“Ateş Yılları” Romanında Topal Osman Ağa Algısı

“Ateş Yılları” romanı Hasan İzzettin Dinamo’nun 1968’de yayımlanmıştır. Hasan İzzet Dinamo bu eserinde, Milli Mücadele döneminde Merzifon ve çevresinde olan gelişmeleri destansı bir dille anlatır. “Ateş Yılları” eseri,  “pirelerinden silkelenip ayağa kalkan aslan” misali  Türk milletinin küllerinden doğarken ödediği bedelleri, bireysel bir yaşam öyküsü üzerinden dile getirir.

Roman, “işgal altındaki İstanbul’dan Amasya’ya taşınan eğitimci Abbas Bey ve ailesi etrafında döner. Abbas Bey, ailesini korumak ve yurt savunmasına daha fazla katkı sağlamak için İstanbul’u terk eder. Amasya’da zorba, ikiyüzlü bir komşuyla uğraşmak zorunda kalır. Bölgede Pontus çeteleri Türk köylerini yakıp yıkmakta, masum insanları öldürmektedir.

Romanın “ana kahramanlardan Ahmet ve Mehmet ikiz kardeşlerdir. Anneleri Rum, babaları Türk’tür. Merzifon Amerikan (Misyoner) Koleji”nde okurlar. Ahmet, kandırılarak Hristiyan yapılır ve Pontus çetelerine katılmaya zorlanır. Kardeşi Mehmet Kemal (Gâvur Mehmet olarak anılır) onu bu durumdan kurtarmaya çalışır. Olaylar karmaşıklaşırken Mehmet Kemal, tıp okumak için İstanbul’a gider. Burada iki İngiliz askerini vurmak zorunda kalınca hapse atılır ve üç duvarlı bir hücrede korkunç bir yaşam mücadelesi başlar. Bu sırada Anadolu baştan başa “ateş yılları” içindedir: işgal, direniş, etnik çatışmalar” ve Atatürk liderliğinde “kurtuluş mücadelesi” devam etmektedir.

Roman’da, “Pontus olayları, türeyen eşkıyalar, Rum-Türk ilişkileri, işgal zorlukları ve bireysel dramlar” ve Pontus çetelerine karşı Samsun-Amasya-Bafra üçgeninde mücadele veren Topal Osman Ağa emrindeki Giresun uşaklarının yöredeki algısı akıcı bir üslupla anlatılır. Aslında roman Milli Mücadele döneminin yazılmayan Merzifon ve çevresi tarihi gibidir.

“Roman, başkahraman (yazarın izdüşümü olan Musa) ve ailesinin Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasındaki sefaletini merkezine alır. Hasan İzzet Dinamo, kendi çocukluk anılarından yola çıkarak; açlığı, babasızlığı ve kimsesizliği tüm çıplaklığıyla sergiler.

Savaş ve çeteler yüzünden göç etmek zorunda kalan insanların, Anadolu’nun zorlu coğrafyasında verdiği ‘yaşam kavgası’ dile getirilir. Dinamo, bu süreci ‘ateşten bir çemberden geçmek’ olarak tasvir eder.”

Kısacası “Ateş yılları” romanı, “Hasan İzzet Dinamo’nun sekiz ciltten oluşan devasa “Kutsal Barış” ve “Kutsal İsyan” serilerinin bir parçası (ve devamı niteliğindeki otobiyografik romanlarının başlangıcı) olan Ateş Yılları, Türk edebiyatının en kapsamlı toplumcu gerçekçi eserlerinden biridir.”

Roman’da “tarihin insanları ‘demir kalemlerle’ yazdığı, kuklalaştırdığı vurgulanır. Bu durum ‘Tarih, milletleri, dinleri ve mezhepleri keskin kılıç darbeleriyle birbirinden ayırmış’ dizeleriyle özetlenir. Gözyaşlarının uzaktan ‘şairane’ göründüğü ama yakından acılı olduğu, dile getirilir.

