
Muğla’nın Milas ilçesinde, Akbelen Ormanı çevresinde yaşananlar Türkiye’nin birçok yerinde yaşanabilecek bir tablonun habercisi oldu. İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık’ın, zeytinliklerin ve tarım alanlarının acele kamulaştırılmasına karşı çıktığı için tutuklanması, çevre mücadelesinin geldiği noktayı gözler önüne serdi. Mahkemenin itirazı reddetmesi ise kamuoyunda adalet ve çevre duyarlılığı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Benzer bir tablo bugün Giresun’da yaşanıyor. Son açıklamalara göre ilin yaklaşık yüzde 85’i maden sahası ilan edilmiş durumda. İhaleye açılan alanların en az 38 köy ve yaylayı kapsadığı, yaklaşık 100 bin çiftçi ile milyar dolarlık fındık üretiminin risk altında olduğu ifade ediliyor. Bu topraklar sadece ekonomik değer taşımıyor; aynı zamanda milyonlarca insanın geçim kaynağı ve doğanın yaşam alanı olma özelliğini de barındırıyor.
Giresun’da yaşanan son gelişmeler ise endişeleri artırıyor. Tirebolu’nun Sekü köyünde, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sondaj makinelerinin bölgeye gönderilmek istenmesi, hukuk ile uygulama arasındaki mesafenin ne kadar açıldığını gösterdi. Bölge halkı, mahkeme kararını göstererek araçların girişine izin vermedi. Vatandaşların “Giresun’un tek bir karış toprağı satılık değildir” sözleri, aslında bu mücadelenin özünü anlatıyor.
Öte yandan Harşit Vadisi’nde maden faaliyetlerinden kaynaklanan atık sızıntılarıyla ilgili görüntüler, çevresel risklerin sadece bir ihtimal değil, yaşanan bir gerçek olduğunu ortaya koyuyor. Derelere karışan atıkların, tarım alanlarını ve su kaynaklarını tehdit ettiği yönündeki iddialar bölge halkının kaygılarını daha da büyütüyor.
1–2 Nisan 2026 tarihlerinde yapılan MAPEG ihaleleriyle Giresun genelinde 11 yeni maden sahası daha ihale edildi. Merkez, Piraziz, Bulancak, Dereli ve Şebinkarahisar ilçelerinde geniş alanları kapsayan bu sahalarda altın, bakır, gümüş ve benzeri madenlerin aranması planlanıyor. Ancak bu sahaların önemli bir kısmının su kaynaklarına, tarım alanlarına ve yaylalara yakın olması, çevre ve yaşam alanları açısından ciddi tartışmalara yol açıyor.
Bugün sorulması gereken soru şudur: Kalkınma adına yapılan yatırımlar, doğayı ve insanın yaşam alanlarını geri dönülmez şekilde tahrip ediyorsa bunun bedelini kim ödeyecek? Maden çıkarılabilir, enerji üretilebilir; ancak yok edilen bir orman, kirlenen bir dere ve üretim dışı kalan bir tarım toprağı kolay geri getirilemez.
Maden aranmasına ya da çıkarılmasına elbet karşı değiliz. Ancak özel sektör bunu en karlı yoldan yapmak istediği için genelde açık işletmeyi tercih etmektedirler. Halbuki arazi iyice etüt edilip galeri şeklinde doğaya zarar vermeden yapılsa veya bu mecburiyet ihale şartnamelerine konulsa tahribat kısmen önlenir. Sekü köylüleri tabii ki mahkeme kararına göre karşı durmuşlardır ama Doğankent’in Çatalağaç köyü bugün gerçek faciadır. Atık havuzlarından derelere atıklar karışmaktadır. Şirket şimdi de dereye büyük bir atık barajı yapmayı planlamaktadır. Altın gibi bazı maddelerin çıkarılmasında en kolay yöntem olan siyanür tercih edilmektedir. Projelerde bu da yasaklanmalıdır.
Kaldı ki dördüncü grup madenlerin aranmasında devletin payı yüzde dörttür. Kesinlikle devlete bir getirisi olmamaktadır. Kaldı ki Karadeniz’in yüzeyi altından değerlidir bütün Orta Doğu devletlerinin turizm olarak ilgisi karadeniz’dir. Dolayısıyla çevre katliamı yaparak bunu baltalamamak lazım
Giresun’un ve benzeri bölgelerin geleceği, sadece ekonomik hesaplarla değil; doğa, hukuk ve insan yaşamı dengesi gözetilerek belirlenmelidir. Çünkü bu topraklar yalnızca bugünün değil, yarının da mirasıdır.
2