‘Siyasete’ ‘Kör’ ‘ Bakanlar!’

Bir ‘ Bakan’ göz vardır; baktığında halkın tenceresindeki boşluğu, pazarın sonundaki o bükük boyunları, 20 bin liranın ay sonuna yetmeyen nefesini gören gözlere sahiptir. Bir de bakıp da görmeyen ‘Bakan ‘ vardır; halkın cebine kurulan pusuları, rasyonellik zanneden, ama o gerçeğin ağırlığını asla “görmeyen” gözleri…
BU SEÇİM, O SEÇİM DEĞİL!

​Zamanın ruhu artık o eski Akademi yıllarımızdaki devasa boyutlardaki ” saman sarısı “ sınav kağıtlarımıza sığmıyor. Birçoğumuz hatırlarsınız; o yıllarda önümüze gelen o çarşaf gibi kağıtlar bile bazen kurduğumuz ağır denklemleri çözmeye yetmezdi. Bugün Türkiye’nin önündeki tablo ise o kağıtlardan çok daha karmaşık ve çok daha gürültülü.
​Teknoloji baş döndürücü, ekonomik veriler saniyeler içinde bir eriyor bir yükseliyor.
Bu hıza yetişmek için kurulan “danışmanlık” mekanizması ise tam bir bilinmeyenli denkleme dönüşmüş durumda.
Bakıyoruz rakamlara:
Rahmetli Sayın Turgut Özal döneminde 10-15 olan danışman sayıları;
Rahmetli  Sayın Süleyman Demirel zamanında 20 lerin üzeri;
Sayın Ahmet Necdet Sezer zamanında nasıl olacaksa 3- 5 kişi ile idare edilmeye çalışılmış. Neymiş tasarruf. Sistem durmuş durmamış devam etmiş..işte.. Tabiki o günlerdeki 70 milyon civarında olan nüfusumuz bu gün yaklaşık 90 milyon ve dünya çok değişti. Bunları göz ardı etmemek gerek.
Bugün ; Cumhurbaşkanım Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN idaresindeki ekibimiz 40-50 yi bulan devasa bir orduya ulaşmıştır. Bir de alt gruplarla 100 ü aşkın bir ekip..ki;
“Kuşkusuz; kuvvetli ekipler, liyakatli kadrolar ve sıkı takip olmadan ülkemin işlerinin yürümesi ne kolay nede mümkün değildir.”
​”Madalyonun diğer yüzüne baktığımda içimde hep aynı his uyanıyor: Düzgün gitmeyen bunca işe bakınca; sanki o koca danışman ordusundaki herkes, çözüm üretmek yerine birbirinin ‘onay mercii’ gibi çalışıyor! Herkes birbirine ‘evet’ deyip, sanki birbirini onaylayınca; o kalabalıktan tek bir liyakatli ve aykırı ses çıkamıyor. Arif İnanç tespiti olarak buraya not düşüyorum: O koca ordunun içinde herkes birbirini onayladığı içindir ki; asıl meselelere müdahalede ya çok geç kalınıyor ya da hiç müdahale edilemiyor yada bihaber olunabiliyor.!
Bir Türk dünyaya bedel derken, biz o ‘ BİR ‘ ve o liyakatli sesi yüz kişilik bu ‘onay korosunda’ kaybediyoruz.
Bir lider günde 40-50 başdanışmana sadece 5’er dakika ayırsa, ömründen saatler sadece “merhaba” demekle geçer. Bu verimlilik mi yoksa bir kargaşa mı ? Ayrıca ne kadar araştırılırsa araştırılsın güvenilirlik ne derece sağlanabilir..
Rezervdeki Kısa Devre ve Bayram Sessizliği
​Siyasilerde bir özgüven; “Operasyon Completed” havası… 2023’te emekliye fark vermeyip yerel seçimleri dizayn eden akıl, bugün Bayram ikramiyesi adı altındaki o komik ödemelerin neden artırılmadığının da müsebbibidir. Farkında mısınız? O bayram harçlığına yapılmayan zamma dair kimseden tek bir ses çıkmadı. Aslında  ülkem insanlarının istediği bin TL. lik  bayram harçlığı artışı mı? Üstünde düşünülmesi gereken nokta burası! İşte bu farkındalık, sizi farkındalıksız kılmış! 100 kişilik danışman ordusunun pas geçtiği o halk sessizliği, aslında sandığın ne kadar sert olacağının işaretidir.