Bilindiği üzere Topal Osman Ağa komutasındaki 47.Giresun Gönüllü Alayı ve Hüseyin Avni

Alparslan komutasındaki 42.Giresun Gönüllü Alayı, Temmuz 1921 başında Sakarya (PolatlıHaymana) Savaşı’na katılmak üzere yayan Ankara’ya giderken, bir yandan da özellikle Havzamerzifon-Amasya arasındaki dağları mesken tutan Yunan emellerine hizmet eden Pontus Rum çetelerine karşı operasyonlar yapmaktadır. Bu operasyonlar sonunda kısa sürede Rum Pontus çeteleri üzerinde “Topal Osman” adı baskı kurmaya başlamıştır. “Ateş Yılları” romanında bu baskın etkileri yalın bir dille şu şekilde anlatılmaktadır:

“Amerika’daki Yunan asıllı milyarderler, Basil Zaharoff, Venizelos, Konstantin hep Pontos rüyasının [İnebolu-Batum arasında Rum Pontos devleti kurulması] peşinde. Fikirler süratle aksiyon haline geliyor. İngilizler, bütün Canik [Samsun] bölgesindeki kilise, okul ve Rum köylerini, dağlardaki mağaraları birer cephanelik, arsenal haline getirmekteler. Türk köyleri ve köylüleri vahşice yakılıyor. Ben buna alçaklık, vahşilik derim. Ama benim sözümü kim dinler? Elbette bana böyle bir vahşilik yaptırmak olanağını hiçbir vakit bulamayacaklardır. Sonra öyle kuvvetle inanıyorlar ki, sanki önümüzdeki bir iki yıl içinde Pontos devletini kuracaklarmış gibi geliyor onlara.

Şimdiye dek yüze yakın Türk köyü yaktılar, on binlerce Müslümanı yaktılar ya da kıtır kıtır kestiler. Şimdi de sıra Türklerde. Giresunlu Topal Osman adlı bir adam türemiş, misillemeye başlamış. Hem de daha korkuncuna. Bu birkaç zaman böyle sürüp giderse Karadeniz bölgesinde, Sinop’tan Batum’a dek ne bir Rum kalacak ne de bir Türk. Dağları vahşi hayvanlar kaplayacak. Pontos çetelerinin camilere doldurup diri diri yaktığı Müslümanlara karşılık Topal Osman da Rumları kiliselere doldurup yakıyormuş.

Hatta ele geçirdiği birçok Pontosçuyu yakmış. Şimdi bütün dağlarda Topal Osman korkusu başladı. Bu korku Merzifon’da bile baş göstermiş. Topal Osman’cı çeteler geceleyin gelip koleji [Merzifon Amerikan Misyoner Okulu’nu] bütün öğrenci ve öğretmenleriyle yakacak diye ödümüz kopuyor. Zaten bütün yapılarımız tahtadan. Hem de ak yağlı boya çıra gibi tutuşur.”

“Yollarda Türk izleme birliklerinin, Topal Osman’ın alayından kimselerin kontrolüne de uğrayabiliriz. … Topal Osman’ın çok tehlikeli, korkunç, kanlı bir canavar olduğunu söylüyorlar. Ama bu toprağın insanlarına zulüm yapanlar düşünsün. Bunca Türk köyünü ateşe verip insanlarını ateşten geçirdiler. İşte en sonunda bunları cezalandıracak insan da meydana çıktı.”

“Pontosçu çeteler, … bu katiller şehrin (Havza’nın) başına bela olmaktan, köşe bucakta yakaladıkları Türkleri öldürmekten geri durmuyorlar. Daha çok buradaki Fransız taburundan yüz buluyorlar. Ama onların da buradan çekilip gideceği söyleniyor.

Samsun’da Topal Osman’ın ‘tenkil alayı’ var. Kerataları (Pontus çetelerini) epeyce sindirdi. Onları buraya (Havza’ya) dek kovaladıkları da oluyorsa da henüz köklerini kazımaktan uzak bulunuyorlar. Dağ taş (Pontusçu rum) çeteci  kaynıyor. Yalnız içimizdeki Rumların hepsi onlardan. Bir gün ellerine fırsat geçerse Pontosçu eşkiyalarla birlikte hepimizi kıtır kıtır keseceklerinden kuşkumuz yok. O zamana dek de inşallah bizim arslan Kuva-yı Milliye ve Mustafa Kemal Paşa’mız yardımımıza koşarak bu gavurcukları dağdan taştan temizleyeceklerdir.”

“Şu nöbetçiler mi? Topal Osman Ağa’nın Milis Alayı’nın askerleri. İşte Samsun’u Pontos gavurundan temizleyen bu Karadeniz uşaklarıdır.   (Samsun kıyısının açığında liman olmadığından demirleyen) Gülnihal’den (Samsun’a) yolcu getiren bir motor iskeleye yanaşmak üzereydi ki arkada bir kıpırdanma oldu. Küçük kulübede oturan kontrol memurları ayağa fırlayıp selama durdular.

