İnsanlar lüks değil adalet istiyor

Bir süredir çocukların ve torunların yanında olmak için İstanbul’dayım. İnsan memleketten uzaklaşınca ülke meselelerini biraz daha dışarıdan, biraz daha soğukkanlı değerlendirme imkânı buluyor. Ama İstanbul gibi bir şehirde gündemden uzak kalmak mümkün değil. Burada hayatın temposu kadar memleket meselelerinin karmaşıklığı da insanın üzerine geliyor. Kahvede, vapurda, pazarda, takside konuşulan konu yine ekonomi, adalet, geçim sıkıntısı ve devlet kurumlarına duyulan güven meselesi…

Son günlerde dikkatimi çeken haberlerden biri, İstanbul Havalimanı’nı yapmak ve 25 yıl işletmek amacıyla kurulan İGA A.Ş.’nin kamuya olan borcundaki olağanüstü artış oldu. Cengiz ve Kalyon ortaklığı bünyesindeki şirketin, Devlet Hava Meydanları İşletmesi’ne olan borcunun birkaç yıl içinde katlanarak büyüdüğü ifade ediliyor. 2022 yılında yaklaşık 138 milyon lira olan alacağın, 2025 sonunda milyarlarca liraya ulaştığı belirtiliyor. Bu rakamların büyüklüğü kadar düşündürücü olan başka bir mesele daha var: Bu ülkede vatandaş elektrik faturasını, kredi kartını, vergi borcunu bir gün geciktirdiğinde karşısında devletin bütün yaptırım gücünü bulurken; milyarlarca liralık kamu alacaklarında neden aynı hassasiyet görülmüyor?

İnsanlar artık rakamlardan çok adalet duygusunun kaybolmasına tepki gösteriyor. Çünkü vatandaşın gözünde mesele sadece ekonomi değil; eşitlik meselesidir. “Kanun herkese eşit uygulanıyor mu?” sorusudur. Toplumun huzurunu bozan da tam olarak budur.

Bir başka tartışma da TÜİK üzerinden yaşanıyor. Yıllardır açıklanan enflasyon rakamları ile vatandaşın pazarda, markette, kirada yaşadığı gerçek hayat arasında büyük bir uçurum olduğu konuşuluyor. Emekli maaşı, memur zammı, işçinin ücret artışı bu verilere göre belirlenirken insanlar kendi mutfaklarında bambaşka bir enflasyonla karşılaşıyor. Hal böyle olunca TÜİK’e duyulan güven de ciddi biçimde sarsılıyor.

Son TÜİK Başkanı’nın görevden alınmasıyla ilgili tartışmalar da bu güvensizliği daha da artırdı. Çünkü vatandaş artık şuna inanmak istiyor: Devletin kurumu, siyasi beklentiye göre değil, gerçeğe göre veri açıklasın. Rakamlar bir hükümeti kurtarabilir belki ama vatandaşın cebindeki yangını söndüremez. Pazardaki domatesin fiyatını, kirayı, çocuğun okul masrafını insanlar zaten yaşayarak görüyor. Gerçek hayat ile açıklanan veriler arasındaki fark büyüdükçe kurumların itibarı da zedeleniyor. Tabii ki son enflasyon rakamını 4 ün üzerinde açıklayınca görevden alındı. Vatandaş böyle düşünüyor.

Devlet dediğiniz şey yalnızca bina değildir; güven duygusudur. Eğer vatandaş devletin açıkladığı rakama inanmıyorsa, o zaman orada çok daha büyük bir sorun vardır.

Bir diğer mesele ise artık toplumda ciddi bir öfkeye dönüşen “çakarlı araç” konusu… Eskiden devletin zirvesindeki birkaç kritik makam dışında kolay kolay görülmeyen çakarlı araçlar bugün adeta imtiyaz ve ayrıcalık gösterisine dönüştü. Tarikat bağlantılı isimlerden sosyal medya fenomenlerine, sözde şehzadelerden kendini dokunulmaz hisseden bazı çevrelere kadar herkesin çakarlı araçla görüntü vermesi toplumda büyük bir tepki oluşturuyor. Hele de istanbulda trafiğe çıkarsan mutlaka 4-5 tane çakarlı araç görürsün bir de saygısız bir şekilde sollama yapar emniyet şeridinden giderler. Sayın milletvekilim ya da eski milletvekilim biraz mütevazi olun lütfen. Siz kazanırsınız.

Çünkü bu mesele yalnızca trafikte kural ihlali değildir. Bu mesele doğrudan devlet ciddiyetiyle ilgilidir. Vatandaş artık arkasında çakar yanan bir araç gördüğünde saygı değil öfke hissediyor. Oysa gerçekten görev gereği çakarlı araç kullanması gereken bir devlet görevlisi de olabilir. Fakat ölçüsüzlük ve ayrıcalık kültürü yüzünden insanlar artık hepsine aynı tepkiyi gösteriyor.

Bu durumun en tehlikeli tarafı ise halkın devlete olan saygısının aşınmasıdır. Devlet, vatandaşın gözünde adaletle büyür; ayrıcalıkla değil. Eğer insanlar “Bu ülkede kurallar herkese değil sadece sıradan vatandaşa uygulanıyor” duygusuna kapılırsa, toplumsal bağlar da zayıflar.

Bugün Türkiye’de ekonomik sıkıntı kadar büyük olan başka bir kriz varsa o da güven krizidir. İnsanlar artık yalnızca cebindeki paranın değer kaybetmesinden değil; kurumların, kuralların ve adalet duygusunun yıpranmasından endişe ediyor. Çünkü bir ülkede güven sarsılırsa ekonomi de siyaset de toplumsal huzur da uzun süre ayakta kalamaz.

İstanbul’un kalabalığında dolaşırken insan şunu daha net görüyor: Vatandaşın beklentisi aslında çok büyük değil. İnsanlar lüks değil adalet istiyor. Ayrıcalık değil eşitlik istiyor. Korku değil güven istiyor. Ve en önemlisi, yönetenlerin halktan kopmadan, halkın yaşadığı hayatı gerçekten görmesini istiyor.


2
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.