ise kurumlara olan güveni sarsıyor.
Çözüm, sadece daha fazla üniversite açmakta ya da herkesi lisansüstü eğitime yönlendirmekte değil. Asıl çözüm, “doğru yere doğru insanı yerleştirmek”te yatıyor. Adil rekabet ortamı oluşturulmalı, görevlendirmeler objektif kriterlerle yapılmalı, denetim mekanizmaları çalıştırılmalı ve liyakat ilkesi sadece lafta kalmamalı.
Unutmayalım ki; bir ülkenin kalkınması, diplomalı insan sayısının artmasıyla değil, o diplomaların altının ne kadar dolu olduğu ve nasıl değerlendirildiğiyle doğrudan ilgilidir.
Yani, fazla üniversite okumak bir kapı açabilir ama liyakatsizliği önlemenin anahtarı değildir.