Sıkı bir subay giysisi giymiş, orta boylu, kalpaklı, manevra kayışlı, rütbesiz, yaşlı, çakır gözlü, kırpık bıyıklı, iri çukur çeneli bir adam, elindeki gümüşlü kırbacını pırıl pırıl çizmelerine vura vura ve epeyce iskele boyunca topallayarak ilerledi. (Bu kişi) Topal Osman’dı. Topal Osman motordan çıkan iri yarı bir adamın koluna girerek oradan uzaklaştı.

“Bunlar doğrudan doğruya bir yok etme siyaseti güdüyorlar. Sözüm ona Pontos Cumhuriyeti toprakları içinde kalan köylerin ve şehirlerin hepsini yakıp yıkıyor. Köylülerden öldürebildiklerini öldürüyor, öldüremediklerini de göçe zorluyorlar. Böylece buralar, düşüncelerine göre temelli kendilerine kalmak üzere temizlenmiş oluyor. Şu sırada eğer Topal Osman (Pontos Rum çetelerinde) hayal ve umut bırakmadığı (halde) işin yarısını çözümlediklerini sanmaktadırlar. Samsun’a inememişler. Çünkü Topal Osman oralardan kuş uçurtmuyor.

Topal Osman’ın fesat yuvalarını [Merzifon Amerikan Kolej kampüsünü] kuşattıktan (ve kolejde aramayı bitirdikten sonra) kıpkızıl bir aydınlık Merzifon Hristiyan mahallesini kaplamıştı). Sokaklar Topal Osman’ın süngülü milisleriyle doluydu. Pontosçuların istedikleri bela en sonunda yıldırım gibi başlarına inmişti.

(Yanan) Hristiyan mahallesindeki bütün Rumlar toplanıp kiliseye ve kimi genel yerlere doldurulduktan sonra evlerde araştırma yapılmış, pek çok silah ve patlayıcı madde ele geçirilmiş, sonra bütün evler ateşe verilmişti. (Merzifon) Amerikan hastanesiyle (Merzifon) Amerikan kolejinin bütün Amerikalı personeli ayrılıp bir yerde koruma altına alınmış, Amerikan uyruklu olmayan buralardaki bütün kişiler de yerli Hristiyanların toplandığı yerlere gönderilmişti.

Türk hükümeti temsilcilerinin de başında bulunduğu araştırma kurulu (Merzifon) Amerikan) hastanesinin ve kolejinin altındaki silah depolarından pek çok silah ve cephane, hatta toplar ve top mermileri çıkarmış, beton sığınaklarda birçok Pontosçu çeteci yakalanmış, okulun kasasında kilitli Pontos bayrağıyla mührünü, pek çok gizli yazıyı ele geçirmişti.

Korkunç yangın sürüp giderken evlerde arandığında bulunamamış bombalar, dinamitler, yıkım kalıpları ve cephane yığınları büyük bir gürültüyle patlıyordu. … Her adım başında ihanetle karşılaşan savaşçılar [Giresun uşakları] acıma denen duyguyu artık bir yana bırakmışlardı. Çünkü karşılarında bütün dünya Hristiyanlığı vardı. Bir haçlılar dünyası vardı. Bütün Türk savaşçılarının böyle düşündükleri görülüyordu.

Uykusuz, perişan bir geceden sonra (sabah olunca)  Hristiyan mahallesinden hâlâ dumanlar çıkıyordu. Merzifon’un havasında acı bir duman kokusu vardı. Hristiyan halk iki sıra olarak Orta Anadolu’da bir yere [Çorum’a cephe gerisinin güvenliğini sağlamak amamcıyla] sürgün edilmek üzere Topal Osman askerlerinin arasında yavaş yavaş ilerliyordu.

Topal Osman,  onlara [Pontos Rm çetelerine] artık Anadolu’da barınamayacaklarını gösterdi. Topal Osman şu Merzifon’daki eşekarısı yuvasını tütsüleyip dağıtmadan önce geceleri buraya çıkıp doğa güzelliklerini seyretmek bile olacak iş değildi. Herifler [Pontos Rm çeteleri] karanlık basınca her yanı haraca kesiyordu.”

Kar, izleri örtmesin.

Evvel gidenlere selam olsun.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.