
“Çoğu zaman Türklerin Müslümanlığın
‘önce kılıcı, sonra da kalkanı olduğu’ söylenmiştir.”
Jean-Paul Roux[1]
“Tarih boyunca farklı isimler taşıyan, ama Türkçe konuşan pek çok halka rastlanmaktadır: Hiong-nular, Hunlar, Uygurlar, Selçuklular, Memlukler, Kıpçaklar, Timurlular, Büyük Moğollar, Osmanlılar.
Bugün de farklı biçimlerde adlandırılmaktadırlar ve bu konuda bilgisiz biri bu halkların ortak kaynağını adlarına bakarak tahmin etmekte yetersiz kalır: Türkler, Türkmenler, Kırgızlar, Özbekler, Tatarlar, Azeriler, Kazaklar, Yakutlar, Çuvaşlar, Başkurtlar…
Türklerin insanlık serüvenindeki rolü temel nitelikte olmuştur.
Türklerin göçebe topluluklarının Mançurya’dan Macaristan’a tüm Avrasya bozkırlarını baştan başa sardığı, Avrupa ve Uzakdoğu’yu saldırılarıyla bunalttıkları, Hindistan’a pek çok akın yaptıkları, bu akınların çılgınca korkulara neden olduğu, Ruslara boyun eğdirdikleri ve egemenliklerini Pekin’e, Delhi’ye, Kabil’e, İsfahan’a, Bağdat’a, Kahire’ye, Şam’a, Konstantinopolis’e (İstanbul’a), Tunus’a, Cezayir’e kadar yaydıkları bilinmez.
Türk toplulukları bozkır sanatını Sibirya’dan Yenisey kıyılarına, Çin[2] sınırlarına kadar yaymışlardır. Longmen mağaralarındaki heykelleri diktiren Çin Vey hanedanlığı aslında bir Türk hanedanlığıdır.
Kahire’deki İbn Tolun Cami bir Türk tarafından yaptırılmıştır ve Hindistan, Agra’daki benzersiz Tac Mahal, Türk kanı taşıyan bir prensin eşi için diktirdiği anıt mezardır.”3
Bugünkü Çin’in Shanxi, Shaanxi, İç-Moğolistan, Hebei’deki Taihang Shan dağları ve Daqingshan dağları Türklerin yaşadıkları yerlerdi.[3]
Türklerde renkler yön göstermek içinde kullanılmaktaydı; buna göre ‘Kızıl’ Güney’i; ‘Ak[4]’, Batıy’ı; ‘Gök’, Doğu’yu ve ‘Kara’ rengi de Kuzey’i gösterir.
Çince’de Türk “Di” kelimesi ile ifade edilir ve “üç büyük kola ayrılır:
“Enver Baytur’a göre, Qin/Çin Beyliği’nin hükümdar zümresi Çinli (Huaxia, Han), tebaası tamamen Türklerden oluşmaktadır. MÖ. Ö. 753 yılında Qin Wen-gong Beylik hukuk düzenini tamamen Türklerin adetlerine göre düzenlemiştir.
Qin/Çin devletinin kurulmasından Qin Shi-huang dönemine kadar geçen beş yüzyıllık süreçte Türkler tamamen Çinlileşmiştir.”[6]

M.Ö.210’dan itibaren tarih sahnesine Hunlar çıkar ve büyük hakan Teoman ve oğlu Mete Türk birliğini sağlar. Hun imparatorluğu sınırlarını “doğuda Kore’ye, kuzeyde Baykal gölü ve Obi, İrtiş, İşim nehirlerine, batıda Aral gölüne, güneyde Çin’de Wei ırmağı-Tibet yaylası-Karakurum dağları hattına ulaştırır. Bu tarihlerde Hunlara tabi olanlar arasında Moğollar, Tibetliler, Tunguzlar ve Çinliler de vardı.”[7]
Ardından tarih sahnesini İskitler/Sakalar çıkar ve bugünkü Sistan’a (Seistan’a) adını verirler9 ve birinci milenyumda (ilk bin yılda) Türkler doğudan batıya doğru “Ak Göç’ü” başlatırlar:
“tam anlamıyla” hizmet etmeye başlarlar.[9] Adları da “Müslümanlıkla” özdeşleşir.
Türklerin İslam yolunda hizmet etmelerini Kur’an açısından ele alan ve bu konuda oldukça iddialı tefsir yazan Vani Mehmed Efendi’dir.[10]
17.yüzyıl ikinci yarısında yazdığı “Arâisü’l-Kur’an” adlı eserinde gerek Tevbe Suresi, 39.Ayet ve gerekse Muhammed Suresi 38.Ayet’te kast edilen “kavmin/milletin” Türkler olduğunu yazmıştır.