Cebimizde 5 kilo altın varken “20  kilomuz var, zenginiz” havası estiren ekonomi ekipleri, Mart 2026’da altın rezervlerinden sadece bir haftada 18 milyar dolar buharlaşırken neden sus pus? Bu para kaç bayram ikramiyesi ederdi demek, tabiki basit kalacak?
Sınır ötemiz ve dünya kelimenin tam anlamıyla yanarken, biz içeride bir de bunlarla mı uğraşacağız? Akaryakıt zamları, TÜVTÜRK kuyrukları gibi çözüm bekleyen meselelerin yanında; bir plaka harfinin şekli üzerinden suni gündemler yaratarak ortamı germek nedendir? Yeni uygulamaya konulan ağır trafik cezaları ve ceza kalemleri üzerinden yürütülen bu sürece çok dikkat edelim; acaba bu yöntemlerle Hükümetimiz ile Vatandaşımızı karşı karşıya mı getirmek istiyorlar? Dışarıda büyük bir yangın varken, içeride insanımızı huzursuz eden bu uygulamalar ile kimlere hizmet ediliyor? Siyasete ‘Kör Bakanlar’ bu tehlikeli oyunu ne zaman fark edecek?”
AVM Sarmalı ve “Ayıp Olmasın” Köleliği, ve
KAPALI MEKÂNIN KAPALI HESABI
​Gelelim o devasa AVM’lerin parıltılı ışıkları altındaki acı gerçeklere… 450’den fazla AVM’de ter döken yaklaşık 600 bin gencimiz var. Çoğu asgari ücretli ya da bir tık üzeri maaş alıyor. Ama sistem öyle bir kurulmuş ki; ‘evden yemek getirmek ayıp olur’ ya da ‘arkadaşlarla bir kahve içmeyelim mi, hem de yemek kuponlarım  var, sanki bedava duygusuyla sunulmuş, o gençlerin cebinden ekstra günde en az 300 TL de buharlaşıp gidiyor.
​Şimdi bu hesabı yapmaya o eski makinelerin haneleri yetmez:
Günlük: 180 Milyon TL
Aylık: 5,4 Milyar TL!
​Evet, yanlış okumadınız. Gençlerimiz ay sonunu getirmek için o uzun mesai saatlerinde ömür tüketirken, kazandıklarının ayda 5,4 Milyar lirasını yine o parıltılı binaların içindeki çarklara geri bırakıyorlar. Bu bir kazanç değil, resmen bir ‘ekonomik kısa devre’dir! Neden derseniz eğer. İzahı basit.Kendi emeğini, kendi çalıştığı sistemin kahvesine, yemeğine feda eden bir nesil… Bu üstü  ‘kapalı hesabı’ kimse görmüyor mu, yoksa görmezden mi geliyor?
Hele o mahalle aralarına kadar sızan “Zincir” yapılar… Bakıyoruz o devasa tabloya; Toplamda yaklaşık  42.500 şube! Yaklaşık 272.000 değişik pozisyonlarda çalışan insanlar, bu çarkın içinde ter döküyor. Yıllık toplam ciroları 745 Milyar TL’yi aşmış durumda. Bu rakamlar, Türkiye’deki toplam bakkal sayısına kafa tutuyor.
​Kelin köre gülecek hali kalmamışken; enflasyonu %30 açıklarken; kiranın %48 arttığı, biberin kilosunun 200 TL’ye dayandığı bu piyasamızda , 745 milyar liralık ciroların sahipleri mi suçlu, yoksa bu devasa “kör noktayı” görmeyen Siyasetciler, Danışmanlar ve İdari kadrolar mı? Birbirini küçümseyen bu bakış açısı ve denetlenmeyen bu zincirler, geleceğimizi kemiren asıl kurt mudur?
“Yol Nerede?” ve Neden Boş Tencere..
​Yıllardır hep bir ağızdan aynı nakaratı söyledik : “Durmak yok, yola devam!” Ama sormak lazım; sahi usta, o meşhur “çıkılan yol” nerede? Tabelasını mı değiştirdiniz, yoksa milleti bilmediği bir sapağa mı sürdük? Çok yazdım yorumlarda ama, hep oralarda kalmış belliki!  Yazık.
Bir diğer siyasi gruba da şunu soralım! oldu mu? ” Her Şey Çok Güzel Olacak” diyerek  çıkılan yolda nereye kadar geldiniz?