İslam’a hizmet etmeye başlayan ve büyük Haçlı seferleri ile mücadele ederek, onların şiddetini azaltan Türkler’in ise, Maide Suresi, 54.Ayet’te bahsedilen “bir kavim/millet” olduğu aradan bin yıl geçtikten sonra dile getirilir. Bu, oldukça önemli olmasına rağmen pek fazla dile getirilmeyen bir tespittir.
Ömer Nasuhi Bilmen de ilgili ayetin tefsirinde yaptıkları açıklamada “Ve bilhassa (ahlaklı ve iyi huylu13) Türk milleti İslamiyet’i kabul etmiş, bu uğurda asırlardan beri mücadele etmiş,14 meydanlarına atılmış İslamiyet’in şark ve garbe yayılmasına15 pek büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.
Bu suretle Kur’an’ın tebşiratı (müjdesi) gerçekleşmiş,16 onun bir mucize’i ebediye olduğu apaçık17 anlaşılmıştır”18 tespitini yapmıştır. Kar, izleri örtmesin.
Camii’ni, Bursa’da Vanî Mehmed Efendi Camii’ni inşa ettirmiştir. Sürgüne gönderildiği Bursa’da 1685 yılında ölmüştür. (Yasin kılıç, a.g.makale, s.617) 13 “Necibesi” kelimesi günümüz diline çevrilmiştir.
[1] Jean-Paul Roux, Türklerin Tarihi, [Çevirenler: Aykut Kazancıgil ve Lale Arslan-Özcan], Kabalcı Yay., İstanbul 2008, 1989, s.40
[2] “Çin, aslında üç bölüktür: Birincisi ‘Yukarı Çin’dir ki, doğudadır; buna ‘Tawgaç’ derler. İkincisi ‘Orta Çin’dir; burası ‘Xıtay’ adını alır. Üçüncüsü ‘Aşağı Çin’dir, ‘Barxan’ adı verilir; bu, Kaşgar’dadır. Lakin, şimdi ‘Maçin’, ‘Tawgaç’ diye tanınmıştır. ‘Xıtay’ ülkesine de ‘Çin’ denilmiştir. Tawgaç: Türklerden bir bölüktür. Burada otururlar; bu sözden alınarak, bunlara ‘Tat Tawgaç’ denir, ‘Uygur’ demektir; ‘Tat’tır, ‘Çinli’dir. Bu ‘Tawgaç’tır.
Tat Tawgaç: Bu sözdeki ‘Tat’ kelimesinden ‘Farslılar’, ‘Tawgaç’ kelimesinden de ‘Türkler’ murad edilir.” [Kaynak: Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lûġat-it, (Çev.: Besim Atalay), Cilt-I, TDK Yay., Ankara, 1998, s. 453 v.d.] 3 Jean-Paul Roux, Türklerin Tarihi, s.17 v.d.
[3] Enver Baytur ve Heyrinisa Sıdık, Şincangdiki Milletlerning Tarihi, (Doğu Türkistan’daki Milletlerin tarihi), Milletler Neşriyatı, Pekin 1999, s.50
[4] Atatürk Büyük Taarruz sırasında 30 Ağustos 1922 tarihinde batıda olan Ege’yi kast ederek, “Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiştir.
[5] Alimcan İnayet, Divanü Lûğat-it-Türk’te Geçen “Çin” ve “Maçin” Adı Üzerine, Turkish Studies, Volume 2/4, Fall 2007, s.1175 [www.turkishstudies.net/sayilar/sayi6/sayi6pdf/69.pdf]
[6] Alimcan İnayet, a.g.makale, s.1178
[7] Şevket Koçsoy, Türk Tarihi Kronolojisi, Türkler, Cilt-1, Yeni Türkiye Yay., Ankara 2002, s.36 v.d. 9 Şevket Koçsoy, a.g.makale, s.38 v.d.
[8] Şevket Koçsoy, a.g.makale, s. 40
[9] Türkler’in Ak Göç’ü ile ilgili ayrıntı EK-3’de verilmiştir.
[10] Doğum yeri olan Van’a nispetle “Vânî” ismiyle tanınan Mehmed Efendi, IV. Mehmed ve Sultan İbrahim zamanında yaşamıştır. Doğum tarihi bilinmeyen Vani Mehmet Efendi, 17. yüzyıl Türk dünyasının yetiştirdiği seçkin bilim adamlarından biridir. Öğrenimini Van’da tamamladıktan sonra, Erzurum, İstanbul ve Bursa’da hocalık ve vaizlik yapmıştır. İstanbul’da “hünkâr vaizliği” ve “hâce-i sultanî” gibi görevlerde bulunmuştur. İstanbul’da Vaniköy
2