Rahmetli Sayın Süleyman Demirel’in o meşhur tespiti, bugün yeniden o sınav kağıtlarının tam ortasında duruyor: “Boş tencerenin yıkamayacağı hükümet yoktur.”
Bakın Sizlere biraz hatırlatma yapayım..
ANAP %45 oyla çıktığı o yoldan, boş tencerenin feryadıyla 2002 de %5 ile ayrıldıysa; bugün 20 bin liralık emekli maaşıyla 25 bin tl. kira ödemeye, tencereyi doldurmaya çalışan milyonların sessizliği, o büyük çöküşün habercisidir.
Elimizdeki Tılsımı Satarsak Eğer…
​Bazen bu devasa hesaplar, 1,8 trilyonluk cirolar, enflasyonu %30 diyerek ve kiranın %48 artışındaki o haksızlık karşısında bir  insan “Aman beynim durdu!” diyor. Ama biz kimin evlatlarıyız hatırlayalım lütfen; dünyaya hakim olacakken o elimizdeki yerli ve milli tılsımı da satarsak eğer, o “ceviz görünümlü beynimizle” kurduğumuz hayaller de birer birer elden çıkar.
1985 de ANAP ile başlayan ve hala da devam eden özelleştirmelere bakarak,
​Türk Telekom’dan TÜPRAŞ’a, Şeker Fabrikalarından limanlara, sigorta şirketlerinden bankalara kadar her şey bizim “tılsımımız”, bizim bereketimizdi. 70 milyar dolarlık özelleştirme yaptık;
gıdayı Japon’a,
sigortayı Fransız’a
limanı Katarlıya,
tütünü İngiliz ve Amerikalıya… teslim ettik. Dünya kadar malımız vardı, ama o “nasibi” ve üretimi elden çıkarınca; bugün 1.000 liralık bayram ikramiyesini artıracak o bereketi yaratamaz hale geldik.
Ve O Büyük Final…
Neden her atamanın doğru olmasını bekleyemiyoruz?
Çünkü tenzih ederek söylüyorum;
“çiğ süt emmişiz.”
İnsan faktörünün olduğu yerde hırs ve “Truva Atları” hep olacaktır. Her yorumda yazdım durdum sistemde kopukluk görülüyor.. içimizdeki Truva atlarını temizleyelim diye..Hükümetin adayı belli. Ancak muhalefet, stratejik bir akılla o beklenen ismi ya son virajda, saniyelerin kıymetli olduğu o son anda açıklayacak; yada gereken zaman da sunucaktır. İşte o zaman bu operasyon nasıl tamamlanacak diyenlerin hesabı, nasıl olur bakalım.. Bekleyip göreceğiz inşallah.
​4.5 aylık taze bir dedeyim. Yüce Rabbim herkese nasip etsin. Düşünüyorum çocuklarımıza ne yaptık da o bebeğe ‘ne’ verecekler. İçimdeki o sessiz savaşı verirken haykırıyorum: Bu sandık sadece bir tercih değil; 150 liralık kahvenin hesabını yapan gençliğin, görülmeyen bayram harçlıklarının ve susturulan halkın o patlamaya hazır sessizliğinin yüzleşmesidir. Elimizdeki o yerli tılsımı yabancı kasalara teslim edenler, sadece seçim zamanı meydanlara inenler, hala birbiri ile bir yarış içinde görünenler, iftira atarak, kirli siyasete kucak açanlar, sanki hiçbir fikir üretmeden sadece birbirilerinin ‘ onay mercii’ gibi çalışan danışmanlar; koltuğuna çakılıp halktan kopan bürokratlar ve sadece seçim zamanı meydanlara inen vekiller… parti ayırt etmeksizin Hepsi bilmeli ki; artık ‘gelmek isteyenin’ karşısında nasıl bir ‘farkındalık’ bulacağı asıl meseledir.
Biz bunları 50 yıldır gördük; artık ‘kör bakan’ değil, ‘gören göz’ olan bir milletin o derin sessizliği var karşınızda.
Bilinmeli ki;
Sessizliğin ihlali sandık kadar yakındır.
Bir erken seçim yada zamanında seçim bakalım bizleri nereye götürecek.
Sözün özü, 35 yıllık teknik bakışım ve neredeyse 50 yılın üstündeki siyasi tecrübemin iç sesiyle:
Bu kez de ben bir slogan buldum kendime!
BU SEÇİM, O SEÇİM DEĞİL!

Dip Not:
SEÇİM kazanmak isteyen beni çekinmeden arayabilir. Saygılarımla.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.